Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim...
dünyanın en güzel yeridir benim için. ömrümün en güzel günleri burada geçti.
peki trabzon'da napılır?
önce nefes alınır trabzon'da. temiz, hani içine çekince boğazına düğümlenmeyen tüm göğüs kafesini dolduran cinsinden.
sonra; biraz meydan'ı tanımaya çalışmak gerek. zira sokaklar her biri birleşir bir yerde bu yüzden trabzon yürüme gezilir.
napalım bu gün mesela iş güç yok, ganita'ya gidip yürüyüş yapalım.
kuyumculardan aşağa, köşedeki simitçiden bir trabzon simidi alalım.
sonra kalkanoğlunda kara pirinç pilavi ile kavurma yiyelim.
sonra meydanda bulgurkingde bulgur pilavı.
boztepe'ye çıkalım akşamları, manzaraya karşı semaverde çay içelim, günü batıralım.
sonra yaylalara çıkalım adı sayma ile tükenmez.
az geri gidelim akçaabat sahiline. denize sıfır manzarasında akçaaat köfte yiyelim.
akçaabata gelip da beton helva yememek olur mu hiç helvacıya uğrayalım.
bir gün sabah erken saatte vuralım yola sümelaya gidelim.
manastırın tepesinden bulutlara tutanacak kadar yakınken biraz düşünelim.
orada hemen akan serin derenin üstünde bir kiremit köfte, bir fırın sütlaç yiyelim.
ağaçların arasında ruhun temiz, ciğerilerin temiz geri gelelim.
sonra bir sabah tekrar vuru gidelim yolu çaykara'ya. uzun cami ye karşı yer sofrasında peynir zeytin reçel bal değil, ekşi trabzon ekmeğini bana bana uzata uzata kuymak yiyelim.
hiç çay içmeyenin bile ince belli bardakla ne kadar çay içebildiğine şahit olalım.
alışveriş merkezi mi istiyorsun forum var.
e alışveriş istersen istanbul da izmir de hangi mağazalar var ise hepsi burada.
e maç desen, git kendi stadında izle.
özetle, misafir değil de oranın insanıysan trabzon zaten eksiksiz.
dünyanın en güzel yerlerinden.
ne demişti nazım hikmet, memleketim, memleketim...
yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne
ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
mehmet salih'in çayını
bodos'un meyhanesini
gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor canım
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
istanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz.