ofun bir ili.
ilk türklerin 1042 de gelmiş olduğu fatih gibi dünyanın en buyuk devlet adamı eliyle fetholunmuş, yavuz gibi bir büyük insanla şereflenmiş futbolun beşiği bir şehir. her seçimde tüm parti bayraklarından çok trabzonspor bayrağı taşıyan futbol sevdalısı bir memleket.
insanı ateş, can . türkiyede en fazla silaha oranla suçun en az olduğu 4. şehir. hastaneleri ve temizliği ile turkiyede ilk 5 e girmiş şehir.
sağcısıda solcusuda bu ülkenin sevdalısı. bilinenin aksine hiç lazın yaşamadığı bir il.
bir samsunlu olarak soylemeliyim ki insani cidden tuhaf, kaba, espriden anlamaz.. istisnalar da var ama yok arkadas yerlisi harbiden tuhaf ya.. enistemin samsundan trabzona tayini cikti, zor kacti samsuna.. o kadar tuhaflar yani ama kendi kendilerine iyi anlasirlar o ayri..
özellikle güneyden geliyor iseniz, henüz uçaktayken yeşili görüp tabiatı ile farklı hissediyorsunuz.
yörenin en iyi muhafaza edilmiş, dağlara kadar uzanan trabzon kalesini gezmeden, Fatih/irena Kulesi olarak bilinen cephaneliğe bakış atmadan, trabzon halkının ulu öndere hediyesi olan atatürk köşkünü ziyaret etmeden, akçaabat semalarında köfte yemeden(ilk kez trabzon'a gelen arkadaşlar, önünde farklı şehir plakalarının olduğu mekanlara girmesinler, yerel plakalı 28, 55, 25, 29, 08, 52 araçların olduğu mekanlar tercih edilirse, gerçek akçabaat köftesinın tadı damaklarda kalacaktır) herhangi bir yaylanın sisli havasını içinize çekmeden, arnavut kaldırımlarının verdiği dinginliği hissetmeden, sürmene yahut şehir merkezindeki karpi'de enfes pideler yemeden, doğanın üç ana rengini görmeden(bordo,mavi,yeşil), kamuoyu nezdinde ses getirecek bir derbiyi izlemeden, derbinin galibi trabzonspor ise akabinde süleyman restaurant'daki çoşkuyu görmeden, boztepe'den güneşin batışını seyretmeden, uzungöl'ün huzur veren sessizliği ile büyülenmeden, ganita'da çay içmeden, sümela'yı solumadan, uzun sokağın sonundaki simitçiden trabzon simidi yemeden, zigana'da güne karla merhaba demeden, kızlar manastırını görmeden, ayasofya'yı ziyaret etmeden dönülmemesi gereken.
hem antik hem rahatlatıcı bir tatile ev sahipliği yapabilecek kapasitede, ülkenin en yeşil coğrafyalarından birine sahip olan, mavi ile yeşilin düet yaptığı şehir.
şehir insanları olarak herkesin ortak noktası trabzonspor olan ve 2010-11 futbol sezonunda şike ve teşvik ile rakibinin haksız bir rekabetle önüne geçmesi sebebi dolayısıyla bugün ahlaklı isyanını trabzon - atatürk meydanı'nda saat 14:00'da toplanmak üzere devam ettiren görünüşte bu ülke sınırları içerisinde ancak bir o kadar da bu ülkeye yabancılaştırılmış bir şehir.
biz adaletten, doğruluktan, haklıyız ama güçsüzüz* demekten bıkmayacağız.
hırsızları, arsızları ve tüm bu yaşananları görmezden gelen omurgasızların da bir an önce siktirip gitmesi tek temennimizdir.
karadeniz'in en güzel illerinden biri. şu meydandan minibüsleri kaldırsalar orası bi rahat etse çok daha güzel olacak. bir de çömlekçi kentsel dönüşüme girecekmiş herhalde yıksınlar valla rezil ediyor güzelim şehri.
bünyesinde barınan insanların iq seviyesinin ortalaması 61'miş. onlara her yer trabzon, her şey şike. yeryüzünden silinseler ya da siktirip gitseler keşke.
karadeniz'in en gelişmiş kentlerindendir ama nedense insanları bu gelişmişlikle paralel yol almazlar... neden bilinmez değişmek istemezler, farklı olanın kabulu zordur bu şehirde, hep bir tutuculuk gözlenir.. belki yaşayanlar için daha farklıdır ama dışarıdakilere hissettirdiği budur.
bu şehrin kendisi ve yerlisi ile ilgili hakkında kötü entry girmek cesaret işi doğrusu. doğru düzgün gelişmemiş ortalığın apaçi kaynadığı göt kadar şehri cennet sanan yurdumun muhafazakar yazarlarından bazıları başınıza bela olabilir çünkü. dersin ki "yok kardeşim hepsi öyle değil iyiler de var içlerinde" falan adam der ki yine de "amııagorum adam gibi gonuş". ironik bir tepki tabi.
aman seri eksiye dikkat. güzel şehirdir güzel. insanları kendilerini bir bok zannetmez. olgunlaşmış, eleştriye açık kişilerdir.
eğer öğrenciyseniz ve şehrin yerlisi olmadığınız sürece ister şehrin yarısını tanıyın daima yabancılık hissine kapılacaksınız. berbere gidin, doktora gidin nereye giderseniz gidin hatta bir yere gitmeyin yoldan adam çevirin iki laf edin adamın ilk yarım dakika içinde soracağı soru bellidir "öğrenci misin?" hatta bu soru artık o kadar klişeleşmiştir ki adamın soracağı bu soruyu gelmeden üç saniye önce hissetmeye başlarsın. azıcık düzgün şiveyle konuşuyorsan ya da burnun kaşın gözün onlara benzemiyorsa hemen teşhisi koyarlar. bu bizden değil diye. bir de hemen mod değiştirip şehrin misafirperver yerlisi konumuna ani bir geçiş olur bu zaman diliminde. zorla kendini misafir gibi hissettirirler. "hahaha bizden değil bu yabancı" gibi devamlı süregelen tarzda davranışlar artık bıkkınlık haline gelir neticesinde.