tasavvuf aşıkların, sadıkların yoludur.
iddia edildiği gibi mutasavvıfların mağaralarda münzevi bir hayat yaşadığı ise gerçeği yansıtmamaktadır. diyar diyar gezen ibn-i arabi hazretleri, abdülkadir geylani hazretleri, mevlana celaleddin hazretleri, mevlana halid i bağdadi hazretleri, şah-ı nakşebend hazretleri, imam-ı rabbani hazretleri ve daha pek çok tasavvuf büyükleri münzevi bir hayattan uzak yaşamışlardır.
ayrıva tasavvufta müridlerin hata etmeyen insanlar olması amaçlanmamaktadır. burada amaçlanan şey şahsın nefsini terbiye etmesidir. ve müridlerin nefsini dağda bayırda terbiye etmelerinden ziyade şehirde, insanların arasında terbiye etmeleri hususunda pek çok menkıbeler vardır. tasavvufun bir özelliği de müctemi değil münferit olmasıdır. dolayısıyla tasavvufta müminlerin topyekûn münzevi bir hayat yaşamalarının istenmesi mantığına aykırıdır. böyle bir durum da zaten söz konusu değildir.
tasavvufta müride, müridin zikir halinde olması öğütlenir. müridin sürekli allah'ın varlığını hissetmesi ve bir an olsun Allah'ın varlığını unutmaması istenir. bu durumun ise islamiyet'in ruhuna bazılarınca neden aykırı göründüğü ise merak konusudur.
Kalbi kötülüklerden arındırmak temizlemektir sadece Allah için var olup kalbi Allah sevgisi ile doldurmaktır. Tarifi pek de mümkün olmayan bir durumdur tasavvuf.
Tasavvuf ruh ve irade terbiyesi, tefekkür etmek, zikretmek , anlamak, anlatmak eylemlerinin tamamıdır. Ortak bir payidede buluşmaktır ve bu hak yoludur. Kuranı kerim net bir kitaptır düşünmeye açıktır ama tartışmaya değil. Olmamalı da.. Sana göre bana görecilik dinde olmaz çünkü.. işte tasavvuftaki açık burdan kaynaklıdır kişiler kendince görüş beyan eder ve tasavvufu sevgi saygı zemininde yaşayalım derken bir bakarlar yahudinin hristiyanın maşası olmuş.. Allah şaşırtmasın.
bazı kişiler, bazı din adamlarının şirk koşmaya kadar yükseltildiğini, yuceltildiğini soyleyip tasavvuftan çıkıyorlar hz.muhammed zamanında olup olmadığı kuran ın buna nasıl baktığıda mechuldur bende pek sıcak bakmıyorum.
bir nevi uyuşturucudur. huxley'in uyuşturucu kullanıp aldığı zihinsel sonuçların aynısına tasavvuf ehli de ulaşmıştır. sadece yöntemleri farklıdır. tasavvufçular aklı kötüler, mantığı bozar, aynı hareketleri ve sözleri tekrar ettirerek insanı bir nevi robota dönüştürür. açlık ve susuzlukla beynin kimyasını bozarlar... bunun ismi tasavvufta 'aşk' olur.
şu devirde belki de en çok anlaşılmaya ihtiyaç duyulandır. zira olaya yüzeysel bakıldığından tasavvufla uzaktan yakından alakası olmayan yorumlara maruz kalmaktadır.
en ufak örnek; erenlerin seyr-i süluk esnasında ağızlarından dökülen şathiyyat adı verilen sözler tasavvufu eleştirenler için önemli bir cephe niteliğindedir. oysa ki o gördüğü muazzam şeylerin tesirinde olan insanın illa ki gerek şaşırmaktan gerekse kendi nefsine karşı maşukun yüceliğine olan hayretten ağzından bu tür lafların çıkması pek tabii bir durumdur. kaldı ki bu sözlerin büyük çoğunluğu şifreli bir dil niteliğindedir. yani o hale vakıf olanlardan başkası ya yanlış anlar, ya da anlayamaz.
bir bütünden savrulan parçaların saflaşarak aynı bütüne dönmesi yolunda, insanların kendi nefislerini kendi akıllarıyla terbiye ederek, aklen ve vicdanen mükemmel insan formuna ulaşmalarını hedefleyen, zorlu imtihanlarla dolu bir süreç, islâmi inancın ne şekilde disipline edilmesi gerektiğini öğreten bir eğitim biçimidir.
içine girdikçe ve o benzersiz tadına vardıkça daha da derinlerine inmek, fırtınalar içerisinde çoğu kez kendini kaybetmekten kurtulamayan aklınızı bir an önce toparlayarak, bir meczup haline dönüşmeden saflaşmak, daha da saflaşmak, parça olarak savrulduğunuz o bütüne bir an önce ulaşmak için var gücünüzle mücadele edersiniz.
tasavvuf ilminin derinliğini görmeden, 13.yüzyılda yaşamış hz. mevlana'nın tahayyül gücüne, o devrin insanı olarak neleri düşünüp-kurgulayabildiğine, insan ve doğa sevgisine şahit olmadan, "ben ateistim" dememek gerek.
tasavvuf islam'ın hayata tatbik edilmesidir. tasavvuf kelimesi tövbe, inabe, mücahede, zühd, takva, hakikat, marifet gibi birtakım terimleri içine alır. tasavvufi hayatı yaşamak, tövbe kelimesiyle anlatılan hali yaşamaktır. inabe etmek kamil bir mürşidin elinde tövbe etmektir.
mücahede ise kur'an ve sünnet'in hükümlerinde takva sahibi olmaktır. bir başka ifadeyle, kulun allah'a kulluk vazifelerini en güzel şekilde yerine getirebilmesi için insanları, terbiye usulleriyle güzelliğe ve kemalâta ayak bastırma, bu uğurda mücadele etme yoluna tasavvuf denir. bir çok tasavvuf tanımı olmakla birlikte tasavvufa, güzel ahlaka sahip olma uğraşı da denir.
kendisi hakkında pek detaylı açıklama yapılamayan, herkesin bilip anlayamayacağı bir şey''miş''. o halde hiçbir şey demektir. kur'an allah'ı bildirme, haber verme ve kurallarını öğreten bir kitap iken, allah'ı bilme ve bildirme iddiasında olan bir saçmalık ki buna tasavvuf deniyor her ne hikmetse herkesin bilip anlayamadığı, vakıf olamadığı kozmik bir dil haline geliyor. kur'an kendisi için ''apaçık bir kitap'' bir öğüt olarak bahsediyor. edebi anlamda dünyanın en sade anlatımlı kitaplarından biri de kur'an'dır. mesajı nettir. ama tasavvuf öyle mi? kuantum kozmolojisi bu kadar karmaşık değildir neredeyse.
tasavvufun bu kadar kapalı kutu olması herkesin anlayamaması? gösteriyor ki tasavvufun allah'ın dini ile yakından uzaktan alakası yoktur.
hz.peygamber'in bunu sadece halife hz ebu bekir'e öğrettiği ise ibn arabi gibi şarlatanların uyduruk risalelerinde bulunmaktadır yani desteksiz atımlardır bunlar. önce şunu sormak gerek, peygamber ebu bekir'e neyi neden öğretmiştir ve neden sadece ona öğretmiştir. bence bu tip bir tavır bir tebliğciye hiç mi hiç yakışmıyor ümmet olarak bozuluyoruz. *
tabi ki bu bir yalan. ne ashab ne ehlibeyt (allah tümünden razı olsun) bu mistik zırvadan haberdar dahi değildiler. 1. asrın ilk fıkhi metinlerini okuyun mesela mürcie mezhebini, sonrasında mutezile'yi. bu garipliklerin hiçbirine rastlayamazsınız. ayrıca kimine göre de velayeti peygamber sadece hz ali'ye vermiştir. karar verin ebu bekir mi ali mi?
bu kadar kozmik bir bilgi haline getirilen ve peygamberler ve onların yetki verdiğinin iddia edildiği kişiler dışında anlaşılamayan bir şey kur'an'ın ruhu ile çatışma halindedir.
tasavvuf bugün sıklıkla yapıldığı gibi ticari romanlara malzeme olabilecek bir şey olabilir en fazla.
keşke felsefe kadar derinlikli olsa, keşke. felsefe ile tasavvufu aynı kefeye koymak, insanlığın en büyük buluşu olan felsefeye hakarettir bana göre.
kısaca tasavvuf, doğu irfanı,hristiyanlık(isevi olmayan şeriat), paganizm, zerdüştlük ve ona tepkisel olarak doğan hareketler(mazdekizm, maniheizm) gibi şeylerin toplamından ibarettir.
bugün tasavvufu doğru düzgün araştıran herkes mazdekçi fırkalar ile ismaili dailerin savundukları şeylerin, mevlana'nın muhyiddin-i arabi'nin yazdıklarının söylediklerinin birebir örtüştüğünü göreceklerdir.
kısa bir anektod olarak aktarayım, hallac-ı mansur'un tavasin adlı kitabında ezel ve iltibas ta'sini diye bir bölüm vardır. burayı okuduğunuzda adem'e secde mevzusunda sanki allah ile adem suçluda şeytan diğer ikisinden daha akıllı sanırsınız. o bölümlerden bir diyalog,
-Musa, iblise sordu: Allah'ı hatırlar, anar mısın?
+Aynı anda hem ben anılıyorum, hem de O. euzubillah diyen her kul hem beni anar hem o'nu.
daha böyle nice iğrenç tasavvufi zırvalar var. akla hayale gelmeyen bir sürü mide bulandırıcı şey. hatta hallac'a göre firavun da davasında haklıdır. çünkü kendisi de bir mazdekçi olduğu için islam'ın karşısında ademe secde etmek durumunda kalan bir iblis, musa'ya biat etmek durumunda kalan firavun gibi hissediyordu kendisini. ayrıca hallac gibilerin siyasi duruşları da çok ayrıntılı ve meşakkatli bir konu. yani bu adamlar babasının hayrına sufi değiller.
din mefhumu orta çağ'ın en güçlü silahıdır. tüm tarikatların, dini-siyasi hareketlerin bu dönemlerde patlak veriyor olması tesadüf mü sizce?
ez cümle; tasavvufun bir müslümana vereceği hiçbir şey yoktur. bunu cennet cehennem, huri nuri gibi saçmalıklar kategorisine almayın. manevi olarak ve hayatı anlamlandırmak adına diyorum bunu.
kişi kendinden örnek vererek yazacak bunu. okunur mu bilmem ama yaşayış olarak tasavvufa geçiş için bir örnek olarak bulunsun.
kendimi bildim bileli yaşayışım da ve insanlara davranışımda temel doğru olarak kabul ettiğim şeyleri 2011 senesinde hastaneye yatmakla bir ideolojiye oturtmaya başladım. bu hastane evresi akciğerimin sönmesine neden olsa da;teşhis konulurken de ameliyat olduktan sonraki dönemde de bunun hayırlısı olduğunu biliyordum. dünya düzenini algılayışım her şeyin olağan gelmesi gözlemlerime dayanan şeylerdi. ama inanış olarak aidiyet hissedemiyordum hiçbir görüşe. zaten tasavvufun güzel olayı da burada. hiçbir öğreti olmadan kişi özünde sorduğu sorulara cevap aradığında yaşayışı mutlak aşkı için oluyor. insanların yastıklarına başlarını koyduğunda sorup öteledikleri sorular aslında zorlaştıran birçok şeyi. akciğerimin sönmesine sebep olan şey bir DMT nöbetiydi. bilincim tamamen kapalı ve çevremde olan kimseyi tanımıyordum. gördüğüm şey tarif edilemiyor olsa bile gerçekliğine her şeyden çok inanıyorum. yanımda olan insanlar çocuklar arkadaşlarım olmasına rağmen duyduğum sesler gereksiz ve fuzuli geçiyordu. nöbetim bittiğinde yanlarına döndüğümdeyse yaşanan normal dünyanın geçici bir güzellik olduğunun farkına vardım. bu farkındalık beni olgusal olarak bildiklerimi araştırmaya itti. çok fazla kitap okuyan araştıran bir adam olmama rağmen gerekli şeyleri okumadığımı fark ettim. beni içsel olarak rahatlatacak konulara eğilmeye başladım. uzun süre başlamak için kaynak aradım."Amak-ı hayal" benim bu yolda başlayıp başucuma koyduğum ilk kitap oldu. bütün dinlerde yapılan ibadetler, yaşantılar ve mutlak gerçeği anlamak üzerine okuduğum en iyi tasavvuf kitabı. okunan şeylerin çoğalması araştırılan şeylerin olgularını destekler nitelikte olması "zaten ben bunları biliyordum ve böyle yaşıyordum"noktasına getiriyor. evet aslında tasavvufun özü bu şahsıma göre. kişi kendine sorduğu sorulara ne kadar yönelir cevap verirse dünya hayatı bir o kadar kolaylaşır. şu anda olduğum noktada çevremdeki insanların sormaktan çekindiği her soruya kulak açmakla alakalı. yakın çevremde olan içten içe huzursuz ama bunu saçma görerek paylaşamayan insanların varlığına şahit oluyorum. insanlar asıl merak ettiği sorulardan o kadar kaçıyorlar ki olmak istemedikleri insanlar oluyor ve bundan iğreniyorlar. bu yazıyı kim okunur mu bilmem ama içinizi kemiren en saçma soruyu bile araştırmaktan çekinmeyin. kendinize sorduğunuz her soru sizin yaşayışınızı kolaylaştıracaktır.
Bir inanc disiplinidir. Eger tasavvuf kavrami olmasaydi, ya da onu bu kadar guzel anlatan mevlana diye biri olmasaydi bir ateist olarak bu basliga cok baska yazilar yaziyor olabilirdim. Arastirmaya deger..
Anlam kargasasi editi: Mevlana olmasaydi ateist olurdum, muslumanlikla ilgili bir problemim yok.
arap coğrafyasında çıkmayan islami düşünce akımı. emeviler gibi dini kendilerine mal etmeye çalışan araplar tarafından reddedilmiştir, halen reddedilmektedir. düşünme, sorgulama gibi şeyler islam'ın bazı yorumları tarafından kabul görmez nedense, hangi korkudandır, bilinmez. eğer allah korkusundansa, "kişi ıssız adada doğsa ilk önce arapça öğrenir, allah'ı kendi kendine anlar, bulur" iddialarına göre, düşünmekten de korkmamalıdır; kuran'a göre allah, şüphesiz insanları ve cinleri kendilerine ibadet etsinler diye yaratmıştır. kendi sistemlerine tehdit olarak algıladıkları her düşünce biçimini yok etmek üzerine yaşayanlar, bu tasavvufçulardan birini (hallac-ı mansur) vahdet-i vücud'a gönderme yaparak "ben hakk'tan bir parçayım, ben Hakk'ım, Hakk benim" dediği için katletmişlerdir ki bu en bilinen örneklerinden biridir. bir diğerini ise, cemaatin esas lideri olan alim öldükten sonra oğlu tarafından kurulan tarikat tarafından, ölen alimin en yakın arkadaşının katledilmesinde ve arkasından olmayacak yakıştırmalarda bulunulmasında görmekteyiz. (bunu da siz bulun)
her toplumun kendi adetleri, gelenek görenekleri, yaşayış biçimleri, dini yaşayış biçimlerine de etki etmiştir, kitap aynı, iman aynı, öz aynı iken farklı toplumların yaşayışlarını "hayır sen binlerce yıldır böyle yaşadın, artık arap adetleri ile harmanladığımız mezhebe göre yaşayacaksın" diye zorlamak islam'a, en azından barış dini iddiasında bulunulan islam'a aykırıdır. sonra kimileri "arap dini" diyince kızılıyor. sen "alemlere rahmet" dediğin dini arap adetlerine sıkıştırıp, kadınları ezerek, eğitime karşı çıkarak, töre diye kan davası vs. güdersen, açık açık isim verilerek bazı arapların özelinde olan dini yaptırımları kalkıp kendi toplumuna uygulamaya kalkışırsan böyle trajikomik durumlara düşersin. tengricilik'ten islam'a geçerken "aa bak bu bizim dine ne kadar benziyor, hadi hacca gidelim, kızların ata binmesini yasaklayalım" denildiğine inanıyorsan ne diyebiliriz ki..
hadi şimdi kalk ve türkiye'den kurşun döktürmeyi, çaput bağlamayı, nazar inanışını kaldır bakalım..
hicri 1. asrın sonlarından itibaren islam'a karşı açılan savaşın mistik cephesidir. tasavvuf o kadar kirli bir yapı ki, müslüman halkları asırlardır pasifize ederek milyonlarca müslümanı kimi zaman haçlılara kimi zaman moğollara kul köle etmiş, kanlarının dökülmesine sebep olmuştur.
bakmayın öyle farsça süslü püslü meratiplerden müteşekkil bir zırvalar silsilesi olduğuna. çünkü bu tasavvuf saçmalığının ne dünyevi ne de dini karşılığı yoktur, en azından kur'an açısından yoktur. hint irfanı ya da mistisizmi ile paganist roma kültürünün karışımı olan bu anlamsız ''şey'' ön asya'ya gelene kadar onlarca kılığa bürünerek geldi ve burada şekil değiştirdi, en sonunda da islam'ın içine kirli bir maske kuşanıp girmiş oldu. o köhne çürümüş hırkasını peygamber'in cübbesi, postunu da peygamber'in postu yaparak üstelik.
yani bu kadar iddialı laflarla enjekte oldu islam'ın içine.
tasavvuf kur'an'ın inzal olduğu coğrafyadan köken almamıştır. o uyduruk tarikat silsilelerinin hz.ebu bekir ile hz ali'ye dayandığına bakmayın, çünkü bu zırvadan o coğrafyadaki insanların haberi dahi yoktu kaldı ki ''velayet'' silsilesi onlar kanalı ile gelmiş olsun.
ayrıca ne ruhu ne de insanı ne de hayatı kemale erdirecek bir vasfı yoktur tasavvufun, olsa olsa şeriati'nin değimi ile ''eşekleştirme iksiri'' olabilir en fazla. zaten mutasavvıfların ve tasavvufun tarihteki duruşu ile tahribatlarına baktığımızda bırakın insanı kemale erdiren bir olgu olmayı hatta haysiyetsiz ve zelil bir hayvana çevirdiği görülecektir.
bu konu fazlaca uzun. vakit buldukça tasavvufun tarihi, menşei, islam dünyasına etkileri ya da zararları gibi konularla alakalı onlarca yazı yazacağım aktarabildiğim kadarı ile. başlangıç olarak bilindik bir tanım getireyim zaten diğer arkadaşlar da bunu önceki entrylerde yinelemişler.