tasavvuf

entry304 galeri13 ses1
    103.
  1. Bir hâl ilmi olan tasavvufta her şeye yaşanılarak ulaşıldığı için elde edilen bilgileri, kat edilen yolları, zuhur eden halleri, varılan makamları tasvir etmek için kullanılan ifadeler ve tanımlar çoğu zaman düğümü açmaktan ziyade daha da köreltmiş ve herkes tarafından anlaşılması mümkün olmayan bir ıstılahlar mecmuasının oluşmasına yol açmıştır. Ayrıca yaşanan durumların şahsi olması ve herkes için genel geçer bir kalıbın olmaması hem bu mecmuanın sürekli genişlemesine hem de aynı terimlere farklı manalar verilmesine sebebiyet vermiştir. Bundan bir kavram kargaşası olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Ancak terimlerin keskin bir tanımının yapılmasının zor olduğu da bilinen bir gerçektir. Açıklamasını yapacağımız bu üç terim için de aynı zorluklar geçerlidir.

    Tasavvufta bilgiye yani hakikate, Marifetullah'a ulaşma yolu olan keşf, genelde Muhâdara, Mükâşefe ve Müşâhede şeklinde bir üçlü mertebe/aşama yoluyla izah edilir. Tasavvuf ıstılahında bu üçlü aşamadan ilk önce imam-ı Kuşeyri (ö.465) Risale’sinde bahsetmiştir. Kuşeyrî’ye göre, sûfîye açılan perdeler neticesinde sırasıyla muhâdara, mükâşefe ve müşâhede halleri ortaya çıkar. Muhâdara akla, mükâşefe ilme, müşâhede marifete dayanır. Mükâşefe muhâdara’dan, müşâhede ise mükâşefe’den üstündür. ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn şeklindeki sıralamada muhâdara ilme’l-yakîn, mükâşefe ayne’l-yakîn, müşâhede ise hakka’l-yakîn ile örtüşür. Aynı sınıflandırmayı Avarifü'l-Ma'arif’te de görmemiz mümkün. Ayrıca keşf, kalbe gelen bilgi anlamındaki ilham ile birlikte "keşf ve ilham" şeklinde kullanıldığı gibi, keşfin en ileri boyutu olan müşâhede ile birlikte "keşf ve müşâhede" şeklinde de kullanılmaktadır. Zaman zaman keşfi ifâde için ilham teriminin de kullanıldığı ve bununla hem keşfin hem de o sırada meydana gelen bilginin birlikte kastedildiği anlaşılmaktadır.

    Hakikatin bilgisine ulaşma yolundaki sâlik için ilk mertebe Muhâdara’dır. Muhâdara, hazır olma, huzurda bulunma demektir. Bu başlangıç hâli olup ilim ehlinin mertebesidir. ilme'l-yakîn de denilen bu mertebe tefekkür, istidlal (mantıksal çıkarımlar) ve kesb ile gerçekleşir. Hakikate ulaşma yolundaki sâlik karşısında değişik engeller bulur. Allah’ın inayeti ve sâlikin azmi ile sülûk ilerledikçe bu hicaplar tek tek kalkar. işte bu ilk aşamada sâlik talim ettiği bilgiler neticesinde hakikatin lezzetini yavaş yavaş kalbinde duymaya başlar. Ancak bu duyuş, eldeki ilmin yani delillerin, akli çıkarsamaların ve zihinsel faaliyetlerin sonucu gerçekleşir.

    Sülûkunu devam ettiren sâlik’in kalbinin üzerindeki perdeler kalktıkça hakikatin zevklerini daha bir içten duymaya başlar. Artık sâlik Mükâşefe mertebesine geçmiştir. Kapalı, örtük olan bir şeyi açık duruma getirmek, iki şey arasında perdenin kalkması ve bu iki şeyin birbirine karşı açığa çıkması gibi anlamlara gelen Mükâşefe, hem “perde arkasında ve aklın ötesinde olan bazı şeyleri bilme” hem de “Allah’ın tecellilerini temaşa etme” anlamında kullanılmaktadır. "Kalb" veya "sır" gözünün açılmasıyla gayb âleminin görüldüğü bu mertebede delîl, akıl ve duyu organlarına ihtiyaç duyulmaz. Ayne'l-yakîn mertebesi de denilen bu mertebe ve sonrası tamamen Allah'ın lütfuyla (vehbî) gerçekleşmektedir. Artık hicabın ötesindeki umur-u gaybiyeye ait bilgilere ulaşma başlamıştır. Bu noktadan sonra kesbe ve zahiri bilgiye ihtiyaç yoktur. Onun yerine Allah’ın lütfu ile ledünnî ilmin hazineleri sâlik için bir bir açılmaya başlamıştır. Bu aşamada sabır ve sebat ile devam ettirdiği mücahedesinin bir karşılığı olarak sâlikin ruhunda ilahi hakikatin sırları zuhur eder ve sâlik esma ve sıfat hakikatlerini bütün benliği ile duyar, sezer ve bilir.

    Son aşama ise Müşâhede’dir. Bir şeyi temaşa etme ve gözleme manalarına gelen Müşâhede tasavvufta Allah’ın zuhur ve tecellilerini görmeyi, seyir ve temaşa etmeyi ifade eder. Müşâhede hiç bir şüphe kalmadan Hakk’ın kalpte huzurudur. Cüneyd-i Bağdadî’nin (ö.298) deyimiyle kişinin kendini kaybederek Hakk’ı bulmasıdır. Yüksek bir mazhariyet olan müşâhede, basiretin müşâhedesidir, basarın değil; zira basarla görülüp hissedilen şey Hak nurunun gölgesi, eseri ve tecellisidir. Basiretle müşâhede edilene gelince o, Hak nurunun hakikati ve keyfiyetsiz, kemiyetsiz bir şekilde kalben Hakk’ı temaşasıdır. Bu mertebede Allah, sıfatları, fiilleri ve melekutunun sırları hakkında en mükemmel bilgiye, marifete ulaşılır. Müşâhede, fena cezbe ve vecd gibi tasavvufi haller içinde gerçekleşir. Sâlik nefsinden fani olup Hakk’ta baki olması nisbetinde bu hali yaşar. Üstad Kuşeyri’ye göre bu makamı Amr b. Osman el-Mekkî (ö.297) çok güzel açıklamıştır. Öyle ki, onun üzerine söz söyleyecek kimse yoktur. Bu konuda söylediği sözün mânası şudur: “Müşâhede, arada bir perdelenme ve kesilme olmaksızın tecelli nurlarının peş peşe gelmesidir. Bu durum bir şimşeğin hiç ara vermeden sürekli çakması gibidir. Nasıl bir şimşeğin sürekli çakmasıyla gece, gündüz gibi aydınlık olursa, aynı şekilde kalp de sürekli ilahi tecelliye mazhar olunca gecesi olmayan gündüz gibi hep aydınlık olur”

    imam-ı Gazzali (ö.505) mükâşefenin müşâhededen daha üstün olduğunu söyler. Gazzali gibi Muhyiddin ibnü'l-Arabi (ö.638) de mükâşefenin müşâhededen daha mükemmel olduğunu, müşâhede ile mahiyetin, mükâşefe ile ilahi hakikatlerin temsili manalarının idrak edilebileceğini söyler. Müşâhede bilgiye ulaştıran yol, keşf bu yolun son noktasıdır. Müşâhede Zat-ı Ulûhiyet hakkında, hususi manasıyla O’na ait teveccühe esasa sayılabilecek bir yöneliş; mükâşefe ise ilahi isim ve sıfatları duyup hissetme ve yaşayıp zevk etme halidir.

    yazının devamı: http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=64
    1 ...
  2. 102.
  3. Din ile birlikte anılan fakat dinimizle alakası olmayan değerlerdir. (bkz: nazar boncuğu), (bkz: kurşun dökme) gibi batıl inançlar tasavvufi düşünceler ile hayatımıza sokulmuştur.
    1 ...
  4. 101.
  5. 100.
  6. 'Okun nişandan sapması,adamın bir yana eğilmesi anlamlarına gelen suvuftan gelmiştir.Tasavvuf ehli de dünyadan yüz çevirdiklerinden bu adla anılmışlardır' Abdülbaki Gölpınarlı
    Tasavvuf yoldur.Allaha ulaşmak isteyenler için tüm mezheplerin de ötesinde bir yoldur.
    Aslolan kalptir sözünün en de doğru anlatıldığı yoldur.
    Tasavvuf bedenli hayatınızdan bedensiz hayatınıza kadar geçen zamanınızda nefsinizle mücadeleyi öğretir size.
    Bu zorlu mücadelenin sonunda hiç oldabilir,ölmeden önce ölebilirseniz işte modern tabirle 'arınmışsınız' demektir.
    Ölmeden önce ölmek yaşarken nefsinziden vazgeçebilmek demektir ki bunu başarmak hiç de kolay değildir.
    Başlangıçta kabul etmeniz gerekir.'Bir zerreyi hareket ettirmezsiniz alında parçayı kıpırdatmadan'..
    Koca bir parçanın zerresidir insan.Ve O ruhundan vermiştir insana.Aslında herkes O'nun yansımasıdır.'En'el Hak işte budur.
    Gördüğünüz herşey O'nun suretidir.Koskocaman bir suretler evreninde yaşamaktasınızdır.
    Ve siz bu dünyaya imtihan için gönderilmişsinizdir.işte sırf bu nedenle başınıza gelen herşeyde bir 'hayır' vardır.imtihandır hayat.Başınıza gelen her şer ve hayır sizin sınavınızır.'neden başıma geldi' diye isyan etmek yerine 'bu da benim sınavım içindir' demeniz gerekir.Bunun nihayetinde insan-ı kamil olmak vardr ki işte o en meşakkatlisidir.
    Ölüm yok kavuşma vardır der tasavvuf,lakin ölümü de beklemez tasavvuf erbabı.Çünkü, bu dünyada geçirdiği her an ona biraz daha fazla imtahan şansı verir ve bu da ruhunu arındırması için bir şans daha demektir.
    Aslında herşey gölgedir.Sizin imtahanız içindir her şey.Siz var zannedersiniz,ancak maddi hiçbirşey yoktur.
    Her türlü nefsani duygunuzun önüne geçip egonuzu bir kenara bırakabilmeniz gerekir.
    'sen ene dedin kendini ortaya koydun,ben ene dedim kendimi ortadan kovdum' der Hallac-ı mansur.
    Yok olmaktır ancak var olmamak da değildir.
    insan duyu organının elverdiği ölçüde duyar,,görür,hisseder ve tadar.
    Ancak tüm bunların ötesindedir evren.Perdelerimiz vardır ve o perdeler engeller o evreni görebilmemizi.
    Tasavvuf perdelerimizi kaldırmaya yardım eder.
    'Bakan gözlerimi ve duyan kulaklarımı kapatınca ancak işitirim ve görürüm'..
    'Sureti geç gönüle bak...Karanlık senin gözlerindedir..Gönül bir kez aydınlandı mı en karanlık dipsiz kuyuya şems olur.Kendi ışığını bir kez yakan bir daha ışığa ihtiyaç duymaz'
    Tasavvuf sizin en zor anınızda en aydınlık rehberinizdir.
    0 ...
  7. 99.
  8. keşke biraz daha anlayabilseydim bu güzel ilmi. bir adım dahi olsa atabilseydim içine.
    2 ...
  9. 98.
  10. çoğu dinde mevcut olan dine mistik bakıştır. Yani farklı bakışlarla yorumlamadır. örneğin kabala kabaca musevi tasavvufudur.
    0 ...
  11. 98.
  12. islam'ın beyin özürlü yanı. müslümanı gerizekalılaştırmanın bir yolu. ayrıca islam'ın ruhundan beslenmiş bir şey değil. sadece eski doğu kökenli inanışların islam içinde saçma tevillerle sokulmaya çalışılmasından oluşturulmuş karma bir ritüel. islam coğrasyasını terörize etmenin perdesi olmuştur tarihten bu yana. takiyye perdesi tasavvufun menşei olduğu için her haltı islam ülkelerinde yemiştir bu sufist takımı. en gerçekçi tanım;

    (bkz: şirk dini)'dir.
    1 ...
  13. 97.
  14. allah a aşık olmanın en kestirme kısa yolu. *
    0 ...
  15. 96.
  16. allaha ulaşmak, bütünleşmek. (bkz: yunus emre)
    1 ...
  17. 95.
  18. ya yoldan çıkarır ya da yola getirir. hangi bünyede nasıl bir etki yapacağı ise kişiden kişiye değişir.
    2 ...
  19. 94.
  20. "Tasavvuf kırmamaktan daha ziyade kırılmamaktır"
    3 ...
  21. 93.
  22. anlamak için çok çok kitaplar okumak gerekmeyen kavram. insanın içinde var ise aşk, her türlü yoldadır, yolun adı ne olursa olsun...
    2 ...
  23. 92.
  24. tasavvuf ruhi bir hayatın, hakikate yolculuğudur. his etmenin yaşama verdiği heyecanla yaradanı kavramanın ilmidir.

    islamiyyet bir bulmaca,
    Bulabilmek akılca,
    Varamaz isen bu inanca,
    Boşa gider gelirsin mescide ve hacca. faruk el furkan
    1 ...
  25. 91.
  26. hıristiyanlar tarafından asla anlaşılamaz.
    1 ...
  27. 90.
  28. dinin amacını tanrı'ya ulaşma olarak gören düşünce ve inanç sistemi, aynı zamanda bir yaşam biçimidir.
    0 ...
  29. 89.
  30. aziz yıldırım'ın parasını harcamayıp, her harcamasından 3 lira, 5 lira da olsa tasaruf etmesi anlamına gelir..
    0 ...
  31. 88.
  32. Mevlanaya sormuşlar, Tasavvuf nedir diye Şöyle demiş koca Mevlana, Tasavvuf insanları incitmeme sanatıdır!
    allaha aşkla bağlanmak evrenin diliyle konuşmaktır. mevlana
    1 ...
  33. 87.
  34. Tasavvuf ile Tarikat aynı anlama gelmez. Bir insanın tasavvufu yaşaması için bir tarikata mensub olması gerekmez. Bir Mürşid ve bir mürid ile tarikat oluşturmadan tasavvuf yaşanabilinir. Burda mürşidin rolü de yol göstermek, yaptığı tecrübeleri aktarmak olur. Hakikatte tek bir Kâmili Mürşid vardır, O da Allah Tealadır. Şimdiye kadar yedi yüz velî, tasavvufun târifinde türlü sözler söylemişlerdir. Bu sözlerin özü, şu noktada toplanabilir: "Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye harcamaktır." Ebû Saîd Ebü'l-Hayr
    2 ...
  35. 86.
  36. islam'ı bir uçak yolculuğuna benzetirsek;

    - avam, ekonomik sınıf bölümünde uçanlara,
    - tarikat, pilot, kabin ve uçuş ekibine,
    - tasavvuf'da, vip sınıfında yolculuk edenlere benzetilebilir.

    peki bu tabloda kefereler hangi sınıfa girer? onlar da burnunun dikine düşüşe geçmiş bir uçaktaki yolculara benzerler. yalnız uçak paris semalarında düşüşe geçmiştir ve yolcular düştüklerinin farkında olmadan güzel güzel paris manzaraları seyrediyorlardır. düştüklerinde akılları başlarına gelecektir. müslümanlar ise hala kalkışta olan ve bulutların içinden geçen bir uçaktadır. o sebeple nereye baksalar hep sis ve bulut görürler.
    2 ...
  37. 85.
  38. islam'ın ruhu. Tasavvuf kalbi ıslah etmektir. Kalp ıslah olunca vücut da ıslah olur, kalp fesat olursa vücudun herşeyi bozulur. Tasavvuf islam sarayı'nın kapılarını açıp, içerisini gösterir. istiridye'nin içindeki inci ancak tasavvuf yoluyla bulunur.
    2 ...
  39. 84.
  40. yaşama sanatı, hayatın anlamını bilerek kulluktan zevk alma inceliklerini öğretir.
    2 ...
  41. 83.
  42. doç. dr. gıyasettin aytaş'tan doğrudan olmasa da kitaplarından bu konudaki en iyi bilgileri alabilirsiniz. kendisi bu konuda deryadır.
    2 ...
  43. 82.
  44. tasavvuf; güzel olandan daha güzele yapılan yolculuktur.
    3 ...
  45. 81.
  46. aşk ilmidir. Peygamber efendimiz'in sünnetlerine harfiyyen uymayı şiar edinen yaşayış biçimidir.
    2 ...
  47. 80.
  48. kuran'in ruhunun metafizige dayali, islam oncesi batini felsefelerden getirilenlerin de dislanmadigi bir sekilde yorumlanmasi, daha dogrusu hissedilmesiyle ortaya cikan bir alan.

    temel unsurlarindan biri ve belki de zeminini olusturan guclu ogelerden biri, ki amerikali yazarlar da tasavvufu tanimlarken bu hadisi sikca zikrederler "el fakru fahri", yani "yoksullugum kivancimdir", yani yabancilarin kullandigi haliyle "my poverty is my pride" hadisidir. bir digeri, elbette "kenz-i mahfi hadisi"dir, "ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim". tasavvufun zemininde duran en onemli ogelerden biri hz. ali'nin "kuran'in sirri fatiha'da, fatiha'nin sirri besmele'de, besmele'nin sirri b'de, b'nin sirri noktasindadir" ifadesi ve ardindan sorulan "peki siz neredesiniz?" sorusuna "ben o noktadayim/noktayim" seklindeki batini cevabidir. esasinda bu sozu yine kendisine ait olan "ilim bir noktaydi, cahiller onu cogalttilar/dagittilar" sozuyle birlikte dusunecek olursak hz. peygamber'in ona verdigi "ilim sehrinin kapisi" ovgusu gereken kopruyu kurmaktadir. ilim sehrine gitmek icin ali'den gecmenin zorunlulugu ile kuran'a gitmek icin b'nin noktasindan gecme zorunlulugu arasinda bir analojinin imkani gun gibi aciktir: biliyoruz ki kuran'daki butun sureler besmeleyle, yani b'yle, yani noktayla baslar, besmeleyle baslamayan tek sure olan tevbe suresi de yine b harfiyle, yine noktayla baslar. yani ali noktadir, hem ilmin o en yogun hali olan noktadir, hem b'nin noktasidir, ilmin=kuran'in giris kapisidir dusuncesi tasavvufta cok cezbedici batini hususlardan ve temellerden biridir. insanin fitren musluman oldugu (kalu bela ayeti) ve allah'in insana kendi ruhundan uflemesi, onu "alaka"dan yani sevgiden yaratmis olmasi (...min alak) gibi ogeler de tasavvufun zeminindeki en guclu unsurlardan sayilmalidir.

    ve evet, bugun en cok istismar edilen islam alanidir. tasavvuf arac edilip, sarkilar siirler kitaplar girla giderken tasavvufun ruhuna kendi gozleri onunde oylesine ihanetler edilir ki... "haydi bir sema yapin da size bakip keyiflenelim, islamiligimizi tatmin edelim" talepleriyle gelip "gosteri salonlari"ni dolduran ve hayatlarinin her alaninda tasavvufa ait ne dustur varsa oldurmus olan zevat tasavvufu somurdukce somurur, icini bosalttikca bosaltir... ver ney'i, ver itri'yi, zaten alttan alttan armani parfumum de veriyor egzotik kokuyu, boynuma sardigim tilki yunu de ne hos gidikliyor beni, simdi keyiften ucacagim! ne buyuk miras, ne uzucu hallerde... heybetli aslan, nasil bir sirk kafesinde...
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük