çalışmak zorunda olmadığınız zaman, sadece merak ettiğiniz için açıp okuduğunuzda çok eğlenceli ve öğrenmenin kolay olduğu ders halini alandır. ama yumurta kapıya dayandığında, çalışmak zorunda kalınca ne okuduğunuzdan bişey anlarsınız, ne bir zevk alırsınız. bir cümle bile eziyet gibidir. çok yaratıcı küfürler bulunur hatta bu dönemde, padişahından savaşına, yerleşik hayatından altın zırhlı adamına kadar tuhaf küfürler keşfettiğim olmuştur.
tarih, insanlıkla ilgili olayları bir tablo düzenine uydurmaya çalışan olaylar dizisi yardımıyla anlatalabilir. Tarih avcı ve toplayıcıların küçük, yalıtılmış kültürleriyle başlar; ürün toplayan ve hayvancılıkla uğraşan toplulukların gelişimine ve ardından tarıma dayalı devletlerin oluşumuna kadar devam ederek Batı'daki modern toplumların ortaya çıkışıyla sonuca varır.
bir tanıdığım demişti,kerem niye insanlar bizim tarihimizi bizden iyi biliyorlar diye,bense açıklamıştım;
tarih,karmaşadır,tarihi içinde yaşayarak öğrenirseniz,bunu yaşatanlar tarihin kötü yönlerini sansürler veya size hiç öğretmezler,dışarıda ki ülkelerde de öyledir.
fransız ihtilal'ini ele alalım isterseniz,fransızlar bunu yaşadığı için çok iyi bilmez,nitekim karmaşanın tam içindedirler,eğer biri dışarıdan bir gözlem yaparsa,sadece bir yerin değil,heryerin nabzını tutar,dışarıdan yapılan gözlemler daha sağlıklıdır,nitekim fransızlar bir karmaşayı,bin ölümü yaşayarak mecbûren taraflı bir inceleme yaptılar,gerçi bir olayı görebilen herhangi bir insan o olay hakkında ufak bir hipotezi kafasında gerçekleştirebilir ama gözlem,deney ve gözlemleme yapmadığı için kabataslak bir fikirdir.
dışarıdan yapılan bir gözlemin yerini asla alamaz.
bu,hayal ederek uyuyama gibi paradoksal bir durumdur,aslında uyurken rüya görürüz,ama yatakta hayal kurarsak uyuyamayız,aradaki bağlantı ise,olayı içeriden yaşarsak daha iyi gözlem yapacağımız hipotezi,ama çoğu bünyeye kesinlikle daha mantıklı gelen dışarıdan izleyip bir sonuç çıkarma anti-hipotezidir, hipotezin ve anti-hipotezin birbirini nasıl tamamladığı farkedilirse, şaşırılacağına eminim ..
içinde binlerce yıldır milletin arkasına geçip sikizini sıvazlayan ve bunu yaparkende insanları bir güzel sömüren - maddi ve manevi - sürü ile şerefsizi barındıran, ancak kimi zamansa güzel insanlarla ** biraz olsun nefes alan süreçtir.
tarih öğretmenimizin yıllar önce 'tarih nedir'üzerine kurduğu, kimin sözü olduğunu bir türlü hatırlayamadığım ama beynimden bir türlü silinmeyen güzel bir tanımı vardır.
bakışlarını geri çevirmiş bir peygamberdir tarih,
olmuş olandan hareketle olacak olanı haber verir.
bir bilim dalı olarak bilinmesine rağmen bir bilimdalı olmadığını az sonra anlayacağımız paradoks.
bir olguyu bilim olarak tanımlamak için o olgunun ampirik yollarla ispatlanabilmesi gerekmektedir. oysa tarih ampirik yollarla izah edilemez. geçmişte yaşanmış olayların günümüze geçişi ve yorumu ne denli objektif olabilir?
mesela, bizler tarih kitapları okurken, bazı savaşlarda aslında türklerin bozguna uğratıldığı ve gerisin geriye kaçtığını asla duymayız genelde türkler akıllıca bir hareketle geriye doğru çekilirler.
bu anlamda tarih kendi içerisinde çatışmakta ve gerçek tarih, resmi tarih gibi tuhaf kavram kargaşalarına dönüşmektedir.
bilim kendini tekerrür etmez bilimin net çizgileri vardır. tarihte bir olay tartışılırken tekerrür etmesi ya da günümüze uyarlanması gibi bir durum söz konusu değildir. çünkü şartlar, zamanlar, kişiler, teknoloji değişmiştir. bu durumda tarihe bir bilim dalı demek yanlış, hikayebilim ya da ibretlik hadiseler diye tanımlamak doğrudur.
'' tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir, yapan yazana sadık kalmadıkça durum vahimdir'' *
mustafa kemal atatürk
tarih bir din değildir.
tarihçi hiçbir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağa saygı göstermez...
tarihçinin kınama veya yüceltme rolü yoktur, sadece izah eder!
tarihçi, çağdaş ideolojik şemaları geçmişe yapıştırmaz, bugünün hassasiyetlerini geçmiş olaylara yerleştirmez!
özgür bir devlette parlamentolar ve adli merciler gerçek tarihi tanımlayamaz!