taliban

entry234 galeri44
    198.
  1. 199.
  2. 200.
  3. yeryüzü üzerindeki en şerefsiz terör örgütüdür. ışid ile birlikte.
    5 ...
  4. 201.
  5. ışid....adı artık tüm dünya da daeş olarak anılan terör örgütüdür.
    taliban devlettir, tüm dünyanın da kabul ettiği.
    halkın yüzde 50 den fazlasının oylarını alarak seçilmişlerdir!
    adı ''afganistan islam emirliğidir''
    islam karşıtı ve batı hayranı yalakalara göre homurdanmalara neden olsa da , sırf yönetim şekli şeriat diye terörle ilişkilendirmek cahillik ya da şerefsizliktir.
    1 ...
  6. 202.
  7. afganistan'ın içinden geçen kuruluş. bir ülkenin iliğine kadar dibe vurmasını sağlamıştır.
    0 ...
  8. 203.
  9. https://www.haberturk.com...nlari-kapatilacak-3604788 bütün güzellik salonlarının kapatılmasını istemisler. Kadınlar doğurmak zorunda olmasa, tümden kadınları yasaklayacaklar. Önceden okullara gitmesini yasakladılar, evden çıkmasını da yasaklayacaklar. Bu nasıl bir saplantıdır.
    2 ...
  10. 204.
  11. iran ırak ve ürdün den geçiş izni istemiş israile adam göndermek için.

    Way aq...
    1 ...
  12. 205.
  13. amına koyayım afganistan katarlı prenslerin hediye ettiği çinde üretilmiş prototipi (mada ) imal edecek fabrikayı bırakın, eğri büğrü olmayan el arabası üretecek teknik yeterlilikten bile yoksun, 21.yy da çeliğe şekil vermek için ocak, çekiç ve örs kullanıyor cahil eşekler.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2361562/+

    2 ...
  14. 206.
  15. gerici zihniyeti savunan ve çağa aykırı olan antipatik topluluk.
    1 ...
  16. 207.
  17. 208.
  18. Sikeyim talibanı. Millet açlıktan yokluktan çoluk çocuğunu satıyor amk ülkesinde.
    (bkz: 9 yaşındaki kızla 2200 dolara evlenen adam)

    Otomotivde güçlü bir altyapısı olan Türkiye kaç yıldır 4-5 büyük holdingin güç birliğiyle zar zor bir togg ortaya koyabildi.
    Bu dağ sıçanları hangi tesiste hangi alt yapıyla ürettiler acaba 9 arabayı? Ulan adamın ülkesinde doğru düzgün yol yok! Gitmiş spor araba yapmış..(yersen tabi).
    3 ...
  19. 209.
  20. Taliban ve IŞiD Horasan'ın ikisi de terör örgütüdür.
    Günümüz perspektifinde IŞiD Horasan daha agresif ve saldırgan bir profil içerisindedir.

    Şu ana dek IŞiD Horasan ile en ciddi mücadeleyi sanırım Taliban/Afganistan vermekte.

    Taliban'ı bilmiyorum ancak IŞiD Horasan yarın o bölgeyi yeniden felakete sürükleme potansiyeline sahip.
    ABD çekilerek Afganistan'ı bir nevi Taliban'a terk etti. Taliban şimdilik Afganistan sınırları içerisinde kendi halinde bir profil çiziyor.

    internette Taliban'ın yolsuzluk ve uyuşturucuya büyük darbe vurduğu haberleri olsa da çoğunun propaganda olduğunu düşünüyorum.
    0 ...
  21. 210.
  22. 214.
  23. 215.
  24. Şii uygulaması sanıyorum. Iranli arkadaş anlatmıştı, iranda kadına bir şey söyleyeceksen kocasına bakıp söylermişsin o da kocasına bakıp söylermiş cevabı.
    0 ...
  25. 216.
  26. bu aralar el kaide mensubu ışid militanlarıyla çok kanlı ve vahşi çatışmalar yaşıyorlar, ışid afganistanda yakaladığı sufi sünnileri ve taliban sempatizanı imamları hollywood u aratmayan prodüksiyonla kafir diye teşhir edip, kurşuna diziyor, kafalarını kesiyor, ateşe veriyor, bomba yüklü yeleklerle havaya uçurup parçalanan cesetlerini küffar ın sonu bu diye afganlara gösteriyor.
    0 ...
  27. 217.
  28. Taliban'ın 2021 Ağustos'unda Afganistan'ı yeniden ele geçirmesinden bu yana, kadınlar ve kız çocukları sistematik bir şekilde bastırılmış, 20 yıllık ilerlemeler yok edilmiş ve "cinsiyet apartheid'i" olarak adlandırılan bir rejim kurulmuştur. Feminist bakış açısından bu, patriyarkal baskının en vahşi hali: Kadınların özerkliği, sesi ve varlığı silinerek, onları ev hapsine mahkûm eden bir yapı. Bu politikalar, kadınları ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak ezerek nesilleri etkiliyor; intihar oranları artıyor, aileler yoksullaşıyor ve direniş umuduyla mücadele eden kadınlar şiddetle karşılaşıyor. Aşağıda, genç, yaşlı, çalışan, evli fark etmeksizin tüm kadınların kaybettiği haklar, Taliban'ın 70'ten fazla fermanı temel alınarak listelenmiştir. Bu liste, BM, insan Hakları izleme Örgütü ve feminist örgütlerin raporlarından derlenmiştir.

    - **Eğitim Hakkı**: Kız çocukları 6. sınıftan (ortaokul) sonra okula gidemiyor; üniversiteler ve mesleki eğitim yasaklandı. Kadın öğretmenler ve akademisyenler işsiz bırakıldı. Bu, 1,1 milyon kız çocuğunun geleceğini karartıyor ve ekonomiye 500 milyon dolar kayıp yaşatıyor. Eğitim, kadınların kurtuluş aracıdır; Taliban bunu inkar ederek nesilleri köleleştiriyor.

    - **Çalışma ve istihdam Hakkı**: Kadınlar devlet, NGO, medya, banka ve özel sektörde çalışamıyor; sadece sınırlı "ev tabanlı" işler kaldı. Mahrem (erkek refakatçi) zorunluluğuyla hareket kısıtlandı. Bu, milyonlarca kadını yoksulluğa itti. Ekonomi, kadın emeği olmadan çöker; Taliban'ın politikaları cinsiyetçi sömürüyü derinleştiriyor ve aile içi şiddeti artırıyor.

    - **Hareket Özgürlüğü**: Kadınlar dışarı çıkarken erkek refakatçi (mahram) zorunlu; taksi, park, spor salonu, hamam gibi kamusal alanlara giremiyorlar. Seyahat izni bile alınamıyor. Bu, kadınları "görünmez" kılarak patriyarkal kontrolü pekiştiriyor; beden özerkliğini gasp ediyor.

    - **ifade ve Konuşma Özgürlüğü**: Kadınların sesi, yüzü ve görüntüsü kamusal alanda yasak; medya, sanat ve protestolarda yer alamazlar. Gazetecilik ve aktivizm cezalandırılıyor. Kadın sesini susturmak, direnişi kırmak için tasarlanmış bir sansür; bu, kolektif hafızayı yok ediyor.

    - **Siyasi Katılım ve Temsil Hakkı**: Kamu ofisleri, yargı, parlamento ve karar mekanizmalarından tamamen dışlandılar. Seçim ve oy hakkı yok. Kadınlar olmadan demokrasi yalandır; Taliban, erkek egemenliğini kalıcılaştırarak cinsiyet eşitliğini imkânsız kılıyor.

    - **Sağlık ve Tıbbi Bakım Hakkı**: Kadın doktor ve hemşireler çalıştırılamıyor; kadınlar erkek doktorlara gidemiyor. Gebelik ve aile planlaması hizmetleri kısıtlandı. Bu, beden politikalarını erkek kontrolüne bırakıyor; anne ölümü oranlarını artırarak kadınları "üreme makinesi"ne indirgiyor.

    - **Giyim ve Davranış Özgürlüğü**: Burka veya çador zorunlu; yüz ve vücut kapatılmalı, "islamî standartlar" dayatılıyor. Aile içi kararlar bile kısıtlandı. Beden, kadının en temel özerkliğidir; Taliban bunu gasp ederek cinsel şiddeti normalize ediyor.

    - **Aile ve Evlilik Hakkı**: Erken evlilikler teşvik ediliyor; kadınların boşanma ve miras hakkı yok. Şiddet mağdurları korunmuyor. Ev, hapishane olmamalı; Taliban, aile içi patriyarkayı devlet politikasına dönüştürerek kadınları nesneleştiriyor.

    - **Zihinsel ve Sosyal Haklar**: Kamusal hayattan silinme, depresyon ve intiharları tetikliyor (%68 kadın kötü ruh hali bildiriyor). Psikolojik şiddet, fizikselden beterdir; kadınların direnişi (gizli okullar, protestolar) umut kaynağı ama rejim bunu ezerek toplumu zehirliyor.

    Bu kayıplar, Taliban'ın dini yorumunu araç ederek kadınları "ikinci sınıf" yapan bir sistemin parçası. Feminist mücadele, uluslararası baskı ve yerel direnişle devam etmeli; kadınlar olmadan Afganistan'ın geleceği karanlık kalır. Kaynaklar, Taliban'ın politikalarının nesiller boyu sürecek travma yarattığını doğruluyor.
    1 ...
  29. 218.
  30. Taliban'ın 2021'de iktidara gelmesiyle birlikte Afganistan, dünyanın en büyük afyon üreticisi konumunu korurken, uyuşturucu bağımlılığı krizi patladı. Taliban'ın "islami" gerekçelerle dayattığı afyon yasağı (2022 Nisan'ından itibaren), üretimi %95 azaltsa da, bağımlılığı çözmek yerine sosyal yapıyı paramparça etti. insan hakları örgütleri (HRW, Amnesty) ve eleştirel analizler (Crisis Group, UNODC), bu politikaları ideolojik körlük olarak nitelendiriyor: Yoksulluğu derinleştiren, kadınları ve gençleri ezen, aileleri dağıtan bir felaket. Bu analiz, Taliban karşıtı kaynaklara (insan hakları raporları, seküler BM organları) dayanarak, bağımlılığın sosyal boyutunu inceliyor. Yaklaşık 2,9-4 milyon bağımlı (nüfusun %10'u), 9 milyon ruh sağlığı sorunuyla boğuşuyor; yasağın getirdiği gelir kaybı (1,3 milyar dolar/yıl) ise 7 milyon kişiyi vurdu.

    Bağımlılık Oranları ve Taliban'ın "Başarısız" Yasağı
    Taliban, afyonu "haram" ilan ederek üretimi ve ticareti yasakladı, ancak bu ideolojik hamle ters tepti. UNODC'ye göre, 2022'de afyon ekimi %95 düştü (2023 hasadı 110 milyon dolara indi, 2022'nin %92'si kayıp), fakat bağımlılık azalmadı; aksine sentetik uyuşturucular (metamfetamin) yükseldi. WHO verileri: 38,3 milyon nüfusta 2,9 milyon uyuşturucu bağımlısı, %24'ü kadın ve gençlerde yoğunlaşıyor. Tedavi merkezleri (örneğin Kabil'deki 1.000 yataklı tesis) çökmüş durumda: Yetersiz beslenme, boş eczaneler, eğitimsiz personel. Taliban'ın zorla detoks uygulamaları (insan hakları ihlali olarak eleştiriliyor), relapse oranını artırıyor; uluslararası fonlar (2021 sonrası kesildi) nedeniyle merkezler kapanıyor. Eleştirmenler, Taliban'ın yasağını "sosyal adaletsizlik" olarak görüyor: Zengin Taliban bağlantılı toprak sahipleri stoklarından kâr ederken, fakirler aç kalıyor.

    Sosyal Etkiler: Yoksulluk ve Ekonomik Çöküş
    Bağımlılık, Taliban'ın cinsiyetçi ve baskıcı rejiminde yoksulluğun katalizörü. Kırsal alanlarda (nüfusun %70'i), afyon geliri ailelerin %80'ini besliyordu; yasak sonrası çiftçiler buğday/pamuğa geçti, ancak sulama/yol eksikliğiyle hasat %50 düştü. Sonuç: Aşırı yoksulluk (nüfusun %2/3'ü insani yardım bekliyor), açlık ve göç. HRW'ye göre, ekonomik kriz (Taliban'ın kadın istihdamı yasağıyla) tıbbi masrafları karşılayamayan aileleri vuruyor; HIV/hepatitis gibi hastalıklar yayılıyor. Sosyal istikrarsızlık artıyor: işsizlik, Taliban karşıtı isyanları tetikliyor (örneğin Badakhshan'da gençler ISKP'ye kayıyor). islamcı ideoloji, "günah"ı cezalandırarak yoksulları suçlu ilan ediyor; eleştirel kaynaklar bunu "sınıfsal zulüm" olarak tanımlıyor.

    Kadınlar Üzerindeki Cinsiyetçi Yük
    Taliban'ın mahrem (erkek refakatçi) zorunluluğu ve kadın istihdam yasağı, bağımlı kadınları izole ediyor. UNODC raporuna göre, kadınların %24'ü bağımlı; aile içi erkek bağımlılar (kocalar/oğullar) nedeniyle GBV (cinsiyet temelli şiddet) artıyor – üçte biri şiddet mağduru. Tedavi erişimi imkânsız: Uzun mesafeli yolculuklar mahremle, hijab kuralları engelleniyor; kadın doktor/hemşire eksikliğiyle özel muayene yok. Sosyal sonuç: Kadınlar, yoksulluktan uyuşturucu ticaretine itiliyor (9 kadından 7'si erkek akrabalarla bağlantılı); Taliban dönemi hareket kısıtlaması bazılarını ticaret dışı bıraksa da, ekonomik çaresizlik daha fazlasını sokuyor. HRW: Bu politikalar, kadınları "ikinci sınıf" kılarak intihar ve depresyonu artırıyor (%68 kadın ruhsal çöküntüde); islamcı rejim, beden özerkliğini gasp ederek krizi derinleştiriyor.

    Gençler ve Gelecek Nesillerin Travması
    Gençlik (15-24 yaş), Taliban baskısından kaçış için uyuşturucuya sarılıyor: UNODC'ye göre, genç bağımlılar %30'u aşıyor, zira işsizlik (%40) ve eğitim yasağı (kızlar için tam, erkekler için kısmi) umutsuzluk yaratıyor. Nedenler: Kolay erişim (klinik çevresinde satıcılar), Taliban'ın "baskıcı sistemi"nden kaçış. Sosyal etkiler: Ruh sağlığı krizi (9 milyon etkilenen), stigma nedeniyle tedavi reddi; topluluk gerilimi artıyor (aile içi çatışma, suç). Crisis Group: Kırsal gençler, yasağın getirdiği işsizlikle huzursuz; Nangarhar/Badakhshan'da direniş tohumları atılıyor. Eleştirmenler, Taliban'ın ideolojik "arınma"sını gençleri dışlayarak nesil kaybı yarattığını söylüyor – topluma entegre olamayan gençler, radikalleşme riskini yükseltiyor.

    Aile ve Toplumsal Yapının Çöküşü
    Bağımlılık, aileleri parçalıyor: Tedavi merkezlerindeki hastalar "Çocuklarım aç" diyor; gelir kaybı, beslenmeyi vuruyor (çocuklarda malnütrisyon %50 arttı). HIV bulaşması aileleri yok ediyor; kadın/çocuklar öncelikli mağdur (kız çocukları daha az yemek alıyor). Global Initiative: Eşitsizlik zirvede – Taliban elitleri stok satışından zenginleşirken, kuzey azınlıklar (Tacik/Özbek) terk ediliyor. Sosyal sonuç: Göç (milyonlarca mülteci), intihar dalgası, istikrarsızlık. Taliban'ın zorla toplama ve "islamî" cezaları, travmayı artırıyor; kaynaklar bunu "insanlık suçu" olarak nitelendiriyor.

    Sonuç: islamcılığın Sosyal Felaketi
    Taliban'ın uyuşturucu politikası, islamcı ideolojinin başarısızlığını simgeliyor: Üretimi düşürdü ama bağımlılığı sosyal bir salgına dönüştürdü. HRW ve UNODC gibi karşıt kaynaklar, rejimin kadın hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası yardımı kestiğini vurguluyor – bu, krizi döngüsel kılıyor. Sosyal yıkım (yoksulluk, GBV, nesil kaybı) ancak seküler, hak temelli yaklaşımlarla (zarar azaltma, alternatif ekonomi) aşılır. Taliban'ın "haram" takıntısı, Afgan toplumunu zehirliyor; direniş ve küresel baskı, tek umut.
    2 ...
  31. 219.
  32. hoşgeldin chatgpt.
    bu akşam ne yemek yesem önerin var mı?
    0 ...
  33. 220.
  34. Şeriatçıların gerçek yüzü.
    0 ...
  35. 221.
  36. 222.
  37. Tabii ki de Hitler'i sunacaklar.
    Atatürk'ü sunacak halleri yok.
    0 ...
  38. 223.
  39. hitler'i de sırf yahudi düşmanı diye sunuyorlardır.
    yoksa hitler de öyle islam dostu bir adam değildi yani.
    imkanı olsa müslümanları da silerdi.
    0 ...
  40. 224.
  41. türk toplumuna ve araplara önerdiğiniz model, el-ezher ulemasını referans alan usame bin ladin'in vaazları ve afganistan toplumu mu?

    abd-fbi'da, dış ve iç politikada, terörizm danışmanlığı görevini yürüten Paul L. Williams'ın kaleme aldığı Osama's Revenge kitabına göz atalım!

    Taliban Döneminde Afganistan: Bir islamcı Ütopyanın Gölgesinde
    1996 yılında Taliban, Afganistan’da kontrolü ele geçirdiğinde, Batı teknolojisi ve kültürüne karşı kapsamlı bir yasaklama politikası başlattı. Bu dönemde, kasaba ve köy pazarlarında kitaplar, video kasetler ve televizyon setlerinden oluşan devasa ateşler yakıldı. Amerikan müziğinin plakları, kasetleri ve kompakt diskleri toplatılıp ayaklar altında ezildi. Gazete bayileri ve kitapçılar ateşe verildi, sinema salonları kapatıldı. Uçurtma uçurmak gibi basit dünyevi zevkler bile yasaklandı. Taliban, kendi islami ütopyasını inşa etmek için her türlü kültürel ve teknolojik unsuru ortadan kaldırmayı hedefledi.

    Toplumsal Düzen ve Kısıtlamalar
    Kadınlar, burka giymeye ve gözlerini tüllerle kapatmaya zorlandı; toplumsal rolleri yalnızca yetiştirici ve köle konumuna indirgendi. Erkekler ise uzun sakal bırakmak ve günde beş vakit namaz için camilere silah zoruyla gitmekle yükümlü kılındı. Evlilik dışı cinsel ilişki, erkekler için yüz kırbaç, kadınlar için taşlanarak ölümle cezalandırıldı. Eşcinsel eylemlerde bulunanlar, çıplak bedenlerinin üzerine tuğla duvarlar yıkılarak öldürüldü. Hırsızlık suçları, her Cuma saat 15:30’da Kabil’deki bir stadyumda, seyircilerin tezahüratları eşliğinde ellerin ve ayakların kesilmesiyle cezalandırılıyordu. Kamusal cezalandırma, adeta bir eğlence biçimine dönüştü.

    Usame bin Ladin ve Taliban ilişkisi
    Taliban, Usame bin Ladin’i onur konuğu olarak ağırladı. islami gazeteci Ebu Abdülaziz el-Afgani’ye göre, bin Ladin kamuya her çıktığında Taliban militanları önünde eğiliyordu. Bir Taliban komutanı, bin Ladin’i şu sözlerle selamladı: “Ey Şeyh! Topraklarımız Afganların değil, Allah’ın yurdudur; cihadımız Afghanların değil, tüm Müslümanların cihadıdır. Şehitleriniz Afganistan’ın her bölgesinde; mezarları buna tanıklık ediyor. Aileleriniz ve akrabalarınız arasındasınız ve üzerinde yürüdüğünüz toprağı kutsuyoruz.” Taliban liderleri, bin Ladin’i gökten inmiş bir kurtarıcı gibi görüyordu.
    Taliban, Kuzey ittifakı’na karşı savaşta deneyimli savaşçılara, patlayıcılar ve gelişmiş silahlar konusunda eğitimlere ve en önemlisi maddi kaynaklara ihtiyaç duyuyordu. Ülkenin çökmüş altyapısını onarmak, askerlere ödeme yapmak ve mühimmat satın almak için paraya gereksinimleri vardı. Bu ihtiyaçlar, Sudan’dan gelen üç yüz El Kaide mensubu ve bin Ladin’in topladığı yeni üyelerle karşılanmaya çalışıldı.
    Bin Ladin’in Fetvası

    23 Ağustos 1996’da, bin Ladin, Afganistan’da El Kaide’nin üst düzey komutanları ve ingiltere, Cezayir, Lübnan, Mısır, iran, Yemen, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan gelen yüzlerce islamcı militanla çevriliyken, “iki Güzel Yerin Ülkesini işgal Eden Amerikalılara Savaş ilanı” başlıklı fetvasını yayınladı. Apple Macintosh’ta yazılan otuz dört sayfalık bu fetva, coşku ve iyimserlik dolu bir manifestoydu. Bin Ladin, Allah’ın lütfuyla servetini yeniden inşa edebileceğine, islam düşmanlarına karşı yeni ittifaklar kurabileceğine ve “Amerikan Hiroşima’sı” hayalini gerçekleştirebileceğine inanıyordu.
    Fetvada, tüm Müslümanları –Sünni ve Şii– Amerika Birleşik Devletleri ve israil’e karşı büyük bir mücadeleye çağırıyordu. Bin Ladin, Allah’ı memnun etmenin, onun sözünü yüceltmenin ve dinini kurmanın nihai amacının, düşmanla her yönüyle savaşmak olduğunu vurguladı. Ona göre, savaşmamanın dine zararı, savaşmanın tehlikesinden daha büyükse, liderlerin niyeti halis olmasa bile onlarla savaşmak bir vazifeydi. islami bir ilke olarak, büyük tehlikeyi savuşturmak için küçük tehlike göze alınmalıydı. Bu bağlamda, salih ve salih olmayan Müslümanların birleşip savaşması gerektiği belirtiliyordu. Bin Ladin, Allah’ın bu dini hem salih hem de salih olmayanlarla destekleyebileceğini savunuyordu. Eğer haksız yöneticilerin yardımı olmadan savaşmak mümkün değilse, iki seçenek vardı: Ya savaş görmezden gelinir ve düşman kontrolü ele geçirir ya da haksız yöneticilerle birleşilip islam’ın kuralları kısmen de olsa uygulanır. ikinci seçenek, bu koşullarda doğru görev olarak görülüyordu.

    Bu birleşik çaba, Bin Ladin ve El Kaide yandaşları da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar için elzemdi. Çünkü onlar, kendilerini “haçlılar” (Usame’nin Amerikalılar için kullandığı isim) ve “Siyonistler” (Yahudiler ve israil destekçileri) ittifakının kurbanı olarak görüyorlardı. Bu ittifak, Müslüman topraklarının (Filistin, Lübnan, Somali, Irak) işgaline, ekonomik yaptırımların yol açtığı milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuğun ölümüne, Müslüman ülkelerin doğal kaynaklarının sömürülmesine ve iki kutsal şehirde ABD askeri üslerinin kurulmasına sebep olmuştu.

    Bin Ladin, bu durumu şöyle açıkladı: “Biz, grubum ve ben, bu adaletsizliği bizzat yaşadık. Müslümanlara hitap etmemiz engellendi. Pakistan, Sudan ve Afganistan’da takip edildik; bu da benim uzun süreli yokluğumu açıklıyor. Fakat Allah’ın izniyle, artık Horasan’ın yüksek Lindu Kuş Dağları’nda güvenli bir üssümüz var. Allah’ın izniyle dünyanın en büyük kafir askeri gücü orada yok edildi. Ve süper güç efsanesi yerle bir olurken, mücahitler ‘Allahu Akbar’ diye haykırdı. Bugün, özellikle Kudüs çevresindeki mübarek toprakların işgali ve iki kutsal mekanın ihlali sonrasında, Siyonist/Haçlı ittifakının Müslüman toplumuna dayattığı adaletsizliğe son vermek için aynı dağlardan çalışıyoruz. Allah’tan bize zafer bahşetmesini diliyoruz. O bizim koruyucumuzdur ve O, en güçlü olandır.”

    Bin Ladin, islam dünyasına ve özel olarak Haremeyn-i Şerif’e yapılan haksızlıkları düzeltmek için çalışmaya başladıklarını belirtti. Kuran’dan ve islam alimlerinden yaptığı alıntılarla uzun bir çağrı yapan Bin Ladin, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünyadaki Müslüman kardeşlerim: Filistin ve Haremeyn-i Şerif’teki kardeşleriniz sizden yardım istiyor ve düşmana, Amerikalılara ve israillilere karşı savaşta yer almanızı talep ediyorlar. Sizden, kendi imkânlarınız ve yeteneklerinizle düşmanı islam’ın kutsal alanlarından kovmak için elinizden geleni yapmanızı istiyorlar. "Eğer imanlarında ezildikleri için sizden yardım isterlerse, onlara yardım edin!’ Ey Allah’ın askerleri, zafere doğru koşun. Bu zorluk zamanıdır, bu yüzden güçlü olun. islam’ın kutsallıklarını özgürleştirme çabanız, Allah’tan başka tanrı yoktur bayrağı altında birleşmek için atılmış doğru bir adımdır.”

    Bu çağrı, büyük yankı uyandırdı. Yüzlerce genç Müslüman, Bin Ladin’in cihadına katılmak için Afganistan’a gitti ve kırsal kesimde yeni kamplar açıldı. Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman terörist gruplar, El Kaide’ye desteklerini açıkladı. Yeni koalisyondaki gruplardan bazıları şunlardı:

    Afganistan: Afganistan Ulema Birliği

    Cezayir: Silahlı islam Grubu; Din Değiştirme ve Mücadele için Saah Grubu

    Bangladeş: El-ihad

    Kanada: C. Roubaix

    Mısır: El-Cema'a el-islamiyye; El-Lihad

    Hindistan (Keşmir): Partizanlar Hareketi

    Endonezya: Lemaah islamiye

    Ürdün: Beytü’l-imam; Ürdün Cihat Örgütü

    Lübnan: Asbat el-Ensar; Jezbullah; Lübnanlı Partizanlar

    Libya: Libya islam Grubu

    Filistin: El-Badar; Haral’at ul-Ensar/Mücahidin; Al-Hadis; Ilaral’at ul-Cihad; Jaish Muhammed; Jamiat Illema-e-islam; Jamiat-ul-Uema-e-Palistan; Leşkar e-Toiba; Filistin Yetki; islami Cihad

    Filipinler: Moro islami Kurtuluş Cephesi; Ebu Seyyaf

    Somali: Al-Ittihad al-Islami

    Özbekistan: Özbekistan islami Hareketi

    Yemen: El Cihat Grubu

    Bağışlar, Bin Ladin’in hesabına zengin Müslüman iş insanlarının kasalarından akmaya başladı. Para, kuryeler aracılığıyla ve nakit veya altının takası için senet kullanımıyla, birbirine bağlı döviz bürolarından oluşan Havan sistemi üzerinden ulaştırılıyordu. Bu iş insanlarından biri, Suudi Arabistan’daki dev Ulusal Ticaret Bankası’nın Genel Müdürü Halid bin Mahfuz’dur. Mahfuz, bu banka aracılığıyla El Kaide’nin paravanı olan hayır kurumlarına 100 milyon dolardan fazla para aktardı.

    Benzer uygulamalar, El-Şamel Bankası’ndan Salih Abdullah Kamil ve El-Rajhi Bankası’ndan Abdullah Süleyman el-Rajli gibi diğer Arap bankalarının yöneticileri tarafından da benimsendi. El Kaide’ye diğer büyük bağışçılar arasında Suudi Arabistan’ın en büyük holdinglerinin sahipleri Muhammed I. Lussein el-Amoudi ve Vail el-Lamza Julaidan ile Pakistan’daki Müslüman Dünya Birliği ve Al-i Laramain Vakfı’nın başkanı Yasin el-Kadı yer aldı.

    ironik bir şekilde, Bin Ladin’in rejime duyduğu nefrete rağmen milyonlarca dolarlık bağış Suudi kraliyet ailesinden gelmeye devam etti.

    ABD Terörle Mücadele Bakanlığı'nın eski operasyonlar müdür yardımcısı, durumu şöyle özetledi: "Suudi kraliyet ailesinden Amerika'yı sevmeyen bazı kesimler mevcut. Bu kesimlerin katkılarına ek olarak, Suudi Arabistan ve Orta Doğu'daki radikal camiler, Müslümanlardan toplanan zekâtları, yani islam'ın üçüncü şartı olan sadakayı, Bin Ladin için ayırmaya başladı. El Kaide'nin bu kaynaklardan ne kadar yararlandığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak varlıklı Müslümanlar, zekât ve sadaka yükümlülüklerini yerine getirmek için olağanüstü miktarda bağış yaptıkları için bu rakamın önemli olduğu kesindi. Suudi Arabistan’da her yıl 10 milyar dolardan fazla zekât fonu toplanıyor. Bu kaynaklarla Bin Ladin, Taliban ile bağlarını hızla güçlendirdi ve Taliban Kabil'i ele geçirmeye hazırlanırken kritik bir yardım sağladı. Bu yardım, silahlar, mühimmat, Toyota Land Cruiser filoları, yiyecek ve geçici hastaneleri içeriyordu. Bin Ladin artık Molla Ömer’in arabasında birçok kez görülüyordu.

    iki köktendinci liderin ikametgahları arasında doğrudan bir yardım hattı kurulmuştu. Usame, 925-12-53-06 numarasından yanıt veriyordu. Sonuç olarak, Bin Ladin, Molla Ömer, üç karısı ve dört çocuğu için Kandahar’da bir saray inşa edildi. ikili artık ayrılmaz bir hâle gelmişti. Molla Ömer’in, Usame’nin kızını dördüncü karısı olarak aldığına dair basında haberler yer aldı; ancak bu iddialar hiçbir zaman doğrulanmadı.
    https://taz.de/ !1149691/
    https://www.blesk.cz/clan...adin-a-kde-se-skryva.html

    1996'nın sonunda Bin Ladin ve Molla Ömer, sanayisi veya ihraç edilebilir malları olmayan yeni kurulan islam Afganistan Emirliği’nin geleceğini güvence altına almak için bir girişimde bulundular. Bubalar, gizli uyuşturucu baronları ve Arnavut mafyasıyla anlaşmalar yaparak, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde tercih edilen uyuşturucu olan eroinin dünyanın önde gelen üreticisi hâline gelmesini sağladılar. Bu cihat, Batı'nın yozlaşmışlığıyla beslenecek ve kadim bir islam atasözüne doğruluk kazandıracaktı: 'Düşmanını kendi kuyusuna düşürmek.

    https://en.wikipedia.org/wiki/Mullah_Omar
    0 ...
  42. 225.
  43. afgan mücahitler, el kaide ve taliban'dan arnavut mafyasına uzanan, organize suç ağı ve illegal uyuşturucu trafiği, saldırıları finanse etmek için kullanıyorlar:

    Baskınlar, Arnavut Mafyası tarafından doldurulan bir boşluk bıraktı. Birçoğu, önceden LCN aileleri için tetikçilik yapmıştı. Örneğin, Zef Mustafa Gambinolar için baş tetikçi olarak görev yapıyordu. Mustafa'nın şiddet kapasitesine ancak içki sevgisi eşdeğerdi; sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar içiyor ve genellikle günde iki ila üç litre votka tüketiyordu. Gotti hapisteyken Mustafa, Gambinoların kaynaklarını kullanarak, porno siteleri ve 1-800 seks numaraları üzerinden 650 milyon dolarlık bir internet ve telefon soygunu organize etti. 2002 yılında tutuklandı, dolandırıcılıktan suçlu bulundu ve federal bir hapishanede beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    Abedin “Dino” Kolbiba da Gambinolar için tetikçi olarak çalıştı. Dino, cesetleri ortadan kaldırma sanatı da dahil olmak üzere işinde o kadar yetenekliydi ki diğer suç ailelerine ihale edildi. Şu anda nerede olduğu bilinmiyor. Arnavut Mafyası’nın cinayete karşı acımasız kayıtsızlığı, Gambinolar için çalışan Simon ve Victor Deday tarafından kanıtlandı. iki tetikçi, New York’taki Scores restoranında hizmet kalitesinden duydukları hoşnutsuzluğu dile getirmek için bir garsonu vurdu; protesto edebilecek tek bir kelime dahi etmeden fedaiyi de öldürdüler.

    1990 yılına gelindiğinde, Arnavutluk’tan gelen radikal Müslüman göçmenler, uyuşturucu yeraltı dünyasının kralları hâline geldi. iskender Ilici, New York’ta milyar dolarlık bir narkotik işi için Iront adlı bir seyahat acentesi işletiyordu. Fici ve ismail Fiva gibi yerel vatandaşlarla yakın çalışıyordu. 125 milyon dolardan fazla parayla yakalanan heroin, Ilici ve Fiva tarafından, kendilerini tutuklayan New York dedektiflerini ve federal savcıları öldürmek amacıyla sözleşmeli bir iş olarak kullanıldı.

    Arnavut Mafyası’nın bir diğer üyesi olan Daut Kadriovski, 1993’te bir hapishaneden kaçarak Bronx’ta eroin işi kurdu. 1998 yılına gelindiğinde, Daut’un işi o kadar kazançlı hâle geldi ki Frenton, Philadelphia, Washington DC, Richmond, Detroit ve ülke genelindeki diğer şehirlerde şubeler açtı.

    italyan mafyasının yanı sıra diğer suç örgütleri de Arnavut Mafyası’ndan korkuyordu. Philadelphia City Paper’a konuşan anonim bir Polonyalı çete üyesi, etnik grubunun Dominikliler, Siyahlar, Hispanikler, Asyalılar ve Ruslar da dahil “neredeyse herkesle” iş yapmaya istekli olduğunu fakat Arnavut Mafyası’na yaklaşmayı reddettiklerini belirtti. Polonyalı, “Arnavutlar çok şiddetli ve çok öngörülemezler,” dedi.

    Arnavut Mafyası, Avrupa’daki diğer suç örgütlerinin üzerinde üstünlük kazandı ve uyuşturucu kaçakçılığı, sahtecilik, pasaport hırsızlığı, insan vücudu parçaları ticareti, seks köleliği, adam kaçırma ve cinayetin baş faili hâline geldi. italya’nın başsavcısı Cataldo Motto, Arnavut Mafyası üyelerinin yalnızca ülkesinin insanları için değil, tüm Batı medeniyeti için bir tehdit oluşturduğunu savunuyor.

    Sırbistan’daki Etnik ilişkiler Forumu koordinatörü Dusan Janjic, Arnavut Mafyası’nın başarısının üç nedenini şöyle sıraladı: “Birincisi, aynı dili konuşmaları; bunu çok az kişi anlıyor. ikincisi, iç örgütlenmeleri aile bağlarına, dayanışma ve güvene dayanıyor. Üçüncüsü, sessizlik kuralı var ve bu kuralı ihlal edenin ölmesi son derece normal.” Ancak Janjic dördüncü ve en önemli nedeni gözden kaçırmıştı: Arnavutluk Mafyası üyelerinin çoğu, suçlarının dini bir amaca hizmet ettiğine inanan dindar Müslümanlardı.

    Bu gerçek, Milano polisinin önde gelen uyuşturucu baronu Agim Gaşi’nin telefon görüşmelerini izlemeye başlamasıyla ortaya çıktı. Bir görüşmede Gaşi, Türk tedarikçilere kutsal Ramazan ayı boyunca eroin sevkiyatına devam etmelerini söyledi ve dini kuralların ihlalinin nihai amaç olan “Hristiyan kâfirleri uyuşturucuya boğmak” uğruna gerekli olduğunu belirtti. Başka bir görüşmede, milyar dolarlık işinin başarısını överken şunları söyledi: “Biz, uyuşturucunun sadece bir zenginlik kaynağı değil, Hristiyanlığı zayıflatmak için bir araç olduğunu keşfettik.”

    Mücahitlerin Balkanlar’a hareketi, 1992’de Bosna’da Demokratik Hareket Partisi’nin iktidara gelmesi ve asker çağrısı yapmasıyla başladı. Yüzlerce kişi çağrıya yanıt verdi. Askerlere, yetkililer tarafından tespit edilmemek için gazeteci kimlikleri verildi; bazıları hemen Bosnalı Müslüman kadınlarla evlendi ve Bosna ordusuna katıldı. 1995 yılına gelindiğinde, dünya genelindeki islam ülkelerinden gelen asker sayısı altı bini aşmıştı. 1994 yılında, hâlâ Sudan’da yaşayan Bin Ladin, Viyana’daki Bosna Büyükelçiliği’nden bir Bosna pasaportu aldı ve Zevahiri tarafından organize edilen Arnavutluk, Zenica’daki bir El Kaide üssünü ziyaret etti.

    Gizli bir çiftlik evi, gelişmiş silahlar için bir “araştırma merkezine” dönüştürülmüştü. Yapılan araştırmaların çoğu, insan bombalarının hazırlanmasına odaklanıyordu; bu çalışmalar, kloramfenikol veya tetrasiklin gibi antibiyotiklere dirençli, son derece bulaşıcı ve ağır seyreden bir hıyarcıklı veba türünü taşıyıp yayabilecek kişilere yönelikti.

    Bin Ladin’in ziyaretleri sırasında Tropje’de, Arnavutluk Başbakanı Sali Berişa’nın mülkü üzerinde bir El Kaide eğitim ve komuta merkezi kurulması denetlendi. Aynı dönemde Hırvatistan, Makedonya (Kalkandelen) ve Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da hücrelerin tesis edilmesine de gözetmenlik yaptı ve burada Türk bağlantılı gruplarla görüşmeler gerçekleştirdi.

    Ayrıca, bubaların onayıyla Kuzey Kıbrıs’ın bazı bölgelerinde Lamal al‑L’adl tarafından temin edildiği iddia edilen zenginleştirilmiş uranyum gibi nükleer materyallerin test edilmesi amacıyla laboratuvarlar kurulduğu ileri sürüldü. Bin Ladin, 1996’da Taliban içindeki konumunu güçlendirdikten sonra Arnavutluk’a bir kez daha seyahat etti; bu ziyaretin ana gündem maddesi, küresel uyuşturucu ticaretinin kontrolünü Sicilya Mafyası’ndan ele geçirmekti.

    On yıllardır süregelen akışta, bubalar (Afgan bağlantılı nakliyeciler) Afganistan’dan Kuzey iran ve Türkiye üzerinden Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya uzanan hat üzerinde kontrol sağlayordu. Sicilyalılar ise ürünü Batı Avrupa ve diğer pazarlara götürmek üzere Yunanistan ve eski Yugoslavya üzerinden sevk ediyordu. Bu iş bölümü uzun süre kârlı çalıştı; Sofya’daki Vitoşa Oteli’nin lobi toplantılarında, zaman zaman isimleri anılan üst düzey Sicilyalı figürlerin temsilcileri, son sevkiyatların şartlarını müzakere ederdi.

    Ancak Yugoslavya’daki çatışmalar ve bölgedeki istikrarsızlık, bu güzergahta aksamalara yol açtı. Öte yandan Afganistan’daki kilit tedarikçilere yönelik güç dengelerindeki değişiklik—örneğin bazı savaş ağalarının tasfiyesi—tedarik hattını kırılgan hâle getirdi. Bu koşullar, Arnavut grupların Balkanlar boyunca yeni kaçakçılık rotaları kurmasına ve uyuşturucu ticaretinde etkilerini arttırmasına zemin hazırladı.

    Böyle doğan “Balkan rotası” Bulgaristan’dan Kosova’ya, oradan Arnavutluk, Yunanistan ve eski Yugoslavya üzerinden ilerleyip Avrupa aracılığıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanıyordu. 1990’da Macar polisi Arnavut kaçakçılardan 14 pound kadar eroin ele geçirirken, 1994’te bu miktar 1.304 pounda ulaştı; rotanın kapasitesi ve hacmi bu dönemde hızla büyümüştü.

    Sicilya Mafyası, artık aynı eskisi kadar güçlü olmayan, etkisini yitirmiş bir aktör hâline gelmişti; Arnavut gruplar ise Sicilya örgütünün çeşitli alanlarına sızarak kontrol sağlamaya başladı. Örneğin Apulia’daki bazı yapılar Arnavut kontrolüne geçti ve bir zamanlar bölgedeki büyük ağaların itiraz edemeyeceği biçimde fuhuş ağı gibi gelir kaynakları ele geçirildi.

    Bin Ladin’in 1996 ziyaretinde Arnavutlar, bazı yerel unsurlar ve Taliban arasında işbirliği tesis edildi. Bu düzenleme, Hristiyan gruplar yerine Müslümanlarla çalışmayı tercih eden nakliyeciler için elverişli bulundu. Bin Ladin, Afganistan’dan Batı’ya tek bir tedarik rotasına güvenmenin ne kadar riskli olduğunu bizzat gözlemledi; tedarik akışı iran işbirliğine ve Kosova’daki göreli istikrara bağlıydı.

    Sonuç olarak, farklı aktörlerle kurulan yeni anlaşmalar ve rotalar sayesinde, örneğin Abhaz rotası yeniden canlandırıldı. Bu hat; Afganistan’dan Horog ve Oş gibi noktalardan başlayıp tehlikeli dağ geçitleri üzerinden Çeçenistan’a kadar uzanan daha karmaşık bir güzergâhı kapsıyordu. Buradan hareketle yükler Abhaz kamyonları ve zaman zaman helikopterlerle Sohum limanına ulaştırılıyor, oradan Türk gemilerine yüklenip Kuzey Kıbrıs’taki Gazimağusa limanına gönderiliyor ve burada paketlenerek daha geniş dağıtım ağlarına karışıyordu.

    Bin Ladin’in Afganistan’a dönüşünü takiben Sofya ve Gazimağusa hattına aylık olarak altı ton civarında eroin akışı başladığı iddia edildi. Uluslararası pazar hızla doygunluğa ulaştı; arz arttıkça fiyatlar düştü ve 1996 sonu itibarıyla Avrupa hapishaneleri Balkan kaynaklı uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı çok sayıda tutukluyla doldu. Örneğin sadece Almanya’da, sekiz yüzden fazla Arnavut, ortalama 124 gram uyuşturucu bulundurmaktan hüküm giydi.

    LIN Uyuşturucu Kontrol Programı’ndan Tony White’ın gözlemi de şu yöndeydi: “Arnavut çetesinin şiddet kullanma olasılığı diğer tüm gruplardan daha yüksek.” Metin buraya kadar olan kısımla ilgili kayıtları ve değerlendirmeleri bu noktada toparlıyor.

    Avrupa genelindeki yerleşik düzen Arnavut grupların etkisiyle sarsıldı; Lübnan, Pakistan ve italyan kartelleri bölgeden çıkarıldı. Bin Ladin Sudan’dan sürülmeden önce Altın Hilal’den çıkan eroin düşük kaliteli, “Üç Numara” olarak bilinen bir üründü. Bu eroin yalnızca sigara olarak içilebilir veya burundan çekilebilirdi.

    Ancak pazar artık daha güçlü, daha saf ve damarlara enjekte edilebilecek “Dört Numara” eroine ihtiyaç duyuyordu. Bu ürünün üretimi, gelişmiş laboratuvarlarda çalışan yetenekli kimyagerler gerektiriyordu.

    Bin Ladin, bu ürüne olan talebi karşılamak için Kabil yakınlarında laboratuvarlar kurdu ve Pakistan, Çin ile eski Sovyet ülkelerinden kimyagerleri işe aldı. Tesisler kısa sürede faaliyete geçti. Molla Ömer, Afgan çiftçilere yetiştirebildikleri tüm afyonu üretmeleri talimatını verdi. Sonuçlar çarpıcı oldu: 1997 yılı itibarıyla haşhaş hasadı 3.276 ton ham afyon seviyesine ulaştı ve Taliban hazinesine yılda 5 ila 16 milyar dolar arasında gelir sağlandı.

    1998’de Ulusal Hane Halkı Araştırması, Amerika Birleşik Devletleri’nde tedavi gerektiren 149.000 yeni eroin kullanıcısı olduğunu ortaya koydu; yeni bağımlıların yarısı 26 yaşın altındaydı. Ortalama bir kullanıcı, alışkanlığını sürdürmek için günde 150–200 dolar harcıyordu. Amerika’daki eroin ticareti hızla büyürken, irlanda’da tüketim de artıyordu. 1996–2001 arasında irlandalılar yılda 15 tondan fazla eroin kullanıyordu; bunun %90’ından fazlası Afganistan’dan geliyordu.

    islam öğretileri sarhoş edici maddelere karşı olsa da, afyon ve eroin Afganistan islam Emirliği’nin çarşı ve pazar yerlerinde satılıyordu. Kandahar yakınlarındaki Sangin kasabası, bu ürünleri düşük fiyatla temin edebileceğiniz en iyi yerlerden biriydi. Ana cadde boyunca sıralanan 250’den fazla dükkanda ıslak veya kuru afyon satılıyordu. Bir tüccar, BM yetkililerine yılda 62.000 pound sattığını ve 132.000 dolar brüt gelir elde ettiğini övünerek aktardı.

    Taliban hükümeti içinde çifte standart vardı. Dini milisler şeriat ihlallerini takip ederken, afyon satıcılarının tezgahları sokak köşelerinde açıktı. Cellatlar, stadyumlarda suçluların cezalarını uygularken, uyuşturucu baronlarının mal satışına ve zenginleşmesine göz yumuluyordu. Yeni eroin baronları, ithal ettikleri arazi araçlarını Kandahar ve Kabil’in çürük ve sefil sokaklarında sürüyordu. Mücahitler, bu kaçakçılığın amacını Batı dünyasındaki kâfirleri zehirlemek olarak açıklıyordu. Ancak sonuç olarak islam ülkelerinde de bağımlılık yayılıyordu; 1999’da Pakistan’da iki milyondan fazla, iran’da ise bir milyondan fazla kişi eroin bağımlısıydı.

    27 Temmuz 2000’de Molla Ömer, Afganistan islam Emirliği sınırları içinde afyon yetiştirilmesini yasakladı. Birleşmiş Milletler bu kararı memnuniyetle karşıladı.

    Bu duyuru, eroin satışını ve dağıtımını engellemeye yönelik önemli bir adım olarak sunuldu. Yasağın yürürlüğe girmesinin ardından birkaç çiftçi tutuklandı ve tarlaları tahrip edildi. Ancak uygulanan yasak, aslında dünya kamuoyunu yatıştırmak ve BM’nin Afganistan’daki islam Emirliği’ni tanımasını sağlamak amacıyla yapılan bir gösteriden ibaretti. NATO’nun uydu gözetimi, 2000 yılında Afganistan’daki tarım alanlarının, önceki yıllara kıyasla daha geniş bir kısmının afyon üretimine ayrıldığını ortaya koydu.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük