''bir bavul dolusu cümle var defterimde...yara
bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.. sen yollarına 29 harfle acı
döşeyen birine,"yara" değilde, "yâr" diyebilir misin....!? '
''Duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım,
kurtuluşun olacaksa hiç düşünme ayakkabının topuğuyla kır beni...
'' Toprağın altından bağlanıyor artık telefon telleri
ve bir telaş yüreğini sarıyor serçelerin gördükçe kedileri
Anlar mı serçelerin neden göç etmediğini sobanın kurulmasını bekleyen kedi
Yalnızca rüzgar gelir ölü bir serçenin cenaze törenine
ve usulca kımıldatır tüylerini kediden once
Sevmek
Yağan beyaz Kar taneleri arasında Beyaz bir kuşun Tüyünü de görebilmek
işte sevmek!
Kimim ben
Bir mehteranım sözgelimi
Savaş alanına giderken
iki adımda bir geriye dönüp Sevgilisini arayan
Kimim ben
Bir cüceyim belki
Annesinin cenaze töreninde
Tabuta uzanamayışının ağırlığını Ömür boyu omuzlarında taşıyan
Sevgilim ne olur kızma
Kırmızı rujunu sürünce
Paramın yetmediği Elma şekeri Geliyor aklıma
Duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım,
kurtuluşun olacaksa hiç düşünme
ayakkabının topuğuyla kır beni
kocaeli 2.kitap fuarında tanıştığım ve kitabımı güzelinden bir yelkenli resmiyle şenlendirmiş güzel insan. yaptığı söyleşiyle de güzel bir gündü dememizi sağlamıştır kendisi.
Türk max kanalında haftasonu sunduğu bir saatlik programıyla kendine hayran bırakan, her programdan sonra beni ziyadesiyle düşündüren, araştırmaya teşvik eden yazar, şair, modern meddah.
"uykudan önce" nin modern versiyonu olan bir program yapan, adamın içine baygınlık veren şahsiyet. olaya bir de iyi yönden bakmak lazım tabii ki bu karakterle akrabalık bağınız da olabilirdi.
Aşkımız bitti
yüreğim burkularak soluyorum bunu
çünkü bir yangın kovasının
içindeki durgun suda
beyaz bir kelebeğin boğulması
gibi garip oldu sonu
Aşk ki ay değil
güneş tutulmasıdır diyordum
dudak büküyordun bana
oysa ilkokul bahçesindeki çocuklar
ellerindeki isli camların ardından
gülüyorlardı sana
inanmamıştın aşkın
bir elbise hırsızı olduğuna
ama köşesinde
kedinin uyuduğu bir yatakta
çırılçıplak bırakmıştı
her ikimizi de
Giderken bir buzdağı gibiydin
sıcak sulara doğru yüzen
ve doruğunda
bir çift bale pabucunun
asıldığını soluyordu
eteklerindeki telaşlı penguen
Bakakaldım
bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim
sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında
rüzgarla savrulan
12 Eylülde doğdugundan, 1980'den beri doğumgününü kutlamayan.. Neredeyse geçmişimize dair herşeyi bilen ve konuşmalarıyla beni çok etkileyen bir şair, yazar, gezgin.. ne ekleyebiliyorsak artık.
çok eskiden ben daha çok küçükken sunay akın'ın bir radyo programı vardı vasaire vasaire diye. telefonuma notlar alarak dinlerdim. nokia 8310'un anısı vardır bu yüzden. sonra yanlışlıkla hepsi silindi. bidaha da pek yanına yaklaşmaz oldum soğudum resmen. bi de programın günü haziran gecesine denk gelirdi. kaçırdım hep onun yüzünden. kimseye de söyleyemedim radyo dinliyorum tv izlemiyorum diye.
askerliğini hatayda yapan şair.
ve hafızası çok güçlü bir insan.kitap fuarındaki imza gününe komşumla gittim ve komşum onbeş yaşında iken sunay akının komşusuymuş.-şuan komşum kırk yaşında- sunay akın onu gördüğünde 'aaa fatooooş' diye haykırdı,bu kadar net hatırlamasına çok şaşırdım tabii.
Ülke bayraklarının ortaya çıkışlarını, müthiş hayal gücü ve gerçek bilgileri harmanlayarak anlatığı denemesinin finalinde; bayrağımızdaki yıldızı insana benzeten, dolayısıyla tarihte aya ilk insanı gönderenin de biz Türkler olduğu tezini ortaya atan ;
Oyuncak Müzesi'nin açılış aşamasında, müzede oyuncakların arasında telaş ve koşturmaca içindeyken babasının geldiğini farketmemesi üzerine, babasına: " Ula gene döndük başa!" dedirten; şair, yazar, koleksiyoncu ve en önemlisi çocuk yanını koruyabilen büyük insan.
--spoiler--
Şükrü Sunay Akın (d. 12 Eylül 1962), şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu.
12 Eylül 1962 tarihinde Trabzonun Maçka ilçesinde doğdu. (Bu yüzden 18 yaşından beri doğum gününü kutlamamaktadır.) Ailesi, onun daha iyi eğitim görebilmesi için, 10 yaşındayken istanbul'a taşındı. Lise öğrenimini istanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. istanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
ilk şiirini, Meteoroloji Müdürlüğü'nde çalışan bir memurun kızına yazar. Henüz 9 yaşındadır. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri, evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız, balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar mahsusçuktan!.. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra (ki bir şairdir artık) çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde, sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "hava muhalefeti" nedeniyle kayıptır!.. 1984 yılında yayınlanan ilk şiiri de bir sobanın içinde kütürdeyen odunu anlatır! ilk şiir kitabı 1989'da "Makiler" adıyla yayınlanır. Arkadaşlarıyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından, 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. Adını Cemal Süreya'nın koyduğu bu kitabı "Antik Acılar, Kaza Süsü, 62 Tavşanı" izler.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü'nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü Makiler[1] şiiri ile kazandı.
Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli'nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir. Ayrıca, bu tür şiirlerde genellikle rastlanmayan, yumuşak, lirik bir tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreya'nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ders verdi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde 5 yıl boyunca hem ders verdi hem ders aldı. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye'nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında (Frankfurt, Nürnberg, Londra) sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. Halen Sunay Bey Tarihi adlı gösterisini sunmaya devam etmektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu istanbul Oyuncak Müzesi'ni Göztepe, istanbul'da ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Müze, Türkiye'de türünün ilk ve tek örneği olup, Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'ne 2010 yılı için aday olmuştur.
TRT 2 ve CNN Türk'de "Stüdyo istanbul", "izler", "Akşama Doğru", "5N 1K" gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8'de de "Gezgin Korkuluk" ve Ramazan Ayı boyunca Mahya Işıkları adlı programı hazırlayıp sundu.
Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM'de radyo programları yaptı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi. Atv'de Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu ve Nebil Özgentürk ile birlikte Yaşamdan Dakikalar adlı uzun soluklu bir televizyon programını halen yapmaktadır.
--spoiler--
(bkz: wikipedia)
"bilim ve sanat bir kuşun kanadı gibidir. bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. uçamayanlar ise tavuk olur... 'tavuk toplum', önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz." diyen çağdaş bilge. ...
anlamsız eksi oy üzerine cık cık cık diyen edit:
beni mi eksiledin, sunay akın'ı mı?
neden eksilediğini kendin de bilmiyorsun aslında, değil mi?!