kendi malumatına şaşan adamdır.. anlatırken içinden "oha be bunu da biliyorum dur arkasına bir de şöyle bir güzellik yapayım da allahını şaşırsınlar" diye geçiren, ayaklı edebi google..
''veda'' filminde kazım karabekir paşa'yı canlandırmış sevdiğim bir yazardır. istanbul erenköyde bulunan oyuncak müzesi gerçekten gidilip görülmeye değer bir yerdir. sevgili zoruyla gittiğim bu mekanda işi gücü bırakıp yaklaşık 4 saat dolamışlığım vardır.
bilgiyle de eğlenilebileceğini yaptığı tek kişilik gösterilerle ispat eden, binaları, heykelleri, resimleri, oyuncakları,vs. anlattığı hikayelerle adeta dile getiren, sahip olduğu bilgileri kıskandığım sevimli kişilik.
"Çocukken iki kişi oturduğumuz kapı eşiğine,
tek başıma zor sığıyorum şimdi.
Büyüdükçe insan
yanlız mı kalıyor ne?" dizelerine sahip olan; aynı zamanda oyuncak müzesi açmış olan,kendine özgü yazan; Nazım Hikmet'e hayranlığıyla bilinen,cumhuriyet gazetesi yazarı,yaşamdan dakikaları dinlenebilitesi yüksek kılan,şiirleri ile gönüllere taht kuran; üreten beyindir.
şiirlerinde ki ağırlığını gerçek hayattada görmeyi umduğum ancak izlediğim bir kaç televizyon programından sonra bu konuda beni büyük hayal kırıklığına uğratan şair kişilik...
bende yarattığı izlenip itibariyle bir gün rüyama girip " ben sana adam olurum demedim şair olurum dedim Pragli " lafını sarfedicekmiş gibi hissediyorum . Oysa bende sana güvenmiştim be Sunay Abi vapur iskelesi yada tren istasyonunda ki
saatin doğruluğu kadar ...
"Bir bavul dolusu cümle var defterimde,yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.Sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine "yara değilde" "yar" diyebilir misin?" gibi muhteşem cümleler kurabilen bir sanatçı.
asma köprülerin
halatlarıyla bağlı ellerimi çözerek
gökdelenlerin arasından
seni kurtarmak isteyen çocuklar
örgüt kurmasın diye
arka bahçeli
bütün evlerini yıktılar istanbul
sokaklarda artık anarşisttir onlar
sigara reklamı bahanesiyle
sarmaşıkların vatanı olan duvarlarda
at koşturan kovboyları
kovmak için savaşırlar
ki vurulduklarında
karışır kanlarına
ceplerinde taşıdıkları
tohumlar
şiirler okuyacağız kulelerinden istanbul
ve yalnızca
körler olacak sokaklarında
eli sopalı
gezen
bırakacağız rüzgara şiirlerimizi
bildiri atılıyor diye
ihbarlar yağacak telefonlardan
bir kez daha kırılacak
IV. murat'ın elindeki kafes
ve koltuklarınıza
bağlandığınız ipleri koparın
duyurusunu yapacak
hezarfen ahmet çelebi'nin torunlarından
bir hostes
ölmesin diye deniz
bir anlık
ayaklarını tutan
idam masasının tahtalarıyla
sana iskeleler yapacağız istanbul
denize doğru
uzanan
meydanlar ki gamzelerindir istanbul
bak, göreceksin;
bir mayıs gününde tutuşacağız el ele
ve sen bizlere yeniden
gülümseyeceksin!..
Biri çıkıp öldürsün beni
ve kaza süsü versin
cansız bedenime
nasıl da sevinirdim
ilkokul pencerelerine bayrak asarken
doğduğum kazanın
her bayram öncesi süslenmesine
Çay bardağı biçiminde yontulsun
mezar taşlarım
ve yaşamdan bir tek yudum
bile alamayacağım için
üstlerine yatay olarak
bir de kaşık
konsun
Ne başucuma
ne de ayak ucuma dikilsinler
biri sağımda
diğeri solumda olsun
ki görenler
mezarı sansınlar
bir çocuğun
Peşlerinde koşturarak papazı
kiliseden çaldıkları
günah çıkarma kulübesinde
şiir kurtuluş örgütünü kuran
kenan evren lisesinden terk çocuklar
mutlaka gelirler cenazeme
her birinin elinde deniz yıldızı
Üzülmeyin dostlarım
ezbere bilirim latince sözcüklerini
hayvanlar ansiklopedisinin
adını bilmemiş olmaktan
utanmayacağım asla
tabutumun içine girecek
ilk böceğin
Sözgelimi
bir cenaze törenine
katılır gibi yürüyorum sokaklarda
ve iğneyle tutturulmuş
çocukluk fotoğrafım
gülümsüyor ceketimin
yakasında
Son dileği
asılacağı ipin üstünde
yürümek olan
bir cambazım sözgelimi
cellatın düğümleyerek
boynuma geçirdiği ip
düşürüyor sonunda beni
her gösteride alay ettiğim
yaşamdan
Bir mehteranım sözgelimi
çalgılar arasında
yürürken savaş alanına
üç adımda bir
geriye döner
ve yaşlı gözlerle anarım
sevgilimi...
Son evi gösterin bana istanbul'da
vapur sesinin duyulduğu
ki kapısını çalıp
söyleyeyim içindekilere
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
eski iskeleleri
sahil yoluyla ayırdıklarını
denizden
Karşılığında ben de size
kanaryası ölüp
kuaför salonuna dönüşmeyen
kaç mahalle berberinin
kaldığını söylerim
ya da kaç fötr şapkanın
tutsak olduğunu
köhne bir konağın
askısında
Kaç faytoncunun
artık taksicilik yaptığını da bilirim
ama söylemem
onu da siz bulun
dikiz aynasına takılı boncuklardaki
at kokusundan
''büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim açılamıyorum sana.''
Sunay AKIN
'mahya ışıkları' programıyla beni ekran başına kilitleyen, hafızası ve bilgisiyle insanı afallatan, kız kulesin'e sevdiğim kadın diyerek beni birkez daha kensinine hayran bırakan, kesinlikle bu dünyadan olmadığına inandığım gerçekötesi insan..
"Anadolu 1071 yılında girilen bir yurt değildir..... ya da istanbul 1453.... Bu tarihlerden öncesi de bizimdir. Çünkü bizler bu topraklarda kiracı değil ev sahibiyiz. 1071'i ya da 1453'ü kira kontratı gibi gösterirsek, ev sahibi bize "oğlum evleniyor çıkın" diyecektir"