henuz ilk sezonunu bitirdigim dizi. aslinda dizi denemez buna, bizim dizi kavramimiz buna dizi demeye elvermiyor. ulan kazma insanlar, hayatinizda hic mi HBO dizisi izlemediniz de yuzlerce boktan dizi cekersiniz her sene? yemin ederim imreniyorum ya, adamlar sanat pesinde kosuyor bizim izlememizi bekledikleri seylere bak.
ahlaksız bir dizidir. en az the sopranos kadar 'fuck' içerir. ayrıca ibnelikten tutun da, fahişelikten, uyuşturucudan ana tema olan ölüme kadar hayatın içinde olan her pisliği barındırır.
güzel yanı orijinal ve taklit edilemez olmasıdır.
Hayata dair,ölüme dair,gerçeklere dair bir dizi. her bölümü insana ayrı koyan,ağlatan,iç burkan,herhangi bir sahnesini düşündüğünde bile ağlamaktan,gözlerinin dolmasından kendini alamadığın bir dizidir. gerçeklerin bukadar acı olduğunu süper bir şekilde işleyen dizidir. 'herkes,herşey bir gün bitecektir' bunu herkes bilir yada öle sanar ama bu diziyi izlemeden bunun gerçek anlamını bilemessiniz.gerçek bir başyapıttır. efsanedir.
Dizinin içinden birkaç örnek vericek olursak,en akılda kalan sahnelerden birkaçı söledir;
-nathaniel Fisher daha dizinin ilk bölümünde öldüğünde,bölümün sonlarına doğru nate koşarken babasını görür ölümüne sebep olan otobüse binerken ve durur o arada mükemmel bir müzikle birlikte çevresindeki insanlara bakar ve hepsinin bir gün öleceğini düsünür daha ilk bölümden bu sahneyle bizi karsılayan dizi kaç gün uykusuz kalmama neden olmustu..
-Dizi baba'nın ölümüyle baslar,oğlunun ölümüyle biter.
-nate in öldüğü sahne ise insana bir baska koyar.dersin aha kurtuldu ölmedi dersin ama o sırada David in ruyası gelir ekranlara.önce eylenirler klasikleşmiş takım elbiseleri yoktur üzerlerinde ama araba durur nate iner ve okyanusun sularına atar kendini o sırada babası ve david de takım elbise vardır ve nate dalgalar arasında yavasca kaybolur.hastane odasında uyandığında ise david,nate ölmüstür..
şu ana kadar türk televizyonlarında yayınlanan en muhteşem dizi olmasının yanı sıra, yarattığı karakterlerin derinliğiyle de izleyende ayrı bir tat bırakan, süper sanat olayı.
dizideki ibne dexter dizisinde dexter karakterini canlandıran başrol oyuncusudur. dexter fanatiği arkadaşlara o karizmatik dexter ın actionlarını göstermem ile diziden soğutmam çok acı koymuştur.
derinligi herhangibir yaziya sigdirilmaya calisilip sayfalar doldurulsa bile, icimizde parcalar birakicak derecede mesaj (aslinda mesajdan ziyade izleyiciye tepki) dolu dizidir. drama nin en tarifsiz guzel hallerinden biridir.
hayatimda izledigim en guzel; en kaliteli, en ogretici ve en etkileyici dizi olup, beni duygusal olarak en cok etkileyen eserlerden biri olmustur.**
emolara kaptirdigimiz bir diger basyapittir ki... *
bu six feet under mezarın kazıldığı yüksekliği ifade ediyor. yaklaşık olarak 2 metreye filan geliyor işte.
adamlar bunu bile edebi yapmışlar, ona hayret ettim ben. direkt mezar dersin, kabir dersin filan da adamlar six feet under diyorlar yani. şarkılarda filan hep bunu kullanıyorlar. acaba mezar kelimesinden mi korkuyorlar? o da tartışılır.
olur, bunların hepsi olur da bunu türkçe'ye uyarlayınca güzel oldu, enstantane yakaladım, ilker yasin burda olsa ona anlattırırdım ama.
*cemil abi 6 ayak aşağıya gidicek bir gün herkes.
-ne diyon lan?
*abi 6 ayak diyorum, inecek tabut.
-sus sikmeyim tuluatını.
tüyleri şahlandıran finali, eninde sonunda gelecek olan ölüm le bitirerek adına yakışır sonlanan dizi film. tüm yaşadıklarına rağmen claire in 102 yaşında gözlerine perde inmiş haldeki ölümü belkide en etkileyicisiydi. hayata kazık çakılamayacağını bir kez daha bir dizi filmin finaliyle hatırlamak tokat etkisi yaratabiliyor. hayatta yaşananlar güzel ya da kötü, zor ya da kolay, acılı ya da neşeli ama sonunda tek bir gerçek var ki; ölüm. ölümü de katlanabilir hale getiren belki de yaşamış olduklarından memnun olmak.
izlerken her karakter için ayrı ayrı gözyaşı dökme isteği uyandıran dizi. kendinizi yenilmiş, hayal kırıklığına uğramış hissettiğinizde tekrar tekrar izlediğiniz her bölümde size yalnız olmadığınızı hissettiren, hayranlık uyandıran yapım.
üç çeşit dizi var gözümde... fazla kafa yormadan izlenebilecek, derli toplu, eğlencelik filan olanlar***, akıl oyunlarıyla, harika bir kurguyla, kaliteli hikaye akışı ve sağlam karakter çözümlemeleriyle bezenmişler***
bir de asla anlayamadığım, kalıplara uyduramadığım, hangi kafayla yazıldığını merak ettiğim, ağzım açık izlediğim kategorize edilemeyenler..
işte six feet under, nip/tuck ile beraber bu üçüncü türün ender örneklerinden..
çıkış noktası "ölüm"... daha ne kadar gerçek olabilir ki?