ideolojilerin propagandası yapmak amacıyla bazı olayların efsaneleştirilmesi olgusuna kurban giden şehirdir. kimse bu propaganda falan değil demesin. bütün ideolojilerde vardır böyle şeyler. müslüman hz hamza ya ağlar, nazi hitler e ağlar, sosyalist che ye ağlar ve hepsi bu ideolojinin mensupları tarafından ölümsüzleştirilir, onların ölüme sebep olanlar genelde kinle anılır, bu gibi insanlar dolaylı ve ya dolaysız yoldan ideolojilerin propagandasına alet olur. bu olağan bir şeydir. tarafsız bir gözle bakan birisi olarak sivas ta onca insanı yakanları, yaktıranları, katledenleri ben de kinle anmaktayım. ancak sadece bu katliamı gerçekleştirenleri. bütün sivas ı değil. işin akla mantığa sığan şekli budur. tüm sivası ya da sivasta yaşayanları bu katliama ortak etmek kusura bakmayın gerizekalılıktır.
ayrıca sivas ı yobaz olarak yaftalayanların, izmir i gavur olarak yaftalayan mantıkla aralarında bir fark olmadığını da anlaması gerekir.
şehitlerle ölen aydınları - öldürülen, katledilen, cayır cayır yakılan aydınları - bir tutan zihniyetin toplanıp yaşaması gereken tek şehir. ancak oraya yakışır çünkü bu zihniyet.
halkına ve kendisine sürekli çemkirilen, bok atılan iç anadolu'nun güzel mi güzel şehridir. ülkemizin temellerinin atıldığı yerdir.
bu matığa göre, o zaman tunceli başta olmak üzere, doğu ve güneydoğu'da ne kadar şehir varsa yakıp yıkalım. hepsi bize şehit edilen mehmetlerimizi çağırışyırıyor.
anadolu'nun bağrı yanık, havası sert, insanı mert şehri.
yanıktır bağrı ve timur'a kadar dayanır yanıklığı. selçuklu'nun gözdesi, osmanlı imparatorunun göz yaşı sebebi olmuştur vakt-i zamanında. bir devletin kurtuluşuna önderlik eden, cumhuriyet temeli atılmasına ev sahipliği yapmış, tarihi bir şehir. başkentliği de vardır tarihinde bu güzel şehrin. şifahanesinde dünya tıbbına önderlik etmiştir bir zamanlar.
"burası harman yeri yiğitleri bol olur; havası sert, insanı mert ozanları çok olur"
cumhuriyetin kuruluşunun 50. yıl dönümünde, adına üniversite açılmış ve o zaman kendisine terk edilmiştir bu şehir. ne kimse arar, ne kimse yüzüne bakar. zamanın yosun tutmuş sayfalarında kaybolur git gide.
peki biz nasıl hatırlarız sivas'ı? senede bir defa; haziran sonu, temmuz başında! alnında bir kara leke, küflü ağızlara meze...
tarihi bir utanca ev sahipliği yapmıştır, doğrudur. ancak güzelim tarihinde hatırlanan tek şeyin bu utanç olması da ayrı bir yanma sebebidir. dışı seni, içi beni yakar diyorlar ya hani; dışı da içi de sivasımı yakar.
yobaz sivas, yaktın bizi!
kim yobaz bu durumda, bir baksana?
hani hep demagojisini yaparız, doğuda insanlar böyle cahil, şöyle eğitimsiz, böyl töre kurbanı vs. yaparız, yaparız da iş gitmeye görmeye gelince tırsarız içten içe. kimse adımını atmak istemez o pis insanların yanına. halbuki sorsan; emekçimiz, köylümüz, milletimizin efendisidirler. hadi ordan, yemiyoruz artık bunları.
kim gitti de gördü ki sivas'ın yobazlığını bu güne kadar? kaç kişi gidip de çifte minarenin altından geçip, şifahiye medresesinin yanık duvarlarını gördü; timur'un bize bıraktığı.
hanginiz bir esnafa yaklaşıp yoldan geldim dediniz de "ekmek ye" "çay iç" teklifiyle karşılaşmadınız? "ekmek ye" gibi mütevazi teklifin altında, ömrünüzde yiyebileceğiniz en güzel yemek olan köftenin, etliekmeğin olduğunu nasıl bilebilirsiniz ki?
benim şehrim hep bağrı yanıktı ve her sene tekrar yakılıyor. ayıptır. hümanizm, sosyalizm adları altında faşizmin en büyük örneklerini gösteren sizlersiniz. hangi insan evladı savunur ki bir canın diri diri yakılmasını, neyin savaşındasınız anlamam ki?
peki hiç düşünmez misiniz ki "20.000 kişi otelin etrafını sardı, bütün şehir adam yaktı" dediğinizde, o şehirde o kadar yetişkin insanın yaşamadığını?
soru mu bu şimdi, siz düşünmezsiniz ki. sizin için fırsat yakalamak yeterdir ideolojinizin dışındakileri suçlu bulup, onlara sataşacak.
aldırma sivasım, sen türküler ver yine bu küflü ağızlara. seni çalsın, senle yaşasınlar aşklarını, sıla hasretlerini. varsın sövsünler sonra dönüp, sen bir türkü daha ver!
büyük ihtimal önümüzdeki sene şampiyonlar ligi maçlarına ev sahipliği yapacak şehir. ama gelen takımı nerede ağırlayacağı merak konusu. otel lafı geçince bazılarının tüyleri diken diken olduğu için koca şehirde bir tane 5 yıldızlı otel yok! *
şampiyonluk havasından olsa gerek bugünlerde pek bir gelincik olmuş şehir. tüm sokaklar, caddeler, dükkanlar kırmızı-beyaz renklele donatılmış. hele ki bankalar caddesi etrafı, sınırları içerisinde bulunanlara görsel tatmin sağlayan şehir.
geçirdiğim 4 yılımın her gününü bana zevkle yaşatmış, tanışmaktan ve belli bir süre de olsa yaşamaktan mutlu olduğum, kendini çok özlettirecek şehir. "görmeden olmaz, gidin görün derim" şehri..
hava durumunun bir türlü tahmin edilmediği şehir. mart ayındayız. haftalardır hemen her gün kar yağışlı denilmesine rağmen kar yağmayan, ege kıyılarını aratmayacak hava performansı sergileyen, güneşli denildiği zaman ise kar yağan, paradoksların şehri. sorun kimde bilmiyorum. *
gezelim, görelim köşemden bir başyapıttır sivas benim için.
bal yiyorduk aşkımla, sordum ona: "biliyor musun sen sivas'ı" diye?
biliyormuş katliamlarıyla.
haftasonu tatilimiz vardı, eve döndüm cuma öğleden sonrası elimde iki biletle, atladık, gittik.
kongre binasının önünde durduk aşkımla: "bak, burası bizim babamızın, emperyalistleri bu ülkeden kovmadan önce, ilk kararlarını açıkladığı yer" dedim.
şaşırdı.
köyün kadınlarıyla oturduk, bize ballı süt ikram ettiler. "bak, bu bizim istanbul'da yediğimiz şekerli şerbetlerden başka bir şeydir. bu gerçek baldır, hası bu topraklardan çıkar" dedim.
biraz yürüdük sonra, bir büst gördü, sordu bana. "bak dedim, bu adam, 'açılan kapılar şaha gidelim, yıkılın kaleler dosta gidelim' demiştir. pir sultan abdal'dır adı" dedim.
"bunun adı cumhuriyet üniversite'sidir" dedim.
"bak bunlar yiğido'lardır" dedim.
madımak'ın önüne varmışız, "bak" dedim "bu da kanayan yaradır, 13 yaşında bir kız çocuğunun yüreğini yangın yerine çevirendir, gözümüzdeki yaşlardır" dedim.
ah be yangın yeri güzel şehir, ah 72 memleket görmüş şu gözleri en çok büyülemiş şehir. kim inanırdı, elin fransız'ının seni "katliamlarıyla biliyorum" diye anlatacağını, kim inanırdı bir gün senin yiğidolarının, "nerelisin" soruyla yetinmeyip, bir de "yananlardan mı, yakanlardan mı" diye soracak insanlarla karlışacağına, kim inanırdı vakt-i zamanında vatan toprağından defetmek için uğraştığın ve bu uğurda memlekette verilmiş en büyük şehit sayısına sahip olmana rağmen, o fransız'ın böyle diyeceğine, ona buna inandıracağına.
yolda yürürken karşıdan gelenlere carpmamak icin sürekli manevra yapmak zorunda kaldığınız , çaybahcesindeki garsona çaylar nerde kaldı diye sorunca "tamam gardaş getiriyoh" şeklinde cevap alıp şaşırabileceğiniz ama yine de sıcak insanları olan huzurlu bir ilimiz.
bazı bölümleri doğu anadolu ve karadeniz bölgelerinde, büyük bölümü iç anadolu bölgesinde kalan il. komşuları kuzeyde tokat ve ordu, kuzeydoğuda giresun, doğuda erzincan, güneydoğuda malatya, güneyde kahramanmaraş, güneybatıda kayseri ve batıda yozgat'tır. il olarak konya'dan sonra en büyük alanı kaplar. iklimi kars'a göre yumuşak, kayseri'ye göre serttir.
kuraklık nedeniyle çok göç vermiş şehirdir.
bir takım kalkınma programlarında adının geçmesi sayesinde sanayisinde gelişme yaşanmıştır. kendisinden kaçanlar geri dönmez belki ama artık eskisi kadar terkedilmez bu şehir.
halkının bağnaz olmasıyla övünemeyeceğim memleketim..
maalesef..
istanbul'daki sivaslıların sivas'takilerden daha fazla olmasını sadece bir sivaslı anlayabilir.
anadolu'nun bir kenti. sivas denince aklıma gelen grup yorum'un gün tutuşur ezgisinin şiiri:
Yumrukluyorum duvarları,yumrukluyorum kara gecenin bedenini
Ellerim kan içinde,nehirler taşmış yanaklarımda
37 can, 37 gül çatlamış susuzluktan sivasın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne samaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin
yanı başına
Sivas Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp
karanlığa kuban etmek
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak
Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak
loov
Böyle garip düştüğüme bakma, böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşim suskunlukla beslensin
Benimde yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas senin de dağların
Dağlarında Şahanların!
Kefen gibi bembeyaz bir örtü
Örtünürdü şehir kış gelince
Ne bilirdik biz odunu kömürü
Çıngıraklı kızak yapar kayardık
Çocukken hepimiz kardan adamdık
Baruthane'den aşağı tarhana vurulur
Balık sırtı kızaklar peş peşe dizilir
Her düşene bir kahkaha savrulur
Güler oynar soğuktan da donardık
Eve gitmeye anamızdan korkardık
Akşam ezanı yer gök mühürlenir
Sobada kestane kebap gezinir
Evli evine köylü köyüne çekilir
Gece sobanın ışığına bakardık
Bakıp türlü hayallere dalardık
Kar kalkıp madımak boy verince
Ebemkuşağı tepemizde gezince
Mahalle bizimdi gönlümüzce
Bir çemberi beş kişi çevirirdik
Uçurtmayla gökyüzünde gezinirdik
Sıcak Çermik mevsimi yaz tatili
Çadırla giderdi Çermiğin yerlisi
Kükürtlü suyu, çamlığın esintisi...
Karlı'dan doya doya su içerdik
Eskiden ne güzeldi Sıcak Çermik
Ramazanda orucu direğe bağlardık
Teravihten kaçıp uzun eşşek oynardık
Bulaşık teliyle bin bir yıldız saçardık
Ramazan çöreği, horoz şekeri,
Daha bir başkaydı sahur şenliği
Ay senin sokaklarına düşünce
Benim de dilime bir türkü düşerdi
Çıkıp seni seyrederdim Kale'de
Gökyüzünden yaşlı bir yıldız düşerdi
Düşüp yüreğime cennet serperdi
Ey Keykavus'un şehri
Yukarıda seni bekleyen gazi şahidim olsun,
Şahidim olsun çocukluğumun evleri...
Bir şair edasıyla yaktığım ilk sigara
Hâlâ tüter parmaklarımın arasında.