Kendisini antisemitizme kadar "alman bir entelektüel" olarak, o zamandan sonra ise bir yahudi olarak tanımlayan freud'un; bir röportajında ölüme dair enteresan düşünceleri;
"Ölüm biyolojik bir zorunluluk olmayabilir, belki de ölmek istediğimiz için ölüyoruz.
içimizde aynı kişiye karşı hem sevgi hem de nefretin bulunması gibi bütün yaşam da; kendini sürdürme arzusunu kendini yok etme arzusu ile birleştirir. Gerilmiş bir lastik parçasının ilk biçimine dönme arzusunda olması gibi, bütün canlı madde de bilinçli ya da bilinçsiz olarak, inorganik maddenin tam ve mutlak ataletine dönmeyi özler. Ölüm arzusu ile yaşam arzusu içimizde yanyana bulunur.
Ölüm sevginin ortağıdır, dünyayı birlikte yönetirler.
Biyolojik olarak her yaşayan varlık, içinde ne kadar şiddetli yaşam ateşi yanarsa yansın, "nirvana"yı özler, yaşam denen hummanın sona ermesini, "ibrahim'in bağrı"nı özler. Bu arzu dolambaçlı sözlerle gizlenebilir fakat yine de yaşamın nihai hedefi kendi tükenişidir.
Psikanaliz başlangıçta tek önemli şeyin sevgi olduğunu kabul ediyordu, bugün ölümün de onun kadar önemli olduğunu biliyoruz.
"anksiyete sorununun, çeşitli ve önemli sorunların birleştiği bir düğüm noktası, cevabının ise zihinsel varlığımızı aydınlık seline boğacak bir muamma olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur."
Bugün belgeselini izlerken "gençliğinde de yakışıklıymış" dediğim psikanaliz üzerine çalışmalar yapan bir nörolog. Kokaini tedavi için kullanmış ve böylece bastırılmış duyguların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların tecrübe dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana tecrübeli denir.
kitapları 2010 yılında 100. yılı doldurduğu için kamu malı haline gelmiş psikanalist.
bunu geçenlerde bir dergide okudum. sonra da kendi kendime demek ki adını bile hiç duymadığım yayın evlerinin freud un kitaplarnı basmalarının nedeni buymuş dedim. telif ücreti kalkmış olmalı, artık beleş...
Günlük yaşamın psikopatolojisiyle tanışmıştım hem freud ile hem psikoloji ile. Kitabı da her Terimi araştırarak 9 ayda bitirmiştim. Öyle bir etki bıraktı ki bende bir ara insanları okuyacağım diye kafayı bozacaktım.
Psikanalizin kurucusudur. Freud'a göre doğuştan getirdiğimiz iki temel güdü vardır: Saldırganlık ve cinsellik. Saldırganlık ve cinsellik, toplum tarafından hoş karşılanmadığı için bilinçaltına itilir. Fakat bilinçaltına itilseler de bu güdüler farkında olmadan insan davranışlarını etkileyebilir.
"Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir." derken, determinizm ve rasyonalizme gereğinden fazla değer verilmemesi gerektiğini çok güzel özetlemiş üstad.
zamanında kendimi kendisine benzettiğim kişi. Hayatı açıklama isteğimiz, kafa yürütme stilimiz ve bunları yaparken hiç bıkmadan çok sistematik ilerlememiz ortaktı. Sonradan onun benden daha katı biri olduğunu gördüm. Güç isteklerimiz farklıydı ve onun bu yanlış güç saplantısı, kendini kadınlara dair fikirlerinde ele veriyordu. Heinz Kohut'a yöneldim ve ihtiyacım olan şeyi buldum.