Attığı tivitten buram buram yanık kokusu gelen affedersiniz erm*ni. Götü yanmış bunun belli.. Elazığ halkına olan nefreti abes karşılanmamalı. Vakti zamanında Harput'ta nenesi ve dedesinin götünü kesmiş olabiliriz. Onun yüreği yanıyor, anlıyorum ben. Gurur duyuyorum bu erm*ni piçinin ettiği hakaretlerle. Bilakis bizi övse utanırım kendimden, nerede hata yaptım diye döner kendime bakarım.
kavanozun içine sıçıp, karısı müjde nişanyanın üzerine döken koca. küçük oteeller falan diyordunuz, muhabbetin içine sıçmanın manası var mıydı? şaka gibi çift.
51 yıllık ömrü boyunca teketek programında tuncay özkan'dan yediği ayarı başkasından yediğini sanmıyorum. sevmem etmem ama türk halkının hep ezilenin yanında olması içgüdüsüyle kanım kaynadı bir anda garibe.
Üzülüyor muyum peki ?
Asla üzülmüyorum.
Neden mi ?
Cumhuriyetçi subayların haksızca içeri girdi ve Adalet savaşçısı (!) Nişanyan'ın haksızlığa sustuğunu gördük.
atatürk'e saydırarak şirince'de kurduğu turistlik tesisi güvence altına almak istedi. ama ters tepti, ters tepince akp'ye saydırmaya başladı ve içeri atıldı. adamın olayı bu. etyen mahçupyan'ın başarısız versiyonu.
sopanın, copun ucuna taksanız da, dilinize dolasanız da, kavanoza koysanız da, bardak-tabak olarak ya da söz olarak fırlatsanız da, şiddet şiddettir, estetize edilemez, şu ya da bu kılıfla gizlenemez, şu ya da bu gerekçe şiddeti şiddet değilmiş gibi gösteremez... iki kişi arasında yaşansa da, sokakta herkesin gözü önünde olsa da öyledir...
şiddet her yerde şiddettir!
şehirde, köyde, dağda olması, farklılıklar taşıması onun şiddet olduğu gerçeğini değiştirmez.
şiddet her yerde ve har kadına karşı şuddettir.
kadının adının güldünya olması, merve olması, rojin olması, rita olması yaşadığı şiddeti farklılaştırmaz.
çocuk her yerde çocuktur!
adının ya da yaşadığı yerin farklılığı, kimin çocuğu olduğu, farklı korumalara tabi olacağı anlamına gelmez, bulunduğu her yerde, eşit olarak, alabildiğince korunmalıdır.
erkek her zaman ve her yerde erkektir!
türk, kürt, ermeni, rus, alman olması şiddet uygulayabileceği gerçeğini değiştirmez.
biz feminist kadınlar, yıllardır her türlü ayrımcılığa karşı mücadele vermeye gayret ettik. mücadelemiz kadınlar, çocuklar, erkekler, cinsel kimlikler, uluslar arasında ayrım gözetmedi. bunu yapmaya çalışanlara da her zaman karşı durduk.
kadınlara yönelik şiddete ve tacize karşı bundan 26 yıl önce kampanyalar düzenledik .
bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz bizim derken bütün kadınlardan söz ediyorduk, hala da ediyoruz...
çocukları "korumak" adına "özel hayattır, onlar duymasın" demek yerine, gelecekte onların da şiddet gören ya da uygulayan olmamaları için şiddet uygulayanlara karşı mücadele ettik.
erkek egemenliğine karşı çıkarken egemenliğin bütün görünümleri ve onu tek tek yaşatan bütün erkeklerden söz ediyoruz; ali'den ya da sevan'dan değil!
militarizme ve erkek egemenliğinin her türlü militarist görünümüne, sadece darbe tehditleri sözkonusu olunca değil, her zaman karşı durduk, durmaya da devam edeceğiz.
biz, sevan nişanyan'ın, dışkısını doldurduğu kavanozu karısının üzerine boşaltmasını kadına yönelik şiddetin en yaralayıcı biçimlerinden biri olarak protesto ettik. bu yazar genel basının bir yazarı değil, çoğumuzun okuru da olduğu, bizim için herhangi bir gazete olmayan ve türkiye'deki binlerce insan için, burada sıralamaya gerek duymadığımız özel ve ciddi anlamları olan agos'un yazarı olduğu için yazılarını orada görmek istemediğimizi söyledik.
ancak agos'un genel yayın yönetmeni etyen mahçupyan'dan bir dizi "feminizm, demokrasi ve ahlak" dersleri geldi cevap olarak.
bir de "... bu yazar yazılarına devam edecek. feminist oldukları için buna tahammülü olmayanlar bizle ilişkilerini kesebilirler, agos olarak sahip olduğumuz düstur 'insan olan beri gelsin' den ibarettir" sözleri...
nuran ağan, etyen mahçupyan'ın bu sözleri nedeniyle agos'taki işinden ayrılan yol arkadaşımızdır.
evet " insan olan beri gelsin" sayın etyen mahçupyan! siz yakınınızdaki bir insanın (erkeğin) hayatını gayet iyi kollarken, sadece çok basit bir "kınıyoruz" u yapmamak ve bize feminizm dersleri vermekle kalmadınız; uzun yıllardanr beri agos'da çalışan bir insanın (kadının) ve çalışanın hayatını kollamayı da önemsemediniz.
biz feminist kadınlar, erkek egemenliğinin her türlüsüne karşı çıkarken bizleri kolay ve kabul edilir bir hayatın beklemediğini çok iyi biliyoruz. sözümüzün çarpıtılabileceğini, düşmanlık görebileceğimizi de çok iyi biliyoruz...
"sevan yalnızca sevan değildir" evet aynı zamanda bir erkektir. bunda şaşılacak birşey yoktur. ancak hiçbir erkeğin ulusal kimliği ya da ünvanları, siyasal kimliği ya da apoletleri bizi onun uyguladığı şiddete karşı durmaktan alıkoyamaz.
son olarak şunu da sormak isteriz: agos sadece etyen mahçupyan mıdır?"geri kalan herkese uğurlar ola" sözünü edebilmek onun için bu kadar kolay mıdır? öyle değilse birilerinin bir özür borcu yok mudur? *
Sözlük yazarları içinde bu kadar yorum alacak kadar tanındığına çok sevindiğim taraf gazetesi yazarı. Bu yazarımızın 29.03.2009 tarihli yazısını herkesin okumasını isterim.
Pek çok yazar arkadaş adam hakkında yorum yapmış ama bence bu tiplerin içerdiği tehdit oldukça ciddi.
Söz konusu ettiğim yazı da aslında radikal gazetesi yazarı Türker Alkan'ın 22.03.2009 tarihli yazısına bir cevap niteliğinde. Okuyacakların iştahını kapatmamak için çok fazla ayrıntı vermek istemiyorum ama Kurtuluş Savaşımızın bir yalanlar manzumesi olduğunu, cumhuriyetimizin niteliği, Medeni kanunumuzun nasıl lozan'da diretilerek kabul edildiği, Mustafa Kemal'in bir darbeciden ve diktatörden öte bir şey olmadığı, eğitim reformlarımızın cumhuriyetten çok önce başladığı ve cumhuriyet sonrası yapılanların çok ta bir şey ifade etmediği, Nutuk'un ise baştan aşağı bir tehditname olduğu yazıyor bu yazıda. "Vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır" a da ahlaksızlık ideoloji diyerek sonlandırıyor yazısını. sevan Nişanyan, benim gördüğüm en sıkı Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarından biri bu yazısıyla. Öyle ki okudukça şakaklarıma ağrılar saplandı. Bu millet büyük bir özveriyle bir mücadele verdi. Bir varoluş mücadelesiydi kurtuluş savaşı ve sıradan bir savaş ta sayılmazdı. Bugün tüm dünyada emperyalizme karşı verilmiş ilk ve en önemli karşı duruşlardan biri olarak sayılan mücadelemizin bu topraklarda yaşayan,etnik kökeni ne olursa olsun fark etmez- bir türk vatandaşı tarafından böylesine küçük görülmesi, içinde bu ülkeye karşı birazcık sevgisi olanların bile canını acıtacak boyutta ne yazık ki. içimden gelenleri bir kavanoz içinde ben de Sayın Nişanyan'a göndermek isterdim doğrusu. Kaldı ki, Mustafa Kemal'i dikatör, darbeci, kendi düşüncelerinin karşısında yeralanları satılmış, ajan, vatanhaini gibi algılayan bir yazarın kendi özel yaşamında bile demokrasiden ne denli uzak olduğunu öğrendikten sonra içim rahatladı gerçekten. Yoksa çok daha fazla ciddiye alacaktım kendisini. Yine de Sevan Nişanyan'ı okumak gerek, bilmek gerek. Neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında olabilmemiz için, karşı çıkabilmek için bilmemiz gerektiği için ve uygun bir benzetme olacak mı bilmiyorum ama düşmanımızı tanıyabilmek için. Çünkü bu tip düşünenler sadece bu yazarla sınırlı değil.