sanat estetik olmak zorunda değildir, estetik de güzeli vurgulamak veya savunmak zorunda değildir. bu yüzden sanat güzel olmak zorunda değildir de denebilir.
ayrıca estetik çok geniş bir kavramken sanat daha sınırlıdır.
mesela bir tabloya baktığınızda bu tablonun kişide bıraktığı etkiyi estetikçi, tablonun renk, biçim falan filanını ressam bilimiyle uğraşanlar, tablonun arka planını, tarihini, sınıflandırmasını sanat tarihçileri inceler.
ayrıca sanat sanılanın aksine çok geniş bir alan değildir. estetikliği ondan alınca zaten ne demek istediğimi anlarsınız.
ayrıca estetiğe çirkinlik de dahil edilmiştir. bu da estetiğin güzellik bilimi gibi tanımlanmasının ne kadar sığ olduğunu gösterir.
“Ey Sanat, nesin sen? Çok güçlüsün ve etkin; çok güzel ve canlısın. Deviniyorsak her an, senin sayende. Hücrelerimizdesin. Seni gerçekten çok seviyoruz ve senden gerçekten nefret de ediyoruz. Neden bu kadar çok sesli ve bu kadar çok yüzlüsün?
Bütün meslek dallarını sanat olarak tanımlamak estetik kaygıyı görmezden gelmek, plastik ve dramatik sanat dallarına hakaret etmek demektir. Sanatın da bir matematiği vardır ve bu matematik geregince sanat estetik hazza eşittir.
Hayatı yaşanabilir kılan yegane olgu.
Yokluğunu hissettirir. En basitinden uzun süre müzik dinleyemediğimde içimde biriken menfii duyguları, kötü izleri nasıl siler zihnimi nasıl yenileyebilirim bilemiyorum. Yürüyemeyene koltuk deyneği, görmeyene göz olabilir. Çoğu zaman en yakın arkadaşındır sen istediğinde yanındadır. Ruhu dinlendirir kişiyi olduğundan iyi olmaya iter kimi zaman. Birkaç ömre sığabilecek deneyimleri yaşatabilir.
Ordadır, ortadadır. Hele ki bu iletişim çağında ulaşması daha da kolaydır. Yeter ki sen farkına var, almasını bil ve onu koru.
bireyin duygularını ve düşüncelerini bir potanın içerisinde eriterek ortaya çıkardığı kavram, aynı zamanda kendini gerçekleştirme eyleminin bir sonucudur.
sanat nedir? bunla ilgili yığınla cevaplar vardır ancak bana mantıklı gelenleri yazacağım. öncelikle sanattan önce estetiği anlamak lazım. estetik insana haz veren güzelliktir. estetik daha geniş bir kavramdır. sanat ise insan elinden çıkma gene insana haz veren eserlerdir.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
Sanat bize insan ruhunun dinamiğinin tüm derinlikleri ve çeşitlilikleriyle verir . Ama bu dinamiğin biçim , ölçü ve ritimleri herhangi bir tek duygu durumu ile karşılaştırılamaz . Sanatta duyumsadığımız , basit veya tek bir duygusal nitelik değildir . O , yaşamın kendisinin dinamik bir süreci , neşe ve keder , ümit ve korku , sevinç ve umutsuzluk gibi karşıt kutuplar arasında sürekli bir gidip gelmedir . Duygularımıza estetik biçim vermek , onların özgür ve etkin bir duruma sokmak demektir .
dünyayı kendi gözlerine boyamak gibi bir şey.
nasıl anlatsam yaşamak ve hissetmek bu olsa gerek.
sanki damarlarından ağır ağır akan arzu , aşk, tat, hüzün gibi.
tarifi imkansız bir yeniden doğuş gibi.
kimseye hayranlıkla bakmadım gerçek bir sanatçıya, sanat eserine baktığım gibi.
kaç nota yaşadığımı tekrar tekrar hissetirdi?
hangi dans tüm tutku ve zerafetiyle gözümün önüne serdi aşkı?
bakmasını bilene duyguları renklerle dans ettirdi resim.
boğulurken nefes gibi.
nesneyi kullanarak başka bir boyut yaratıyorum ben ilüzyonu. nesnesiz sanat olmaz. kağıt, ekran ya da her ne boksa. nesne yoksa, ortada bir ürün de yoktur. buna hayal diyoruz. bir hayali 68 milyon dolara satabilir misin?
insan toplulukları gerizekalıdır. biraz çevren olsun, insanların gözlerini boya (ironi), masmavi bir tabloyu 100 milyon dolara satabilirsin.
Ülkemizdeki bakış açısını tartışmayacağım ama sanat sonradan görmeler için kendini adam yerine koydurma konusunda çok iyi bir araç oldu her zaman. Çağlar boyunca tüm görmemişler bunu kullandılar. iki müze gezip herkesin bayıldığı bir sanatçıya referans verip "sanatsever" oldular.
Banksy sergisi mesela. Tam sonradan görmelerin gideceği bayılacağı sergi. Bak aşkım brad pittler bunu evlerine almışlar 1 milyon dolara.
Sanat sınıfları umursamaz. Politikayı, elitizmi takmaz. Orada öylece durur ve herkese açıktır. Ama insanlar sanatı bile kullanırlar. Andy warholbunu nefis kullandı kendi yararına mesela. Nerede özenti var etrafına topladı. Marilyn Monroe 4 farklı renkte portresi hmmm harika.
Artık öyle bir çağdayız ki sanat üretilemiyor. Üretilse de user friendly olması gerekiyor yani "ay ben bunu anlamadım" dedirtmeyecek. Sadece anlam aranıyor eserde. "ne demek istemiş mesac ne hocam" yok mesaj falan. Ne hissettiysen o ama yok. Sana özel çizmiş bunu oq?
göreceli kavram. her hangi bir konuda farklı ve duyu organlarına hoş gelen bir şey yapmaktır bana göre. sanat konusunda örnek vermem gerekirse;
bizim mahallede boş bir araziye eni, boyu yaklaşık 1 metre kadar olan büyük kayalar tepeleme yığılmıştı ve baya büyük bir yığındı. biri veya birileri bu kayaların bazılarını yeşile, kırmızıya, sarıya, beyaza ve başka renklere boyamış ve bence sıradan ve kötü görüntülü bu kaya yığını çok hoş ve bence estetik bir görüntüye kavuştu.
işte sevgili yazarlar bence sanat budur. sanat yaratıcı olmak ve sıradan şeyleri güzelleştirebilmek.