bireyin duygularını ve düşüncelerini bir potanın içerisinde eriterek ortaya çıkardığı kavram, aynı zamanda kendini gerçekleştirme eyleminin bir sonucudur.
sanat nedir? bunla ilgili yığınla cevaplar vardır ancak bana mantıklı gelenleri yazacağım. öncelikle sanattan önce estetiği anlamak lazım. estetik insana haz veren güzelliktir. estetik daha geniş bir kavramdır. sanat ise insan elinden çıkma gene insana haz veren eserlerdir.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
Sanat bize insan ruhunun dinamiğinin tüm derinlikleri ve çeşitlilikleriyle verir . Ama bu dinamiğin biçim , ölçü ve ritimleri herhangi bir tek duygu durumu ile karşılaştırılamaz . Sanatta duyumsadığımız , basit veya tek bir duygusal nitelik değildir . O , yaşamın kendisinin dinamik bir süreci , neşe ve keder , ümit ve korku , sevinç ve umutsuzluk gibi karşıt kutuplar arasında sürekli bir gidip gelmedir . Duygularımıza estetik biçim vermek , onların özgür ve etkin bir duruma sokmak demektir .
dünyayı kendi gözlerine boyamak gibi bir şey.
nasıl anlatsam yaşamak ve hissetmek bu olsa gerek.
sanki damarlarından ağır ağır akan arzu , aşk, tat, hüzün gibi.
tarifi imkansız bir yeniden doğuş gibi.
kimseye hayranlıkla bakmadım gerçek bir sanatçıya, sanat eserine baktığım gibi.
kaç nota yaşadığımı tekrar tekrar hissetirdi?
hangi dans tüm tutku ve zerafetiyle gözümün önüne serdi aşkı?
bakmasını bilene duyguları renklerle dans ettirdi resim.
boğulurken nefes gibi.
nesneyi kullanarak başka bir boyut yaratıyorum ben ilüzyonu. nesnesiz sanat olmaz. kağıt, ekran ya da her ne boksa. nesne yoksa, ortada bir ürün de yoktur. buna hayal diyoruz. bir hayali 68 milyon dolara satabilir misin?
insan toplulukları gerizekalıdır. biraz çevren olsun, insanların gözlerini boya (ironi), masmavi bir tabloyu 100 milyon dolara satabilirsin.
Ülkemizdeki bakış açısını tartışmayacağım ama sanat sonradan görmeler için kendini adam yerine koydurma konusunda çok iyi bir araç oldu her zaman. Çağlar boyunca tüm görmemişler bunu kullandılar. iki müze gezip herkesin bayıldığı bir sanatçıya referans verip "sanatsever" oldular.
Banksy sergisi mesela. Tam sonradan görmelerin gideceği bayılacağı sergi. Bak aşkım brad pittler bunu evlerine almışlar 1 milyon dolara.
Sanat sınıfları umursamaz. Politikayı, elitizmi takmaz. Orada öylece durur ve herkese açıktır. Ama insanlar sanatı bile kullanırlar. Andy warholbunu nefis kullandı kendi yararına mesela. Nerede özenti var etrafına topladı. Marilyn Monroe 4 farklı renkte portresi hmmm harika.
Artık öyle bir çağdayız ki sanat üretilemiyor. Üretilse de user friendly olması gerekiyor yani "ay ben bunu anlamadım" dedirtmeyecek. Sadece anlam aranıyor eserde. "ne demek istemiş mesac ne hocam" yok mesaj falan. Ne hissettiysen o ama yok. Sana özel çizmiş bunu oq?
göreceli kavram. her hangi bir konuda farklı ve duyu organlarına hoş gelen bir şey yapmaktır bana göre. sanat konusunda örnek vermem gerekirse;
bizim mahallede boş bir araziye eni, boyu yaklaşık 1 metre kadar olan büyük kayalar tepeleme yığılmıştı ve baya büyük bir yığındı. biri veya birileri bu kayaların bazılarını yeşile, kırmızıya, sarıya, beyaza ve başka renklere boyamış ve bence sıradan ve kötü görüntülü bu kaya yığını çok hoş ve bence estetik bir görüntüye kavuştu.
işte sevgili yazarlar bence sanat budur. sanat yaratıcı olmak ve sıradan şeyleri güzelleştirebilmek.
sanat, bitimsiz gökyüzünün gökkuşağında salıncak kurmaktır. salınmak, bir güvercin cesaretiyle. çaya eşlik eden filmdir sanat, dinlediğin müziktir. hedonistik bir kaostan kurtulup, zamanın ruhuna, zeitgeist'a merhaba demektir. bir vapur gülümser o an.
sanatı bir yaşam mahiyetinde görme hatasına düşmeden, yaşamı sanat elinden tutan bir kişi, o 'olmayan' şeylerden biraz da uzaklaşmaz mı?
orada burda sanatçıyım diye bağıranlarla yanyana gelmesi bile abes olan kişi değil midir?
yoksa tuvalette iki büklüm sıçarken bile sanat yapabildiğini iddia eden edepsiz edebiyatçılar - ki konu sadece edebiyat değil- kendi dehlizlerinden 'mö'lemek dışında ne boka yararlar?
acaba bilirler mi ki, adam şapkasında o kadar mumu sanat yaşamak için mi yoksa yaşadığı sanatı reflekte etmek için mi yakmıştır. Peh...
the naked maja'ya bakıp otuzbir çekenlerdir onlar -ki konu sadece resim değil-.
herhangi bir otoriteye, akıma veya topluluğa bağlı kalmadan kişinin kendi fikirlerini bazen bir tuvale, bazen bir kağıda, taşa, toprağa hatta havaya geçirmesidir. sanat hiç kimse için yapılmaz. kişi sanatı sadece kendisi için yapmalıdır. ancak ortaya bir sanat eseri çıktıktan sonra bunu bir otoritenin, akımın yada topluluğun sahiplenmesi gayet doğaldır. ancak bu ince bir çizgidir. örneğin, bu toplum için bir şiir yazayım yada bir resim çizeyim soyut dışavurumculuk yapayım derseniz işte o zaman sanat olmaz. ayrıca bu yaptığınız resme birileri bilmem ne akımının çok güzel bir örneği olmuş derse buda yanlıştır. çünkü sanatçı bunu kabullenmek istemeyebilir. çünkü sanatın kuralları yoktur.
Şahsıma göre emek harcanmayan sanat; sanat değildir, tuvale nokta koyup sanat diye pazarlayanın da rağbet edenin de s*kime kadar yolu var diyemeden edemeyeceğim. Modern ve Kültürlü olmak için saçma olana alkış tutmak şarttır ama değil mi? Yaa tabi.
net bir tanımı olmayıp, yüzyıllar boyunca neye sanat denileceği tartışılmıştır. ünlü sanatçıların ve düşünürlerin farklı sanat tanımlamaları vardır. ucu açık bir kavramdır her zaman için. sanat, kişinin -etkilenilen bir şey- paylaşmak ihtiyacının estetik ile taçlandırılmış şeklidir. sanatta esas olan duygudur. estetik, biçim vs. ekstradır. taçtır. bu arada sanat ne toplum için ne de sanat içindir. sanat, sanatçı içindir.