yapabilmk için şart olan şeyin iyi kötü bir kişilik olduğu şeydir sanat. yetenek elbette ki önemli ama çalışılarak gözlemle de kabiliyt geliştrilebiliyor . sonuçta ne çıktığı tartışılır tabi.
ve yaşanmışlık gerekiyor,birikim, sanat gözüyle görmeye başlamak yani dolup taşmak gerekiyor. bir kez bu bakış başlandığında ise bir daha asla bırakılamıyor.
şaşırtıcı bir yakınlık, güzel sanatlar adı altında dans ve müziği, mimarlık, heykel ve resim sanatını birbirine bağlar.
sanat düşüncesi, doğanın kendiliğinden üretimi karşısına, insan tarafından yaratılmış bir güzelliği çıkarır. sanatın yarattığı biçimler, hem kendimizin hem de sanatçının derin ve gizli gerçeğini göstermek isteyen dolaylı bir yola benzer. kısaca söylemek gerekirse sanat, insanlığın açıklanamayan yanlarına duyarlı ve kesin bir biçim verebilmek için insanın kullandığı yaratı tekniklerinin bütünüdür.
sanat insanın özgürlüğe kanat çırpışıdır.
mevlananın hayatı bir kale zindanında hapsedilmiş olmaya benzeten metaforu üzerinden gidecek olursak sanatla sorunu olanlara onun diliyle şöyle seslenmek gerekir.
kalenin duvarlarını yıkana kızılır mı hiç? o duvarlar seni özgürlüğe kavuşturmak için yıkılıyor
sanat kendisiyle sorunu olanlara bile onları yetenekleri doğrultusunda özgürleştirerek hizmet etmektedir.
sanatın temel amacı öğretmek, eğitmek, eleştirmek veya değiştirmek değildir. ama sanatın olduğu yerde bütün bunlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.
öğrenmek istemeyen, eğitilmeye yanaşmayan, eleştiriye gelemeyen, değişiklikten korkanlar için sanat her zaman bir tehdit ve tehlike olarak algılanmıştır. bunun dışa vurumu ya aşağılayıcı bir küçümseme veya alaycı bir kayıtsızlık veyahut yasaklama, kısıtlama, tahrip etme, taciz etme şekline dönüşen bir güç gösterisidir.
bu neden böyledir? insan faydanın ve çıkarın peşinde koşmaktan çürümüş ruhuyla hayatı; av ve avcı, avlanmak ve av olmak gibi basit ve ilkel iki temel dürtüye oturtarak bütün dünyayı vahşi bir ormana çevirmiş olmaktan yorgun değil mi? bitkin değil mi? gidecek hiçbir yeri kalmamış, bütün çıkış yollarını kapatmış olmaktan çaresiz değil mi? kutsalı bile paraya çeviren düzeneğin her günün yirmi dört saatinde her saatin atmış dakikasında bebekleri bile ayırmaksızın öldüren ve insan kanıyla beslenen bir vampire dönüşmesinin sonuçları ayan beyan ortada değil mi?
bizi kuşatan kalenin duvarlarını yıkmadan bu cendereden kurtulmak mümkün değil.
bencilliğimizin, kontrolden çıkmış şehvetin, şehvete dönüşmüş hırsın, kin, öfke ve hasedin, kan dökme, yok etme, bozma ve çürütme tutkusunun her biri bizi köleleştiren zindanın duvar taşlarıdır.
ancak sanatın kanatlarıyla bu duvarları yıkıp özgürleşebiliriz. zaten özgürleşemez isek bir üst boyuta, daha da ötelere geçebilme niteliğimizi de ebediyen kaybetmiş olacağız. *
türkiye' de değer görmeyen olgu. içki içiliyor diye bir takım yobaz' ın sanatın yapıldığı yeri basması bunun en net örneklerindendir. sanatı tam anlamıyla iştirak eden bünyelerin, iştirak edemeyen bünyelerden aldığı olumsuz ve aşağılayıcı tepkilerden dolayı ülkeyi de terk etmelerine neden olan bir olgu.
"...düşünce tarihi, bir düşünce madrabazlığı tarihinden başka bir şey değil. bugüne gelinceye kadar bir sürü şeyler söylenmiş. ama, gerçek olarak ne söylenmiş? bir aralık, bir arkadaşım, 'sanat konularında, karşıtını kanıtlayamayacağım hiçbir sorun yoktur,' demişti. karşıtı kanıtlanamayacak sorun yoktur demek, kanıtlanacak sorun yoktur demektir. madem ki kanıtlanacak sorun yok; ne diye düşünüyor, ne diye konuşuyor, ne diye yazıyoruz? sanattan sözetmek de, sanatla uğraşmak gibi, kaçınılmaz, onulmaz bir hastalık mı yoksa?"
orhan veli / istanbul, nisan 1945