türkiye' de değer görmeyen olgu. içki içiliyor diye bir takım yobaz' ın sanatın yapıldığı yeri basması bunun en net örneklerindendir. sanatı tam anlamıyla iştirak eden bünyelerin, iştirak edemeyen bünyelerden aldığı olumsuz ve aşağılayıcı tepkilerden dolayı ülkeyi de terk etmelerine neden olan bir olgu.
"...düşünce tarihi, bir düşünce madrabazlığı tarihinden başka bir şey değil. bugüne gelinceye kadar bir sürü şeyler söylenmiş. ama, gerçek olarak ne söylenmiş? bir aralık, bir arkadaşım, 'sanat konularında, karşıtını kanıtlayamayacağım hiçbir sorun yoktur,' demişti. karşıtı kanıtlanamayacak sorun yoktur demek, kanıtlanacak sorun yoktur demektir. madem ki kanıtlanacak sorun yok; ne diye düşünüyor, ne diye konuşuyor, ne diye yazıyoruz? sanattan sözetmek de, sanatla uğraşmak gibi, kaçınılmaz, onulmaz bir hastalık mı yoksa?"
orhan veli / istanbul, nisan 1945
üretilen ürünü çoğaltıp üzerinden para kazanmaya başladığınız anda zanaate dönüşen kavram.
korsan eser satın almak / emeğe saygı tartışmalarını bu minvalde değerlendirmek gerekir. zira senin ürettiğin eser ancak para ile takas edilebilecek kadar değerliyse senin için kusura bakmazsan ben ona mal muamelesi yapmak durumundayım. bu senin de istediğin şey değil mi zaten? korsan eser satın almak hırsızlıktır derken de bunu kast ediyorsun. e o zaman arkadaşım nasıl sen ürettiğin eseri çoğaltıp satınca o bir mal haline dönüştü, korsan eser üretip satan adam da alır çoğaltır o malı kendisi de satmaya başlar pekala. e ama fikri mülkiyet dediğinizi duyar gibiyim. o sizin fikri mülkiyet dediğiniz şey asıl hırsızlıktır işte. fikrin, zihnin, iradenin mülkiyeti mi olur? her şeyi satın aldınız fikirlerimiz mi kaldı şu kapitalist düzende?
diyeceğim o ki sen ürettiğin üründen para kazanmaya çalıştığın anda artık sanatçı olma vasfını kaybetmişsindir. zanaatçı olmuşsundur artık. eğer ki diyorsan ben şu kadar bu kadar emekle bu işi yaptım bunun karşılığı da bu kadar bir meblağ ediyor. o zaman yaptığın eseri prodüktörüne, yayımcına o meblağdan satarsın. işin ticaret kısmıyla da onlar uğraşır.
yok ben hem sanat yaparım hem çoğaltıp satarım diyemezsin yani. sanat denen olgunun tanımına aykırı olur bu. kendinle çelişirsin. neden? çünkü sanat biriciktir, çünkü sanat fayda amacı gütmez. sen hem fayda amacı güdüyorsun, hem sanat eserini çoğaltmaya kalkıyorsun. eğer hala sanatçıyım ben diye geziyorsan, kusura bakma arkadaşım sen daha sanatı tanımlamaktan aciz durumdasın demektir.
emek mevcut düzende alınıp satılabilen, belirli bir ederi olan bir kavramsa sen de ürettiğin zanaat eseri'ni işin tüccarlarına o meblağdan satmak zorundasın. eğer ürettiğin eserinin ederi gerçekten buysa ürünün satın alınacak ve çoğaltılacaktır. yayımcın ya da prodüktörün bu işten kâr edecektir, ticari yaşamına devam edecektir. yok korsan üretim oldu, yok fikir hırsızlığı oldu diye ağlamanın bir lüzumu yoktur. eğer senin ürettiğin eser günümüz serbest piyasasında senin emeğinin karşılığını vermiyorsa o ya da bu şekilde, o zaman artık üretmezsin. kimse de senin emeğini çalmamış olur. zira ortada çalınan bir emek yoktur, ederi ve maliyeti belli olan bir malı tüketiciye etmeyecek bir fiyattan kakalayan bir zihniyet vardır karşımızda.
dikkat ettiyseniz son dönemde orijinal albüm fiyatları çok düştü ülkemizde. bunun en önemli sebebi de korsan olarak gösteriliyor. eskiden 15-20 liradan satılan albümler şimdi 5 liradan 7 liradan satılıyor. gayet de dönüyor kapitalist çarklarınız. tüketiciyi, asıl emekçiyi sömürmeden de emeğiniz karşılığını alabiliyosunuz demek ki.
ki bu karşılık bence yine de hak ettiğinizden çok yüksek de olsa, biraz daha adama dönmeye başladı kapitalist zihinli zanaat tüccarları. emek hırsızlığı emek hırsızlığı diye ağlamaya devam edecek olanlara ise tek sorum olacak, bir albümün materyal maliyeti ve emek ederi sizce milyon dolarları hak ediyor mu? inşaatta sabah altı akşam 9 çalışan ahmet usta'nın verdiği emeği ve karşılığında alığı meblağı bir hesaplayın önce. sonra da elinizi vicdanınıza koyun. verdiğiniz "eser" de siz milyon dolarlık bir emek harcadınız mı ki, korsan ürün almak emek hırsızlığı olacak? cipler, villalar almak birbirinin tekrarı güfteler, besteler, romanlar yazmakla, iki defa stüdyoya gidip kayıt yapmakla alınacak kadar ucuzsa bu ülkede, ahmet usta'nın her gece evine götüremediği ekmek neden bu kadar pahalı ben onu merak ediyorum.
müzikten, edebiyattan bir ticaret kolu gibi söz eden zihinleriniz ceplerinizi doldurmaya gelince "ama yaratıcılık çok değerlidir" demeyi biliyor. öyle değil efendiler, orası öyle değil. yaratıcılık paha biçilemez bir yetenektir. ama pahayı biçen sizsiniz. madem işi ticarete döktünüz o zaman kimseden sanatçı muamelesi beklemeyeceksiniz. kâr zarar hesaplarınız tutmuyorsa piyasadan çekilirsiniz. bu kadar açık.
"hayat beni neden yoruyosuaan" diye villalarınızın yalıtımlı duvarlarına haykırın biraz da, kafamız sikildi lan yeminle.
üniversite sınavının türkçe testinde en çok işlenen konulardan biri olmakla beraber, en sonunda hayatı sanat olur çıkar insanın..
ben bir sene boyunca türkçe sorularından çıkardığım sanatsal gerçekleri siz dostlarımla paylaşmaktan onur duyuyorum;
sanat para için yapılmaz,
sanat başkalarının çizgisinde sürdürülebilir ama örnek alma şeklinde,
özgün olmayan sanatçı kalıcı olamaz,
kendi toprağından bir şeyler katmayan sanatçı evrensel olamaz, (burada hep yaşar kemal örnek verilir)
eserlerinde kendini tekrar edenden bırak sanatçıyı sözlükçü bile olmaz,
sanatçı eserlerinde kendini fazla hissettirmemelidir,
sanatçı dili akıcı kullanmazsa paragraflarda arkasından çok laf edilir,
bu dünyada sözü geçen sağlam kişiler kesinlikle eleştirmenler..
eleştirmen dedin mi, akan sular durur, ses etmeyeceksin, adam laf sokar tamam, ama o eleştirmen, yoksa sanatını ilerletemezsin be arkadaşım, yoksa kim sallar onları,
sen de onların objektif olmasını bekleyeceksin, eleştirmenlerin eşe dosta kıyak yapması büyük ayıptır. zaten yapabilecekleri tek kusurlu hareket de budur, özel hayatı bilemeyiz yani,
hepsine rağmen eleştirmenler çok delikanlı adamlardır harbiden bir gün çay içmek isterim bir eleştirmenle,
evet, şimdi sıra size geldi genç yazarlar..
genç yazarların yolu uzundur, öyle kolay kolay yazar olunmaz,
öncelikle edebiyat dünyasını takip edeceksin, hatta bir edebiyat dergisi de alabilirsin,
kimse almıyor yahu memlekette bari genç yazarlar alsın..
genç yazarlar bir çok şeyin farkında değil bir kere,
önce adam olmak lazım, tamam yazar olabilirsin ama birçoğunuz eleştirmenleri sallamıyor dostum, her hafta sizlerle ilgili sıkıntılar sorularda karşımıza geliyor,
yazıktır, önemli yazarları siklememezlik yapmayın, okuyun kitaplarını,
hatta korsan filan alıyorsunuzdur siz allah bilir kadıköy den,
aman diyeyim,
bütün türkçe hocaları üzerinize eğiliyor besbelli.. siz önemlisiniz..
sanat dünyasında dertler bitmez, daha bir sürü mevzu var ne diyeyim, sanat dünyasında sinema insanlarının kaprisleri, şiir çevirmenlerinin kendini başbakan sanması falan filan inter milan vesselam..
para için yapılmaması gereken iştir. sen sanat için, seni beğenenler için iyi bir iş yaparsın o para eder başka ama 'ben bundan para kazanayım' düşüncesiyle yapmaman gerekir. zira para için yapıldığında da sanattan uzak bir şey olmaktadır. günümüzde bolca örneğini görüyoruz.
insanlar yuzyillar boyu sanat uzerine tartismislar, sanat uzerine tartismayi tartismislar hatta... bir tanim yapmak, budur demek oldukca zor bu konu hakkinda, cok oznel...
ben kendimce soyle tanimliyorum: insani salt insan olmaktan dolayi mutlu eden, ait oldugu 6 milyarlik toplulugun icinden boyle seyler cikmasindan oturu kendiyle gurur duymasini saglayan etkinlikler butunu.
önüne modern eklendiğinde kendisinden tiksindiğim kavramdır.
aşk mı, aşkın bi şeyleri bi şeyleri gibi adı aklımda kalmayan ama galerinin her köşesi kabusum olan bir sergiye gittim a yazarcığım. kadın cinsel organı üstüne dökülmüş kırmızı boyaya hadi bu sığ benliğimle bile biraz anlam verebilirken sanatçının galeri açılışında siyah çarşafla kendini kırbaçlaması, bir ilkokul çocuğu maketinin arkasında şeyh'in tekinin olmasını ben aşk sergisi ile bağdaştıramadım. ama gadanalım dersin ki aşk sapıklıktır, senin de aşktan bihaber olduğu sürmanşetten yayarım. evet yaparım bunu.
dans edemeyen bir insan olarak da modern dansa biraz anlam verebiliyorum. yıldız tilbe'yi eleştirdiklerinde de üzülüyorum.
geriye kalan modernleri anlatmaya mecalim kalmadı. iptidaiyim ben. üstüme gelmeyin.
Sanat, tıpkı dünya gibi.... başına buyruktur, ve insanın dünyayı kavrayışı durmaksızın değişirken dünyanın her zaman aynı kalması gibi... Sanatın da insanların geçici kavramlarından bağımsız kalması gerekir. böylece Sanat özellikle ahlaktan bağımsız kalmalıdır. çünkü ahlak, dünya üzerinde ne zaman yeni bir din çıkıp eskisini bir yana itse, sürekli olarak değişir. - Heinrich Heine -