sanat klozetin ta kendisidir. sanatçı meramını döker. yaşadığı sıkıntıyı dışa vurur. içi doluluk sanatkar olma yolunda katedilmesi gereken en önemli yoldur. biriktirmeden ortaya konulacak bir şey elde edilemez. bu birikim sıkıntı vermeye başladığında sanatın doğumu gerçekleşmeye başlar. sanatkarı klozete gitmeye zorlar.
sifon paylaşımdır. ortama ferahlık verir. sıkıntı giderilir.
kendi çapında sanat yaptığını iddia edenler ise tabi ki sifonu çekemeyenler ve pisliğin kokusuyla muhatap olmak zorunda kalanlardır.
insan mantığının gördüğümüz ya da hissettiğimiz şeylere karşı mantıklı açılımlar bulamamasından kaynaklanan düşünce aktarım yolu. o yüzden sanatın içinde mantık ve dolayısıyla kesinlik aranamaz, sanat yoruma ve çelişkilere açıktır. bilim gibi aktarım yolları kesindir ve mantıkla çalışır, ama sanat özgürdür. bir milyon insan varsa bir milyon çeşit sanat anlayışı, beğenisi vardır.
göstermelik batı anlayışını eleştiren, sanatın yerel küllerden yapılmış bir testiden akan su olması gerektiğini savunan faruk nafiz çamlıbel şiiri
Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyarımızda bin bir baharı saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
incinir düz caddede dağda gezen ayaklar
Sen kubbesinde ince bir mozaik ararda
Gezersin kırk asırlık mabedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
Sen raksına dalarken için titrer derinden
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
Fırtınayı andıran orkestra sesleri
Bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
Istırap çekenlerin acıklı nefesleri
Bizde geçer en yanık bir musiki yerine
Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini...
`Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolumuz
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun... ayrılıyor yolumuz`
faruk nafiz çamlıbel'in en sevdiğim şiirlerinden biridir.sanatı sadece batı'da arayanlara tokat gibi bir cevaptır bu şiir.
sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun
görünce bir köylünün kıvrılmayan belini...
örnekle açıklamak gerekirse, çok güzel sese sahip olan, bu işin eğitimini almış kaliteli şarkı söyleyenler sanat yapmış olmazlar. sanat yapanlar o şarkıları yazmış, bestelemiş olanlardır, yani sanat; olmayanı kendi fikir ve gözlemlerinizle harmanlayıp sunmaktır. yaratıcılık ister, duygu ister, yetenek ister.
sanat arapça olan suni * sözcüğünden türeyerek türkçemize girmiş bir sözcüktür. ilk sanat eserinin hangisi olduğu konusunda kesin bir yargiya varılamadığı gibi, neolitik * devirde yapılan çömlekler ve kaplar ilk sanat eseri özelliğini taşırlar.
insanın içinde biriken acıların , çeşitli duyguların ya da hayata karşı koyduğu tepkiyi dışarı vurmasıdır. bazen bir müzik aleti , bir kağıt iki boya vs. gibi çeşitli araç gereçlerle dışarıya vurabilmektir. kendini anlatabilmektir. ince ruhludur sanatçılar.
tanımlanabilirliği ve tanımlanamazlığı üzerine tartışmaların uzun zamandır devam ettiği ifade biçimi. hayalgücü içermeyen bir müdahaleden yoksun şekilde sunulanın sanat olduğu ve tam aksine hayalgücüne bağlı özgünleştirilme etkisinde ortaya çıkmış olanın gerçek sanat olduğunu iddia eden bu iki farklı görüşün kavgasını sona erdirecek kesinlik içeren parametreler mevcut değil. durum böyle olunca sıçtım sanat oldu tabiri de bu minvalde gayet yerinde bir söylem.
görüşlerden biri estetik için müdahelenin zorunlu olmadığını savlıyorsa eğer, bunun boktan bir görüş olduğuna benim de, senin de, onun da katılıyor olması pek bir şey ifade etmiyor. onun da beğeneni var, onun da talepkarı mevcut. o zaman "onun da isteyeni" talebinin varlığı olayı karıştırıyor. sanatın çerçevelendirilmesi işlemine "onun da"nın içeriğindeki özgürlüğün mecburi zorunluluğu izin vermiyor. özgürlüğü kısıtlayıp kıstaslar koyduğunda bu kez de sanat olarak ifadelendirmek kıstasları koyan statünün emri haline geldiğinden sanat olarak nitelendirilemiyor. bir parçasıyla tıpkı din gibi değil mi? e o halde, senin sanatın sana benim sanatım banadır.
beynimizde yaratmaya çalıştığımız, oluşturmaya uğraştığımız ve sonuca ulaştırmaya çabaladığımız düşüncelerin somut hale getirilme çabasıdır. bu çabayı sarfedenlere ve geri dönüşü olmadan bu yolda ilerleyenlerede sanatçı diyoruz.
bilimin sistematikliğini, felsefenin belirsizliklerle dolu olmasını ve siyasetin yüksek egolarını tek bir başlık altında toplayabilen yegane kavramdır.
"zamanla değerini kaybetmeyen bütün eserleri ancak ancak ölümsüzlüğü düşünenler yaratmıştır; yalnız bugünü düşünen bir kimse ancak gelip geçici bir eser yaratabilir" *
insan yaklaşımına aykırı hiç bir konsept sanat olarak adlandırılamaz, sıçsam sanat olur yaklaşımında, bokun da bir formu vardır mutlaka ama, sadece sıcanı ilgilendirir.
sanat salt yetenek degildir, sanat a sadece taklit etme yetenegi diye bakarsanız düşeceginiz yanılgı, tiyatro yu oldugundan fazla önemsemektir. sanat içinde creatif düşünce barındıran bir olgudur, yetenekle izah edilemez. tiyatro oyuncusu bir sanatcı degildir, zanaatcıdır, tiyatro kolunda sanatcı, oyunu sahneye koyan, sanat yönetmenidir sanatcı,
sinema oyuncusu sanatcı degildir, zanaatkardır, sanatcı o eseri yazandır, kurgulayıp yönetendir,
şarkıcı sanatcı degildir, zanaatkardır, bestesini yapan, sözünü yazan sanatcıdır. sesin güzel olması bir yetenektir, demire şekil vermekte yetenektir, çok güzel bir söyleyişle, inşaat ustalarına sanatkar denir güzel ülkemde, aslın da onlarda zanaatkardır, yetenekle ilgili eser koyan zanaatkardır, creatif düşünce ile eser ortaya koyan sanatcıdır.
not: yaratıcı demek uygun düşmez, yaratmak allaha mahsus bir olgudur, var olanı, allahın kalp gözünü açması ile, diger insanlardan farklı gören kişi sanatcıdır.
aristoteles sanatın bir taklit olduğunu söyler ( mimesis ).
insanın doğuştan bir taklit içtepisine sahip olduğunu ve bunun insanı
diğer aşağı dereceden hayvanlardan ayıran bir yeti olduğunu belirtir.