Aynı gün doğduğum şair,yazar,düşünür.Keşke bu kadar yürekli olmasaydı suikaste uğramazdı.Son zamanlarında çok sıkıntı çekmiş.Marko paşa yüzünden ömrü hapislerde geçmiş.
bu adam günümüzde yaşasa, tutkusunu instagram yada facebook üzerinden atar mıydı.
bastırılmış ruhunu twitter da nasıl anlatırdı.
nasıl tweetler atardı.
iktidara ne der,
hayat pahalılığı hakkında yorumu ne olurdu.
kaçar mıydı yurt dışına,
kaçmak zorunda bırakılır mıydı.
anlatımlarında nasıl bir dil olurdu, kadın kahramanı tuğçe , erkek kahramanı erencan mı olurdu.
telefonu andorid mi yoksa apple mı olurdu.
günümüz türk kadınlarını nasıl anlatırdı.
aşk anlatır mıydı.
hasreti kelimelere dökebilir miydi.
yaşayabilir miydi iç dünyasında tutkuyu.
1 ocak 2019 tarihi itibariyle eserleri üzerindeki telif hakkı kalkmış yazar.
Kanunlara göre ölümünün üzerinden 70 yıl geçen sanatçıların eserleri üzerindeki telif hakkı kalkıyor ve her yayımcı bu eserleri basabiliyor. Dolayısıyla piyasada özensiz, kalitesiz baskılar da çoğalıyor. iş ticarete dökülüyor. Kaldı ki sadece "kürk mantolu Madonna" romanı bile ayda on bin civarı satılıyor. Yayınevleri şimdiden ellerini ovuşturmaya başlamıştır bile.
"insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar."
insan psikolojisini en iyi tahlil eden yazarımız olduğunu düşünüyorum. içine en iyi o dönmüş, en güzel yanlarımızı da insanlığa dair en büyük umutsuzluklarımızı da o yansıtmıştır.
"ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. "bunun böyle olması lazımdı." diyordum. demek ki beni bir türlü sevemiyordu. hakkı vardı. beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti."
"evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm."
"kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor."
"bu akşam anladım ki bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp, sürüklenebilirim."
"dünyada bir tek insana inanmıştım. o kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı."
"kendimi bildim bileli, bütün günlerimi, haberim olmadan ve nefsime itiraf etmeden, bir insanı aramakla geçirmiş ve bu yüzden bütün diğer insanlardan kaçmıştım."
iyi bir hikaye yazarıdır. Dünya yazarları klasmanındadır fakat maalesef bu topraklarda doğduğu için dünyada herkes bilmez. Amerikalı falan olsaydı şuan en bilinenler arasında olurdu.
eserlerinin, üzerindeki telif hakkının kalkmasının ardından yky dışındaki yayınevleri tarafından hazırlanan bilumum baskıları migros raflarında görünmeye başlamıştır.
“Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi? Çok desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa.. Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?.. Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?.. Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. insan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptıkları için kafi mazeretler tedarik etmiştir. Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle gidiyor. Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir? Çırçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun? Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu? Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin? Aşk sana bunları yaptırabilir mi? işte o zaman sana seviyorsun derim... Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekâlâ, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o? Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin? Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır. Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun... Siz sevemezsiniz adaşım;siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz.''
Sabahattin Ali, Türkiye’nin önde gelen sol zihniyetli edebiyatçı ve şairlerinden birisidir. Bunun haricinde müdafaa ettiği sosyalist fikirlerine uymadığı için Tek Parti devrinin de en hızlı ve mühim muhaliflerinden birisidir.
Dizginlenemeyen ve önüne konulan manilere aldırmayan Sabahattin Ali’nin, Mustafa Kemal, ismet inönü ve tek parti rejimi ile ilgili yayınlarına mani olmak mümkün olamamıştır. Yasaklanmıştır, hapse atılmıştır, kitapları toplatılmıştır ama her seferinde bir fırsatını bulup sıkı muhalefetini sürdürmekten geri kalmamıştır.
Kendisi Türkiye’de yaşananları ve kendisinin ortaya koymuş olduğu sert muhalefeti, şu hüzün ve şikâyet dolu sözlerle satırlara dökmüştür.
“Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”