"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?" Diyebilmiş yazar.
Var mı daha ötesi?
sadece kürk mantolu madonna romanıyla bilinen; fakata en iyi romanının içimizdeki şeytan olduğunu düşündüğüm, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş önemli yazarımız.
bana kalırsa edebi zirvesini hikayeleriyle yapmıştır. özellikle kağnı kitabında bulunan hikayelerin tamamı dört dörtlüktür. kendisinin en büyük avantajı duru dili ve olağanüstü gözlem yeteneği. ömrünün büyük bir kısmını "öteki insan" olarak hapislerde geçirmesi de edebi hayatına büyük bir kaynaklık etmekte.
özellikle duvar adlı hikayesini okurken, sinop cezaevi'nin bahçesinde siz de onunla birlikte volta atıyor ve diğer mahkumun anlattığı hikayeyi bir cigara sararak dinliyorsunuz. hiç betimleme yapmadan gerçeklik olgusunu başarıyla yakalamakta.
çok erken yaşta göçüp gitti. geride bir yığın eser ve kitap dolu çantasını bıraktı.
Kalbimize, aklımıza ve algımıza yeni odalar açan, her kitabıyla umudumuzu yeşertmiş bir kurgu sihirbazı... Kızının, babasının özgünlüğünden nasiplenememesi büyük talihsizliktir... Hayata veda edişi, bu ülkede vicdanlı olmanın gördüğü muamelenin yansımasıdır!
"Her gün odamda oturuyor, kitap okumaya çalışıyordum. Bir tek harfini bile fark etmeden sayfaları çeviriyor, bazen, dikkat etmeye azmederek baştan başlıyor, fakat birkaç satır sonra gene zihnimin başka yerlerde dolaştığını görüyordum."
yokluk içerisinde tekrar iş bulabilmek için sistemi kabullendiğini ispat etmesi gerekmiştir. gayret etmiş fakat başaramamıştır.
ölmüştür işte bu şerefsiz, faşist topraklarda...