Sevgili amoralist filozof, seni çok iyi anliyorum dostum.
Bende; discurso del metodo için descartes'a, savunması için sokrates'a, hakkın duyurucusu olduğu için muhammed'e, felsefenin belki de ilklerinden olan ibrahim'e ve hatta çok daha ötelerine sövmüş biri olarak: inatla yapış, devam et, sövgülerin yerini dinginlige ve makul derecede onur kazanmış bir egoya bırakacak, kufurlerin tamamini etrafındaki insanların %98inin hakettigini er yada geç kabulleneceksin. Yolun sonu yakın ama zaman bize bazen uzun bazen kısa gelir. Sabır ne önemli şey.
üniversitelerin felsefe bölümlerinde öğrenciyi tüketene kadar anlatılan Fransız filozof ve ''modern felsefenin babası''.
Descartes'ın ontolojik görüşleri temelini şuradan alır : ''düşünce vardır,o halde ben varım.''
''cogito ergo sum'' ile kendi varlığından şüphe edemeyeceği sonucuna varır.
Descartes'ta ''şüphe'' şüphenin kendisini ortadan kaldırmaya yönelik bir metoddur.
en büyük kesinliği şüphe duyduğundan şüphe duymasıdır.
peki ya biz? her şeyden şüphe duymalı mıyız? yoksa olduğu gibi inanmalıyız mı?
inandım,inanın,inanalım.. yoksa hayat nasıl geçer ki?
Bilgilerin kaynağı konusunda rasyonalist bir Yönelişi vardır. Duyuları güvenilir bulmuyor.
Beynin ortasındaki epifiz bezini beden ve ruh arasında aracı olarak görmüş.
Ruh-beden dualizmini savusnmus, ilk kez ruhun bedeni etkilemesinin yaninda bedenin de ruhu ooldukça etkiledigini söylemiş ve suan elimde ruhun ihtiraslari adli kitabi olan filozof.
Çocukluğundan beri çeşitli hastalıklarla boğuşmak zorunda kalan ve bu yüzden rahat bir şekilde yetiştirilmiş ünlü Fransız matematikçi ve filozoftur. Hayatının bir kısmını Hollanda'da geçiren çadırında tembelce bir sineği izlerken Kartezyen kordinatlarının keşfini gerçekleştirmiş. Elbetteki bu büyük keşfin arkasında büyük bir çalışma var bunu yok saymak büyük bir mantıksızlık olur.