Arap paganizmine inanan yok lakin dünyanın çoğu yerinde çok tanrılı dinlere inananlar (haiti voodoo, hinduizm,taoizm,şintoizm) hala inananlar devam etmektedir.
Kutsal Kitap, putperestliği; belirli doğal ya da insan yapımı nesnelerde ilahi veya büyülü güçlerin bulunduğuna, insanın da bu güçleri belirli ritüeller aracılığıyla harekete geçirebileceğine dair bir inanç biçimi olarak ele alır. Bu tür büyülü ritüellerin gerçekleştirildiği nesneler “milletlerin tanrıları” olarak adlandırılır.
Kutsal Kitap’a göre putlar, güçleri içinde barındıran kişisel varlıklar değildir. Put, tanrının evi ya da simgesi değil, bizzat tanrının kendisidir. Bu yüzden torah’da pagan tanrıları sık sık “tahta ve taş”, “gümüş ve altın” olarak anılır. Böylece putperestlik, bu cansız nesnelere anlamsız biçimde ilahi nitelikler atfetmek ve onları tanrılaştırmak olarak tanımlanır. Kutsal Kitap’taki polemiklerin temel argümanı da budur: putperestlik, nesnelere tapınmanın saçmalığıdır.
Dolayısıyla, Kutsal Kitap’ın putperestliği yalnızca en ilkel düzeyinde —“mana inançları” düzeyinde— ele aldığı söylenebilir. Bu yaklaşım, özellikle peygamberlerin putperestliğe karşı yürüttükleri polemiklerde açıkça görülür. Peygamberlik edebiyatı, YHWH inancını doruğa taşımış; fakat aynı zamanda, israiloğulları’nın “ulusların tanrıları”na yönelmesini sert biçimde eleştirmiştir.
Eğer peygamberlerin mitolojik tanrılarla ve onların anlatılarıyla mücadele ettiğini varsayarsak, bunun izlerini bu metinlerde bulmamız gerekirdi. Ancak böyle bir şey yoktur. Peygamberler, pagan tanrıların mitolojik varlıklarını reddetmez, onları iblis ya da şeytani güçler olarak da nitelendirmezler. Kısacası, peygamberler bildiğimiz anlamda çoktanrıcılıkla değil, onun dışsal tezahürü olan fetişizmle mücadele etmişlerdir.
Bilinen en eski edebi peygamber Amos, Tanrı inancına neredeyse hiç değinmez. Amos 8:14’te Samiriyeli Aşinna’dan, 5:26’da ise israiloğullarının kendileri için “yaptıkları” tanrılardan bahseder. Bu durum, birçok kişi tarafından saf tektanrıcılığa ilk ulaşan kişi olarak kabul edilen peygamberin, ardında bıraktığı çoktanrıcılığın doğasını açıklamakta sessiz kaldığını gösterir.
Hoşea’nın ilk bölümlerinde, israil’in Sidon kökenli kraliçe izebel döneminde etkisi altına girdiği Baal tapınmasının yankıları görülür. 2. bölümde, Baal, “fahişe israil”in gayrimeşru sevgilisi olarak betimlenir. Ancak burada bile Kenan Baal’inin mitolojik özelliklerinden söz edilmez. israil’in refahı, yanlış biçimde Baal’e değil, aslında YHWH’ye ait bir armağandır.
Sonraki bölümlerde Baal kültü, geçmişte işlenen birçok günahtan yalnızca biri olarak değerlendirilir. 11:2’de “Baal’ler” ifadesi “oyma putlar”la paralel biçimde kullanılır; 13:2’de “zanaatkârların gümüşten döktüğü buzağı”dan söz edilir. Amos 8:6’da belirtildiği gibi: “Zanaatkâr yaptı, o tanrı değildir.” israil, “ellerinin eseri”ne tapınarak Tanrısından uzaklaşmıştır.
Bu düşünce, işaya peygamberde daha genel bir biçimde dile getirilir: Putperestlik, insanlığın ortak günahıdır. Gümüş, altın, atlar ve savaş arabaları çoğaldıkça “ülke putlarla doldu; herkes ellerinin eserine, parmaklarının yaptığına tapıyor” (işaya 2:7). YHWH’nin büyük teofanisinde, insan kibri karşısında “insan, tapınmak için kendine yaptığı gümüş ve altın putlarını atacak” (2:20). işaya’nın “tanrıların alacakaranlığı”, yani Gotterdammerung sahnesi, aslında gümüş ve altın putların çöküşünü simgeler.
Benzer biçimde Mika peygamber de, kıyamet gününde “Samiriye’nin tüm oyma putlarının parçalanacağını” ve “ellerin eserine tapınmanın” sona ereceğini bildirir (Mika 1:7; 5:12).
Yeremya peygamber ise putperestlikten en çok bahseden kişidir. “israil’in tanımadığı başka tanrılar”dan (Yeremya 19:4; 11:10) söz eder, ancak bunları yaşayan mitolojik varlıklar olarak değil, “taş ve tahta”dan yapılmış cansız nesneler olarak görür (2:27; 8:2). Yeremya’nın “diğer tanrılar” ifadesi, aslında insanların kendi elleriyle yaptıkları “oyma putlar”a ve “boş şeyler”e yöneliktir (8:19).
Yeremya 16:19’da, insanlar tövbe ettiklerinde şöyle diyeceklerdir:
“Atalarımız bize yararsız, boş şeyler miras bıraktılar. insan, tanrı olmadıkları halde kendine tanrılar mı yapar?”
Böylece, putperestlik “insanın kendi ellerinin eserine tapınması” olarak tanımlanır. insanlar bu fetişist sapmadan vazgeçtiğinde, putperestlik de sona erecektir.
Peygamberlik literatürünün tümü, putperestliğe karşı ortak bir anlayışta birleşir. Putperestlik, peygamberlerin gözünde mitolojik tanrılarla ilişkilendirilen teolojik bir problem değil; insan elinin ürünü olan nesnelere —taş, tahta, altın ve gümüşe— atfedilen sahte kutsallığın ifadesidir. Bu nedenle putperestlik, teolojik olmaktan çok ahlaki ve sembolik bir sapma olarak değerlendirilir.
işaya, Yeremya, Hezekiel ve diğer peygamberlerde görülen bu yaklaşımda, pagan dinlerinin mitolojik kökenleriyle herhangi bir polemik bulunmaz. Hiçbir peygamber, çoktanrılı mitlerin tanrılarından ya da onlara ilişkin efsanelerden bahsetmez. Tüm eleştiriler, putların insan ürünü nesneler olduğu fikri etrafında döner.
Hezekiel kitabında (8:14) bir pagan mite gönderme yapıldığı görülür: “Kadınlar, Tammuz için ağlıyorlardı.” Bu ifade, Mezopotamya mitolojisinde iştar’ın sevgilisi olan genç Tammuz’un ölümü üzerine tutulan yas ritüeline işaret eder. Benzer bir ima, Zekeriya 12:11’de “Hadadrimmon’un yasına” dair ifadede de bulunur.
Ancak Hezekiel’in veya çağdaşlarının bu mitin ayrıntılarını gerçekten bilip bilmedikleri belirsizdir. Peygamber, belki yalnızca halk arasında sürdürülen ritüel biçimini biliyordu; çünkü antik toplumlarda bile ritüellere katılanların çoğu, bunların mitolojik kökenleri hakkında oldukça yüzeysel bilgiye sahipti. Dolayısıyla Hezekiel’in bahsettiği “ağlayan kadınlar”, mitin içeriğini değil, yalnızca dışsal ibadet biçimini tekrarlıyor olabilirler.
Hezekiel, putperestliğe karşı defalarca ve şiddetle polemik yapmasına rağmen, Tammuz miti ya da herhangi bir mitolojik motif hakkında tek bir yorumda bulunmaz. Pagan inançlarını fetişizm olarak nitelendirir. Tanrılar için kullandığı en yaygın sıfat gillulim’dir (ibranice: “pislik yığınları”, “gübre topakları”).
Hezekiel 7:19’da şöyle yazar:
“Altınlarını sokaklara atacaklar, gümüşleri kir sayılacak. Çünkü gümüşleri ve altınlarıyla kendilerine iğrenç putlar yaptılar; bu, onların tökezleme taşı oldu.”
Hezekiel 16, 20 ve 23. bölümlerde, israil’in dinden sapışı uzun alegorilerle anlatılır. israiloğulları, gümüş ve altından “erkek biçiminde putlar” yapmış, onlara adaklar adamış, hatta çocuklarını onlara kurban etmiştir. Bu düşüş, Mısır’daki ikametlerinden başlayarak tarih boyunca süregelmiştir.
Bu bölümlerdeki imgeler yoğun biçimde erotiktir. Peygamber, israil’in Tanrısı YHWH’ye olan sadakatsizliğini fuhuş metaforu üzerinden anlatır. Putlar, gayrimeşru sevgililer gibi tasvir edilir; israil’in “zina ettiği” yabancı uluslar, şehvet düşkünü askerler olarak betimlenir. Buna rağmen Hezekiel, Tammuz gibi mitlerdeki erotik veya doğurganlık temalarına asla gönderme yapmaz. Yani peygamber, putların plastik imgeleriyle uğraşır, ama onların ardındaki mitolojik tanrıları tamamen göz ardı eder.
Hezekiel’in bu konudaki özeti nettir:
“Siz diyorsunuz ki: ‘Uluslar gibi olalım, ülkelerin aileleri gibi olalım, oduna ve taşa hizmet edelim.’”
— Hezekiel 20:32
Bu cümle, peygamberin putperestliği nasıl algıladığını açıkça gösterir: Paganların taptığı şey, tanrılaştırılmış odun ve taştır.
ikinci işaya’da (özellikle 44:9–20 ve 51:9–10) yer alan polemikler, torah’ın putperestliğe karşı geliştirdiği anlayışın en canlı örnekleridir. Bu bölümler, pagan tanrılara yönelik alayın doruk noktasını temsil eder.
işaya 44:9–20 şöyle der:
“Put yapanların hepsi birer alay konusudur; sevdikleri putlar hiçbir işe yaramaz...
Ahşap ustası bir ölçü çizer, kalemle şekil verir, rendelerle işler, pergelle biçimlendirir ve onu bir insana benzetir — bir evde oturması için insan biçiminde bir güzelliğe.
Bir adam sedir keser, çınar veya meşe alır, ya da ormandaki ağaçlardan biriyle beslenir.
Bunun bir kısmını yakar, ateşinde ısınır, ekmeğini pişirir;
Geri kalanından bir tanrı yapar, putunun önünde yere kapanır.
Yarısını yakar, közlerinde et pişirir, doyasıya yer;
Geri kalanıyla bir put yapar, diz çöküp ona dua eder:
‘Beni kurtar, çünkü sen benim tanrımsın!’ der.
Onların hiçbir bilgisi ve zekâsı yoktur; gözleri kapalı ki göremezler, zihinleri körelmiştir ki anlamazlar.
Kimse düşünmez: Yarısının ateşte yandığını, ekmeğini közünde pişirdiğini, etini orada kızartıp yediğini... Geri kalanından iğrenç bir put mu yapayım? Bir kütüğe mi secde edeyim?
Böylece, külleriyle beslenir, aldanmış bir yürek onu saptırır. Kendi elindeki putu kurtaramaz.”
— işaya 44:9–20
Bu pasaj, cansız nesnelerin tanrı olabileceğine dair inancı şiirsel alayla eleştirir. Peygambere göre putperestlik, insanın aklını ve görme yetisini körelten bir çılgınlıktır.
işaya 51:9–10’da ise, YHWH’nin yaratıcı gücü yüceltilerek, mitolojik ejderha ve deniz canavarı imgeleri (Rahab, Tannin) yalnızca sembolik olarak anılır:
“Uyan ey Rabbin kolu, uyan, gücünü kuşan! Eski günlerde, geçmiş kuşaklarda yaptığın işleri an. Rahab’ı parçalamadın mı, ejderhayı delip öldürmedin mi?”
— işaya 51:9–10
Bu ifade, mitolojik bir hikâyeyi onaylamaz; tersine, YHWH’nin tek ve mutlak kudretinin eski efsanelere üstün geldiğini vurgular.
Hezekiel, işaya, Yeremya ve diğer peygamberlerde mitolojik temaların tamamen sessiz bırakılması tesadüf değildir. Hiçbiri pagan mitlerine atıf yapmaz, onların tanrılarını doğrudan reddetmez. Bunun nedeni, putperestliğin onların gözünde teolojik değil, antropolojik bir sapma olmasıdır:
insan, kendi elleriyle yaptığı şeye tanrılık atfetmektedir.
Peygamberlerin tüm kınamaları bu tek tema etrafında döner:
“Elleriyle yaptıklarına tanrı demeyecekler.”
— Hoşea 14:3
Ve insanlık, bir “tahta parçasının tanrı olmadığını” fark ettiğinde —işaya 44:19’un ifadesiyle— putperestlik de tamamen ortadan kalkacaktır.
israil’in yüce Tanrısı’nı, putperestlerin çekişmeli, şehvet düşkünü tanrılarıyla karşılaştırmak ve bu karşıtlıktan yola çıkarak tanrıların aslında boş ve değersiz şeyler olduğunu göstermek için başvurdu. Oysa yazarımız Babil mitlerinin derinliklerine inseydi, hiciv için ne denli zengin bir malzeme bulacağını tahmin etmek zor değildir: doğan ve ölen, üreyen, yiyip içen, uyuyan, anneleriyle savaşan ve kurbanın etrafında sinekler gibi üşüşen tanrılar… işte böyle bir mitolojik panorama, onu putperestliğin özüne —evren üzerindeki egemenliğe sahip olduğuna inanılan tanrı ve tanrıçalara— doğrudan saldırmak için güçlü bir cephanelikle donatabilirdi.
Buna rağmen, Tanrı kendi iddiasını yalnızca şu sözlerle dile getirir:
“Ben YHWH’yim, adım budur; yüceliğimi bir başkasına, övgülerimi de putlara vermem.” (Yeşaya 42:8)
Burada “putlar” derken “doğuştan bir tanrıya”, “ölmekte olan bir tanrıya” ya da “şehvet düşkünü bir tanrıya” gönderme yapılmaz. YHWH’nin rakipleri yalnızca putlar ve oyma heykellerdir.
Torah’ta pagan dinleri, temelde bir fetişizm biçimi olarak tanımlanır. Kaynaklar arasında bu konuda belirgin bir fark yoktur; hepsi putperestliğe aynı eleştirel bakışla yaklaşır. ilginçtir ki, Torah’ta pagan tanrılara inanmayı doğrudan yasaklayan bir hüküm bulunmaz. Bunun yerine, Çıkış 23:13’te bu tanrıların isimleriyle yemin edilmesi yasaklanır (bkz. Yeşu 23:7). Pentateuch’taki kalıcı yasa, “başka tanrıların yapılması” (yani üretilmesi) ve onlara tapınılması üzerinedir (örneğin Çıkış 20:4 vd.).
YHWH dışında varlıklara tapınma yasağı iki kez geçer: satyirlere (Levililer 17:7) ve “ilahi varlıklara” (Elohim, Çıkış 22:19). Ancak burada da söz konusu olan “yabancı tanrılar” değil, israil’in kendi kültü içindeki iblisî veya yarı ilahi varlıklardır. Yabancı tanrılardan açıkça söz edildiğinde ise, kastedilen şeyin yine putlardan başka bir şey olmadığı görülür.
Torah’ta —ve aslında tüm Yahudi kutsal metinlerinde— “başka tanrılar” ifadesi, ister YHWH kültü içinde ister pagan kültlerde olsun, her türlü imgeyi kapsar. YHWH’ye ait kült imgeleri bile yabancı etkilerin ürünü sayılır; dolayısıyla bu imgeleri içeren bir ibadet, YHWH’ye değil “başka tanrılara” tapınma olarak değerlendirilir (Çıkış 20:3 vd.; Tesniye 5:7 vd.).
Kenan tanrılarına tapınmanın yasaklanmasının ardından, fetişist anlayış belirgin biçimde öne çıkar. Çıkış 23:24’te “onları tamamen yıkın” emri verilir; Levililer 19:4 ise “putlara yönelmeyin” ifadesini “kendinize dökme tanrı yapmayın” buyruğuyla tamamlar.
Tesniye kitabı bu konuda özellikle aydınlatıcıdır. Pagan kült nesneleri iki gruba ayrılır: putlar ve Tanrı’nın gök ordusuna (güneş, ay, yıldızlar) tapınmak (Tesniye 4:19; 29:25). Milletlerin tanrıları “diğer tanrılar” olarak anılır (6:14 ve başka yerlerde) ve israilliler bunları, putperestlerden öğrenmeden önce tanımazlar (11:28; 13:3, 7, 14; 28:64; 29:25).
Bu tanrılar “insan yapımıdır”; “tahta ve taştan” (4:28; 28:36, 64), “gümüş ve altından” (29:16) üretilirler. Putperestliğin özü, bu nesnelere ve gök ordusuna tapınmaktır (Tesniye 17:3). Tesniye’de hiçbir yerde yaşayan, nefes alan tanrı ve tanrıçalara inanıldığına dair ima bulunmaz.
Putperestliğin gülünçlüğü şu ifadeyle özetlenir:
“Tanrıları görmez, duymaz, yemez ve koklamaz.” (Tesniye 4:28)
Bu alaycı üslup, Mezmurlar 115:4 vd.; 135:15 vd.; Daniel 5:23; Yeremya 10:5 gibi yerlerde de yinelenir. Tanrılar obur veya ayyaş oldukları için değil, “yemedikleri” için alaya alınır!
Torah yazarlarının tanrıların ziyafetlerine dair hikâyeleri bildiklerini, buna rağmen yalnızca putlara yönelen bu zararsız alayla yetindiklerini varsaymak mümkündür. Ancak putperest din hakkındaki bu tutarlı yaklaşım, sonradan yapılmış bir kurgu ya da teolojik manipülasyonla açıklanamayacak kadar köklüdür.
Eğer çoktanrılı inançlara karşı açık bir polemik gerçekten var olsaydı, onun bastırılması makul biçimde açıklanamazdı. Bu nedenle, Torah yazarlarının pagan dinini salt bir fetişizm olarak resmetmelerinin nedeni, kendilerinin tanrıların varlığına zaten inanmadıkları şeklinde yorumlanabilir. Ancak bu durumda bile, putperestlerin inançlarını çürütmek için “tanrıların aslında var olmadığı” iddiasını öne sürmemeleri, argümanlarını eksik bırakmıştır.
Gerçekte, yazarların kendi bakış açılarını safça putperestlere atfettikleri açıktır. Peygamberler, insanların bir gün “tahta ve taşın kurtaramayacağını” anlayarak putperestliğin sona ereceğini öngörürler.
Sanherib, ulusların tanrılarını yendiğini övünerek söylerken (II. Krallar 18:33 vd.; 19:11 vd.; Yeşaya 36:18 vd.; 37:12), yazar bu durumu şöyle açıklar:
Bu uluslar ve Torah tartışmasının bu biçimi almasının nedeni, halk kitlelerinin putlara dair fetişist bir anlayışa sahip olması ve bununla mücadele etmenin acilen gerekli görülmesidir. Elbette paganizmin bir fetişist yönü vardır: kült bir imgeyle bağlantılıdır ve imge bir anlamda tanrıyı temsil eder. Bu değerlendirme, fetişist argümanın Torah tartışmalarında neden önemli bir rol oynadığını açıklayabilir; ancak pagan dininin kalbindeki yaşayan tanrılara inanma pratiğine karşı hiçbir polemiğin olmamasını açıklayamaz.
Yunan düşünürleri, popüler dine yönelik eleştirilerinde fetişist yönüne gereken önemi verirken, popüler mitlerle mücadele etmekten geri kalmazlardı. Daha sonraki Yahudi ve Hristiyan polemiklerinde de yalnızca fetişist argümanla yetinilmez. Buna rağmen Torah, çoktanrıcılığın özü olan tanrı inancını kavramakta tamamen başarısızdır. Bu dikkat çekici özellik, Torah yazarlarının pagan mitlerini bildikleri varsayımına kapılan araştırmacılar tarafından gözden kaçırılmıştır.
Bazı yorumcular, fetişist argümanın Torah yazarlarının pagan tanrıların varlığını reddettiği anlamına geldiğini ileri sürer. Peki ya gerçekten öyle midir? Eğer putların boş olduğunu, çünkü temsil ettikleri tanrıların var olmadığını söylemek istiyorlarsa, neden ısrarla putların değersiz olduğunu, tahta ve taşın hiçbir işe yaramadığını vurgularlar? Tanrıları inkâr etmeyi neden alay ve putların kötüye kullanımı kisvesi altında sunarlar?
Ancak putlara karşı tutum, sorunun yalnızca bir yönüdür. Tüm Torah’ın—peygamberlerin, anlatıların ve yasaların—pagan mitolojisi hakkındaki sessizliği nasıl açıklanabilir? Torah, tanrıların varlığını inkâr etmekte başarısız olmakla kalmaz; aynı zamanda pagan mitlerini hiçbir yerde reddetmez. Daha da ötesi, Torah’daki paganizm görüşleri çoğu zaman mitolojik materyallerden habersiz ve çarpıtılmıştır: büyü ile tanrılar arasındaki ilişkiyi kavramaz, pagan kültünün kozmik-mitolojik temeli hakkında bilgi vermez ve imgelerin sembolik değerini takdir etmez.
israil’in pagan inançlarının doğasından tamamen habersiz olması inanılmaz görünmektedir. Çünkü israil, pagan komşularıyla sürekli temas halindeydi ve aralarında inanan paganlar bulunuyordu. Elbette, paganizm hakkında Torah’da yansıtılandan daha fazla bilgi sahibi olan çevreler vardı. Torah’ın tüm polemiğini fetişizm argümanına dayandırması, yabancı inançların israil dini üzerindeki etkisinin mitolojik materyaller içermediğini ve putperestlik mücadelesinin mitolojik çoktanrıcılığı kapsamadığını göstermektedir.
Bu durum, Torah döneminde israil dini üzerindeki yabancı etkileri ve putperestliğin doğasını yeniden incelemeyi gerektirir. Ayrıca, israil tektanrıcılığının kökeni sorusunun hatalı bir biçimde formüle edildiği de açıktır: YHWH dininin, yabancı tanrıların gerçekliğini inkâr etmeye başlama zamanı, peygamberlik öncesi mi yoksa peygamberlik döneminde mi olduğu sorusu geçersizdir. Torah hiçbir yerde tanrıların varlığını inkâr etmez; onları sadece görmezden gelir.
Yunan halk dinine yönelik felsefi saldırıların ve sonraki Yahudi-Hristiyan polemiklerinin aksine, Torah dini mitolojiyi kasıtlı olarak bastırıp reddetmeye çalışmaz. Tanrıların ve onların çocuklarının YHWH dininde merkezi bir konu olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur; fakat bu din mitolojik değildir. Antik mitlerin fosil kalıntıları, israil dini ile paganizm arasındaki temel farkı gizleyemez. israil dinini dünya tarihinde benzersiz kılan unsur, onun mitolojik olmama özelliğidir, ve evrensel çekiciliğinin kaynağı da budur.
Torah’ın paganizmin anlamı konusundaki cehaleti, Torah dininin anlaşılması için hem temel sorun hem de en önemli ipucudur. Bu durum, Torah’ı paganizmden ayıran uçurumu vurgular ve bu uçurumun farkına varmak, israil inancını anlamak için hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda, bu fark, israil dininin tarihinin de temel gerçeğini gözler önüne serer.
Temel Fikir: Kaydedilmiş tarihin başlangıcından günümüze kadar, israil dini ve türevleri olan Hristiyanlık ve islam hariç, insanlığın tüm dinlerini pagan olarak adlandırıyoruz. Bu ayrım, bir yandan israil dinini diğerlerinden ayıran benzersiz bir özellik olduğunu, diğer yandan tüm diğer dinlerin pagan karakterini belirleyen ortak bir öz içerdiğini varsayar.
Peki bu ortak öz nedir? Paganizm, tarih boyunca kendini çok çeşitli biçimlerde somutlaştırmıştır.