Peygamberlik literatürünün tümü, putperestliğe karşı ortak bir anlayışta birleşir. Putperestlik, peygamberlerin gözünde mitolojik tanrılarla ilişkilendirilen teolojik bir problem değil; insan elinin ürünü olan nesnelere —taş, tahta, altın ve gümüşe— atfedilen sahte kutsallığın ifadesidir. Bu nedenle putperestlik, teolojik olmaktan çok ahlaki ve sembolik bir sapma olarak değerlendirilir.
işaya, Yeremya, Hezekiel ve diğer peygamberlerde görülen bu yaklaşımda, pagan dinlerinin mitolojik kökenleriyle herhangi bir polemik bulunmaz. Hiçbir peygamber, çoktanrılı mitlerin tanrılarından ya da onlara ilişkin efsanelerden bahsetmez. Tüm eleştiriler, putların insan ürünü nesneler olduğu fikri etrafında döner.
Hezekiel kitabında (8:14) bir pagan mite gönderme yapıldığı görülür: “Kadınlar, Tammuz için ağlıyorlardı.” Bu ifade, Mezopotamya mitolojisinde iştar’ın sevgilisi olan genç Tammuz’un ölümü üzerine tutulan yas ritüeline işaret eder. Benzer bir ima, Zekeriya 12:11’de “Hadadrimmon’un yasına” dair ifadede de bulunur.
Ancak Hezekiel’in veya çağdaşlarının bu mitin ayrıntılarını gerçekten bilip bilmedikleri belirsizdir. Peygamber, belki yalnızca halk arasında sürdürülen ritüel biçimini biliyordu; çünkü antik toplumlarda bile ritüellere katılanların çoğu, bunların mitolojik kökenleri hakkında oldukça yüzeysel bilgiye sahipti. Dolayısıyla Hezekiel’in bahsettiği “ağlayan kadınlar”, mitin içeriğini değil, yalnızca dışsal ibadet biçimini tekrarlıyor olabilirler.
Hezekiel, putperestliğe karşı defalarca ve şiddetle polemik yapmasına rağmen, Tammuz miti ya da herhangi bir mitolojik motif hakkında tek bir yorumda bulunmaz. Pagan inançlarını fetişizm olarak nitelendirir. Tanrılar için kullandığı en yaygın sıfat gillulim’dir (ibranice: “pislik yığınları”, “gübre topakları”).
Hezekiel 7:19’da şöyle yazar:
“Altınlarını sokaklara atacaklar, gümüşleri kir sayılacak. Çünkü gümüşleri ve altınlarıyla kendilerine iğrenç putlar yaptılar; bu, onların tökezleme taşı oldu.”
Hezekiel 16, 20 ve 23. bölümlerde, israil’in dinden sapışı uzun alegorilerle anlatılır. israiloğulları, gümüş ve altından “erkek biçiminde putlar” yapmış, onlara adaklar adamış, hatta çocuklarını onlara kurban etmiştir. Bu düşüş, Mısır’daki ikametlerinden başlayarak tarih boyunca süregelmiştir.
Bu bölümlerdeki imgeler yoğun biçimde erotiktir. Peygamber, israil’in Tanrısı YHWH’ye olan sadakatsizliğini fuhuş metaforu üzerinden anlatır. Putlar, gayrimeşru sevgililer gibi tasvir edilir; israil’in “zina ettiği” yabancı uluslar, şehvet düşkünü askerler olarak betimlenir. Buna rağmen Hezekiel, Tammuz gibi mitlerdeki erotik veya doğurganlık temalarına asla gönderme yapmaz. Yani peygamber, putların plastik imgeleriyle uğraşır, ama onların ardındaki mitolojik tanrıları tamamen göz ardı eder.
Hezekiel’in bu konudaki özeti nettir:
“Siz diyorsunuz ki: ‘Uluslar gibi olalım, ülkelerin aileleri gibi olalım, oduna ve taşa hizmet edelim.’”
— Hezekiel 20:32
Bu cümle, peygamberin putperestliği nasıl algıladığını açıkça gösterir: Paganların taptığı şey, tanrılaştırılmış odun ve taştır.
ikinci işaya’da (özellikle 44:9–20 ve 51:9–10) yer alan polemikler, torah’ın putperestliğe karşı geliştirdiği anlayışın en canlı örnekleridir. Bu bölümler, pagan tanrılara yönelik alayın doruk noktasını temsil eder.
işaya 44:9–20 şöyle der:
“Put yapanların hepsi birer alay konusudur; sevdikleri putlar hiçbir işe yaramaz...
Ahşap ustası bir ölçü çizer, kalemle şekil verir, rendelerle işler, pergelle biçimlendirir ve onu bir insana benzetir — bir evde oturması için insan biçiminde bir güzelliğe.
Bir adam sedir keser, çınar veya meşe alır, ya da ormandaki ağaçlardan biriyle beslenir.
Bunun bir kısmını yakar, ateşinde ısınır, ekmeğini pişirir;
Geri kalanından bir tanrı yapar, putunun önünde yere kapanır.
Yarısını yakar, közlerinde et pişirir, doyasıya yer;
Geri kalanıyla bir put yapar, diz çöküp ona dua eder:
‘Beni kurtar, çünkü sen benim tanrımsın!’ der.
Onların hiçbir bilgisi ve zekâsı yoktur; gözleri kapalı ki göremezler, zihinleri körelmiştir ki anlamazlar.
Kimse düşünmez: Yarısının ateşte yandığını, ekmeğini közünde pişirdiğini, etini orada kızartıp yediğini... Geri kalanından iğrenç bir put mu yapayım? Bir kütüğe mi secde edeyim?
Böylece, külleriyle beslenir, aldanmış bir yürek onu saptırır. Kendi elindeki putu kurtaramaz.”
— işaya 44:9–20
Bu pasaj, cansız nesnelerin tanrı olabileceğine dair inancı şiirsel alayla eleştirir. Peygambere göre putperestlik, insanın aklını ve görme yetisini körelten bir çılgınlıktır.
işaya 51:9–10’da ise, YHWH’nin yaratıcı gücü yüceltilerek, mitolojik ejderha ve deniz canavarı imgeleri (Rahab, Tannin) yalnızca sembolik olarak anılır:
“Uyan ey Rabbin kolu, uyan, gücünü kuşan! Eski günlerde, geçmiş kuşaklarda yaptığın işleri an. Rahab’ı parçalamadın mı, ejderhayı delip öldürmedin mi?”
— işaya 51:9–10
Bu ifade, mitolojik bir hikâyeyi onaylamaz; tersine, YHWH’nin tek ve mutlak kudretinin eski efsanelere üstün geldiğini vurgular.
Hezekiel, işaya, Yeremya ve diğer peygamberlerde mitolojik temaların tamamen sessiz bırakılması tesadüf değildir. Hiçbiri pagan mitlerine atıf yapmaz, onların tanrılarını doğrudan reddetmez. Bunun nedeni, putperestliğin onların gözünde teolojik değil, antropolojik bir sapma olmasıdır:
insan, kendi elleriyle yaptığı şeye tanrılık atfetmektedir.
Peygamberlerin tüm kınamaları bu tek tema etrafında döner:
“Elleriyle yaptıklarına tanrı demeyecekler.”
— Hoşea 14:3
Ve insanlık, bir “tahta parçasının tanrı olmadığını” fark ettiğinde —işaya 44:19’un ifadesiyle— putperestlik de tamamen ortadan kalkacaktır.