Paranın bir resmî değeri vardır, bir de idrakle ilgili değeri vardır.
Mesela istanbul'un tarihinden habersiz birisiyle de, istanbul'un tarihinden haberdar olan başka birisinin, Boğaza nazır bir kafede bir bardak çaya ödedikleri ücret aynıdır.
Ama bu iki kişinin bir bardak çayla satın aldıkları keyfin aynı olduğunu söyleyebilecek bir babayiğit var mı?
Candy Crush’u yapan firma 5.9 milyar dolara satılırken, Disney, Star Wars haklarını elinde bulunduran Lucasfilm’i 4 milyar dolara satın almış. buradan anlaşılabilir kanımca.
paranın değeri ülkenin üretme gücü ile ilintilidir. Üretim arttıkça paranın değeri artar. Günümüz dünyasında amerika denen ülke var olup gücünü korudukça dolar dolaşan para olacak. karşılığında en büyük rakibi avrupa bölgesinin euro'su olup çin yuanu' uyuyan dev olarak vakt-i uyanmak için vakti zamanını beklemektedir. bu arada sanal para olan bitcoin'in ne olacağı hakkında çok fazla bir bilgim olmamakla birlikte gerçek para altın ve gümüş derim.
Ekonominin geldiği noktayı en iyi anlatan olaylardan biri: yardım isteyen adamın bile “bozuk yok mu?” diye seçici olması.
Bir yanda insanlar üç kuruşu hesaplıyor, diğer yanda verilen para “yetmez” hissi oluşturuyor. Kimseyi suçlamadan bile tablo yeterince absürt zaten.
Eskiden “ne koparsa kârdır” denirdi, şimdi en küçük para birimi günlük hayatta anlamını kaybetti. O yüzden olay bazen kişiden çok paranın alım gücüyle ilgili görünüyor.
klasik olarak tarifte paranın bir ödeme aracı olduğu olsa da aslında para bir değişim, değer saklama ve değerlerin saklanması-korunması aracı olduğunu herkes bilir de çoğu kişi paraya değer katan ve parayı değerli kılan 2 şeyin kalite ve üretim olduğunu bilmez.
insanlık tarihinde paranın ilk kullanımından şu an günümüzde, sonra da gelecekte toplumların elinde olan ve kullandığı parayı değerli kılan kalitesi ve üretimi olacaktır.
kalite ve üretim derken paranın artık pamuk lifi ve polimerden yapılması, filigran ve güvenlik şeritleri vb teknolojileri barındırması, daha kaliteli ve yıpranmaya, sahteciliğe karşı dayanıklı olup daha az maliyetle daha çok para basılması (krizlerde piyasaya sürülen para) daha az para basılması (emisyon hacminin düşürülmesi) vs burada anlatılmıyor.
burada paranın değerini belirleyen kalite ve üretim mal ve hizmetler olarak belirlense de iktisat, ekonomi, işletme vb derslerinde bahse konu olmayan asıl etken kalite olarak insanların kalitesi (ahlak, etik değerler yanında hukuk ve sorumluluk duygusu edinmiş liyakatli insanlar) ve üretim olarak da kaliteli insanların çoğalmasıdır.
örnek verelim de herkes anlasın...
mal ve hizmet olarak çok kaliteli bir üretim yapabilirsiniz. bir tüketici olarak internetten aldığınız bir krem veya yağ elinize geçtiğinde pakette akmış kırılmış olarak bulabilirsiniz.
m beden diye aldığınız bir giyim eşyası xl çıkabilir.
zamanında aldığınız mal ve hizmete erişemezsiniz.
vs.
vs.
hata ve risk payı düşünülerek yaşanılan mağduriyeti telafi edecek önlem ve davranışı sergileyen biri (üretici-satıcı) olmazsa üretimde kalitenin bir anlamı olur mu?
ya da aldığınız ürün sahte, kalitesiz olabilir.
böyle bir üretimde-ortamda paranın değeri, paranın bir değişim aracı olup paranın değeri saklama ve koruma aracı olması düşünülebilir mi?
artık sorun malın kaliteli-kalitesiz olması değil de insanların kalitesizliği olur. sonuç olarak para da değersizleşir ve insanlar için para bir değeri koruma-saklama-değişim aracı olmaktan çıktığı için başka bir koruma-saklama-değişim aracına (altın, döviz) yönelir alternatif arar.
kalitesiz insanların olması, kaliteli insanların çoğalmaması mal ve hizmetlerde kalitenin düşmesine, paranın değer kaybetmesine, nakit akışı denen paranın daha az kazanılmasına neden olur. para bir değer ölçüsü olmaktan çıkar.
unutulmasın ki para asla ama asla bir amaç değildir, olmamalı da...
para bir sonuçtur.
tüm iflaslar-batışlar, krizler, zararlar hep "daha çok para kazanayım" öncülüğü yüzündendir.
markaların yükselişi hep "daha kaliteli olayım" ile başlar "daha çok para kazanayım" ile biter.
robert bosch'u bilirsiniz, hani şu "müşterilerimin güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim" sözünü söyleyen...
onun asıl sözü-öğüdü “çok param olduğu için iyi maaş veriyor değilim; aksine iyi maaş verdiğim için çok para kazanıyorum.” demesidir ki burada ortaya çıkan kalite ile para bir araç değil de sonuca dönüşür.
kaçınılmaz olarak o para hangi toplumda kullanılıyorsa o toplumda insanların (+/-) kalitesiyle o para da değerli/değersiz olur.
kısacası "insanın değeri = paranın değeri" desek "cuk" oturur.
200 Tl, aradan geçen 17 yılda tedavüle ilk çıktığı 2009 dan bugüne alım gücü olarak 130 dolardan tam 6 dolara gerilemiş. yani Gine Madagaskar Burundi Laos gibi ülkelerle aynı seviyede sondan 5. olmuş.
yine Türk lirası, dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimleri sıralamasında Arjantin Lübnan Suriye ve zimbabve ile birlikte son 5 in içinde yer almış. vatana millete hayırlı uğurlu olsun. evet..
üzerinde kaç yazıyorsa o dur 100 yazıyorsa 100tl değerindedir. buna nominal değer denir
bi de değeri vardır ki satın alım gücüdür. reel değer diye geçer. mesela 100tl ile alabileceğiniz mal veya hizmettir.
buna da enflasyon etki eder. geçen sene 100tl ile 10 ekmek alıp bu sene 5 ekmek alıyorsanız satın alma gücünüz azalmıştır yani paranız değer kaybediyordur.
misal maaşınız bir yılda %40 artmış (nominal artış) ancak enflasyon da %50 olmuşsa, maaşınızın reel değeri (satın alma gücü) düşmüştür.