yale universitesinde ögrenim görmüs ve orada dünyanin en genç prof. ünvanini almis, ' turkce giderse turkiye gider ' düsüncesine sahip, kitap ve söylesilerinde sadece türkçe üzerine konusmayip, türkiye üzerine oynanan oyunlarada deginir. düsüncüleri genellikle tutarlidir. ama türkçe konusmayi biraz abartir bence.mesela üniversite için evrenkent, internete örütbag demektedir.buyuk uyanis, bye bye turkce ve ne yapmali kitaplaridir. buyuk uyanis kitabi siddetle tavsiye edilir.
bütün ömrünü yurtdışında geçirmiş, bütün bilimsel çalışmalarını da orada yapmış, posasını emekli paşa havasında ülkesinde geçirmeye karar vermiş tuhaf insan. muhteşem zekasının ürünlerini ülkesinde sadece anadilin kullanımıyla sınırlayarak vermesini çok büyük bir "komiklik" diye algılıyorum ben. bilimadamlığını yetiştiği ülkeye layık görüp, ülkesine "türkçe konuşun" demeyi yeterli görmesi mi daha komik, nihal atsız'la kankalık etmesi mi hala düşünüyorum.
belki gri hücreleri abd'de çok kullanılmaktan tükenmiştir, bize de sadece bu kadarı kalmıştır. sözlüklerde moderasyonluk yapmasını öneriyorum kendisine. binlerce türk gencine bundan iyi hizmet olmaz.
ama, ülkesine birgün hizmet etmemiş, bir tek akademik çalışmasını türkçe yayınlamamış bu büyük dehanın, romanlarını türkçe yazarak nobel ödülü almış orhan pamuk kadar katkısı olmadığını biliyorum. söyleyin, o dolma parmaklarını başöğretmen edasıyla burnumuza burnumuza sallayıp durmasın; dedikleri yaptıklarından olmayanlara illet oluyorum.
Tartışılmayacak bir kariyere sahip, Türkiye'nin en önemli bilim adamlarından biridir. Ancak dil konusunda yaptığı açıklamalarda, çözüm önerisi getirmekten çok durum tespiti yaptığı görülmektedir.
sanıldığının aksine türkiyede bilimle uğraşmaya çalışan, ancak buna izin verilmeyen profesör.
bilim adamlığının yanı sıra milliyetçi bir insan olması, kendisinden başka, o konularda* konuşması gerekip konuşmayan insanların varlığı ve ülkenin bugünkü durumunu da göz önüne alırsak, yazdığı kitaplardan rahatsız olmak için bir sebep yoktur.
ayrıca bir kitaptan neden rahatsız olur insan?
bir bilim adamının türk dili üzerine araştırma yapmasından neden rahatsızlık duyar, ülkenin içinde bulunduğu durumu tespit edip tokat gibi yüzümüze çarpmasından neden sıkılır?
çünkü kişinin hazır olmadığı gerçeklikleri barındırır bütün bunlar. neden hergün televizyonlarda görüp, dinlediği ekonomi rakamlarına inanmasın, neden ülkenin her açıdan iyiye gittiğine inanmasın?
tabiki inanır, çünkü kanımıza, hücrelerimize kadar işlemiş olan tembellik bizi buna inanmaya zorlar.
sebebi basittir. eğer bir yerde, bir sorun varsa çözülmelidir ve sorun kendiliğinden çözülmüyorsa* harekete geçmeniz gerekir.
bu adamcağız kitaplarında belki bu konularda çözüm üretememiştir ama günümüz şartlarında(!) sadece ülkemiz* için yaptığı tespitler bile takdire şayandır.
türk kültürü ve dilinin önemini yıllarca gençliğe aşılamaya çalışan, kültürün ve dilin yok olmasıyla ülkeninde tamamen yok olacağı düşüncesini yıllardır savunan ve bu konuyla ilgili bir çok kitap yazan, türkiyenin en büyük bilim adamlarından birisidir. iki kere nobele aday olmuştur..batıda 26 yaşında profesör olarak bu rekoru hala elinde bulunduruyor. Türkçemizin son zamanlarda nasıl katlediğildiği hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız "bye bye türkçe" adlı eserini şiddetle tavsiye ederim
kendi dilini korumaya çalışan tam bir coğrafya milliyetçisi. neden üstüne gidildiği anlaşılamamıştır, fakat bu olaylar bu arkadaşların ne denli türkofobik olduğunu anlamamızı sağlar, orası da ayrı. çünkü perihanmağdengiller familyasından olan bu arkadaşlar türkçe'nin bir mağara adamı dili olduğunu düşünmektelerdir, ve türkçe konuşanları duyunca o elitist kulakları dayanamaz bu "işkenceye". ve beni de en nefret ettiğim bir muhabbeti, "beğenmiyorsan bsg" muhabbetini yaptırmak zorunda bırakırlar.
kendisiyle okulumda çay içme şerefine eriştiğim insan.tabe çayı karşılıklı içmedik.o bölüm başkanlığı odasına geldi hocalarla sohbet etti.ben de arkada görevli gibi durdum onu biraz daha yakından görebilmek adına.daha sonra da çaylar geldi.ve bana da ikram edildi tesadüfen.orda oktay sinanoğlu bölüm başkanları,diğer hocalar ve ben.oktay sinanoğluna dönersek yani konumuza kendisi ,kısaca hem vatansever hem dahi hem de hala delikanlı benden bile dimdik ayakta.
kendisinin eğitim dilinin Türkçe olması için verdiği çalışmalar malesef ülkemizde pek fazla dikkate alınmamıştır. bizler sonuna kadar kendisinin yanında yer alsakta bazı çevreler tarafından girişimleri baltalanmıştır.
türkçe konusundaki bu hassasiyetini bütün türk eğitimcilierden de bekliyoruz...
ana dilimize bir an önce sahip çıkmamız gerektiğini bize aşılamaya çalışan yazar. bu adam türkiye'nin ve türkçe'mizin gelecekte nasıl bir hal alacağını çok öncelerden farketmiş ve bizi yazdığı kitaplarla uyarmaya çalışmıştır. bilgedir. taktir edilesi bir kalemi vardır. ayrıca bazı üniversitelerde kimliği ve yazdığı kitaplar vize konusu olur.
bilimsel geçmişinin tartışılamayacak, herkes tarafından saygıyla kabul görecek şekilde ortada olmasının verdiği rahatlıkla, hal ü harekatına önem vermeden, dalgaya alınma korkusu yaşamadan -açıkçası tiye alınmak çok da umrunda değildir- 'vatandaş'ın yanı sıra,'haso' ve 'reşo'ya da hitab etme derdinde olan, halkın anladığı,sevdiği bir münevver...
dil meselesinde;
- eski türkçe - arı türkçe kavgasında, ideolojilerin at gözlüğünden bakmadığı için çok doğru bir noktada duran, hissiyatımızı,fikriyatımızı,medeniyetimizi üzerlerine bina ettiğimiz kelimeleri atmayan, dışlamayan; fakat yabancı kelime istilasına karşı da dilimizin o müthiş türetme gücüne dikkat çeken, gerektiğinde yeni kelimeler türeten,
- anlattıklarının bilimsel tavırla değil (anlattıkları uydurma ya da yanlış olduğundan değil; tarih, millet bilinci vb. konularda bilgiden çok duygular önemlidir) , gönülle dinlenilmesi gereken, her şeyden öte Türk'e Türkçe sevdası aşılayan devşirilmemiş bir Türk...
konuşmaları ayaküstü gırgır tadında geçen, ve bu keyfi yaşayabilmek için ulaşım ve konaklama masraflarını karşılayıp bikaç bin dolarcığı gözden çıkarmanız gereken tuluat sanatçısı..
bazı dediklerine kendisinin bile inanmadığı, bunları zorunluluktan söylediği havası rahatça sezilebilecek adam.
kullandığımız birçok yabancı kökenli kelimenin türkçe karşılığını kullanmamızı söylüyor. doğru doğru olmasına,
ama kullandığımız o kelimelerin dillere pelesenk olduğunu, uygun bir türkçe karşılığı bulunmazsa kimsenin kolay kolay türkçelerini kullanamayacağını unutuyor. otomobil mesela.
karşılığı oturgaçlı- götürgeç . bunu kimse kullanmaz.daha
bunun gibi yüzlerce örnek var.
bi de bilgisayar gibi hayatımıza giren bir kelime var.
kimse buna "computer " demez ülkemizde. çünkü gümrükte, bu cihaz ülkemize girmeden ismini koymuşlar. hem de çok net akılda kalıcı hoş bir şekilde. sinanoğlu da aslında bunu biliyor. bu kadar çok yabancı kelimeyi kullanmamızın bizim dışımızdaki nedenlerden, sorumsuzluklardan kaynaklandığını. ama kendine bile itiraf etmekten çekiniyor nedense..
evet onun dediği gibi türkçenin üzerine titremeliyiz. bunun için uğraşıyor ama bazen ifrata kaçıp komik duruma düşüyor. acı olan da bu. en kötüsü de bu savaşını yürütürken kendisine yandaş kazanmak, insanları ikna edebilmek için tatlı dilli güler yüzlü olması gerektiğini unutuyor. nefret ve kinle yürütüyor mücadelesini. yeni neslin onun ismi geçince kendisinden öcü gibi korkması da bundan dolayı işte. umarız bu mücadelesinde sevgi yolundan
ayrılmaz.
Gönül gibi kelimelerin batı dillerinde karşılığı yoktur. Çünkü batıda böyle kavramlar hala yoktur. Derin, eski kültürleri olan Asya milletlerinde vardır.
Batı bu eksikliğin acısını bugün bol bol çekiyor. Sanayide ilerlemiş, madden zenginleşmiş olmalarına rağmen batının insanları ve toplumları huzursuzluk, mutsuzluk içindedirler. Sözün kısası, Osmanlıca''dır, diye ''hikmet'', ''rahmet'' gibi sözcükleri atmak çok şey kaybetmemize yol açar.
Halbuki biz kendi insanlık hasletlerimizi korumakla kalmayıp bu zavallı batıya da onları öğretmeliyiz. Hele Türk dilinin unutturulup, ulusumuzun Anglolaştırılması oyununa kurban gidersek, gençlerimiz yabancı dilde, misyoner tipi okullarda yetişmeye devam ederse gönül gibi sözcüklerle birlikte gönlümüzde gider. *
Gelmiş geçmiş en büyük Türk bilim adamlarından biridir. Son dönemde Türkçenin yozlaştırılmasıyla ilgili demeçleri ve kitaplarıyla gündeme gelmiştir. Batı'nın anlayışını tanımış bir insan olduğu için hak vermek gerekir. Kültürel yozlaşma ve sömürünün dilden başlanarak gerçekleştirilmesi söylemi doğrudur. Çünkü dil kültürün temel direğidir. Dilin yozlaşması, öz kimliğini yitirmesi edebiyata yansıyacak ve kültürel özden yoksun bir toplum belirginleşecektir. Yıllardır doğru dürüst kimsenin bu konulara el atmaması Oktay Sinanoğlu'nu bunlara yöneltmiştir diyebiliriz. Neyi yapmadığına değil neyi yaptığına bakmak daha doğru olur. isterse Moda'daki evinde sabah kahvaltısı eşliğinde çayını içer ve bütün gün deniz sefası yapabilir.
konferansına gelen yabancıların sinanoğlunun ağzından çıkan her kelimeyi simultane tercümeyle laptoplarına ekledikleri, aynı anda bizim türklerin de browniyi yerken ağzıma burnuma bulaştımı diye aynayla kontrol ettikleri tarafımca görülmüş, her daim karşılarında komplekse girdiğimiz ecnebilerle aradaki uçurumun yakınından aşağı söyle bir bakılmıştır.
ana dilimize bir an önce sahip çıkmamız gerektiğini bize aşılamaya çalışan yazar. bu adam türkiye'nin ve türkçe'mizin gelecekte nasıl bir hal alacağını çok öncelerden farketmiş ve bizi yazdığı kitaplarla uyarmaya çalışmıştır. bilgedir. taktir edilesi bir kalemi vardır. ayrıca bazı üniversitelerde kimliği ve yazdığı kitaplar vize konusu olur.