öldükten sonra daha da ününün artacağından şüphe yok.
ahmet kayayı kimse siklemiyordu bir öldü pir öldü amk.
selda bağcanı kimse takmıyordu pariste konsere gitti götü kalktı millete salak diyor.
(bkz: ölen kurtuluyor beyler)
Bozlağın nefesini, yüreğinin en dibinden süzüp yürek yakan nağmelerle inletmesi, bağlamasıyla ve eşsiz sesiyle dillendirerek ölümsüzleştirmesi bir tarafa, alçakgönüllülük konusunda en ala şöhretlerin bile gözüne sokulası, tevazu abidesi insandı. Ölümünden sonra elbette daha bir efsane olacak, daha bir sevilecek. Yaşamında türkülerine akbaba gibi dadanan şarkıcılara** gülüp geçtiğini hissetsem de, ölümünden sonra telif haklarının ta dibine vurulacağından son derece eminim.
Onu böyle bülbül misali söyleten, çektiği yoksulluklar ve dertlerdi. Belki gurbet, belki de leylasıydı. Ama şu bir gerçek ki, Dede korkut'la doğan, dadaloğlu ve karacoğlan ile serpilen, Muharrem Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Çekiç ali ve Hacı Taşan'la birlikte bugünlere kadar fısıldanan bir bozlak masalın son kahramanıydı.
Sosyal medyaya baktığımızda adamcağızın öldüğü gün aniden bir sahiplenme ve bir sevgi gösterisi yarışı içindeki insanlar görüyoruz. Bir gün geçiyor ve "voila!" bu adam ve kadınlardan ne ses var ne de görüntü. Artık ölüyü anmanın bile bir popüleritesi varmış demek ki, buradan bunu anlıyoruz.
müze haline getirilmesi planlanan evindeki özel eşyaları ve bağlaması hırsızlar tarafından çalınmıştır.
http://.haber7.com/guncel/haber/937135-neset-ertasin-ozel-esyalarini-caldilar
neşet ertaş'ın bağlamasına çalarak sahip olmak, hz. ali'nin zülfikarının korkak bir insanın elinde olması gibidir.
mevlana şöyle söyler: Diyelim ki Ali'nin zülfikarı senin elinde, söyler misin ali'deki yürek nerede sende?
diyelim ki neşet ertaş'ın bağlaması senin elinde, söyler misin neşet ertaş'taki ses, yürek ve şeref nerede sende ey hırsız?
1938'de kırşehir'de başlayan yolculuğu 25 eylül 2012'de izmir'de sona eren büyük sanatçı.
seni ilk tanıdığımda henüz ilk okuldaydım. müzik dersi için bana verilmiş olan araştırma ödevimin konusuydu ''neşet ertaş''. flüt falan çalamadığımdan notlarım düşük gelirdi bu dersten. bu sebeple böyle büyük bir insanı erken yaşta tanıma fırsatı bulmuştum seni hala tanıyamayanlara inat.
türlü olumsuzlukların hayatında yer aldığını öğrenmemle birlikte sayfalar dolusu eserlerin altında imzanın olduğunu da öğrenmiştim.
zülüf dökülmüş yüze,
zahidem,
neredesin sen,
kendim ettim kendim buldum...
o günden beri flüt çalamamamın seni erken tanımama fırsat verdiği için büyük mutluluk duyarım.
ve sana bir haber vermek istedim bugün. geçenlerde kitap ve müzik cdlerinin satışının yapıldığı bir mağazaya girmiştim. göz atarken sağa sola sürekli olarak albümlerinin ön planda olduğunu fark ettim. aklıma sunay akın'ın son kıtasıyla vuruşunu yaptığı ticaret adlı şiiri geldi.
okumak istemez misin ?
Çocuk hastanesinin
karşısındaki oyuncakçı
gün geçtikçe artan
kazancı için
şükreder Tanrı'ya
Yem satan ihtiyarın
yıllar önce kanatlarına
taş attığını bilmeden
her sabah aynı meydanda
toplanır güvercinler
Ve kitapçı tezgahının
en önüne sıralanır
bir şairin
öldükten sonra
bütün kitapları