Bozlağın nefesini, yüreğinin en dibinden süzüp yürek yakan nağmelerle inletmesi, bağlamasıyla ve eşsiz sesiyle dillendirerek ölümsüzleştirmesi bir tarafa, alçakgönüllülük konusunda en ala şöhretlerin bile gözüne sokulası, tevazu abidesi insandı. Ölümünden sonra elbette daha bir efsane olacak, daha bir sevilecek. Yaşamında türkülerine akbaba gibi dadanan şarkıcılara** gülüp geçtiğini hissetsem de, ölümünden sonra telif haklarının ta dibine vurulacağından son derece eminim.
Onu böyle bülbül misali söyleten, çektiği yoksulluklar ve dertlerdi. Belki gurbet, belki de leylasıydı. Ama şu bir gerçek ki, Dede korkut'la doğan, dadaloğlu ve karacoğlan ile serpilen, Muharrem Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Çekiç ali ve Hacı Taşan'la birlikte bugünlere kadar fısıldanan bir bozlak masalın son kahramanıydı.