dün oyucuları habetürke çıkan film. bir ergen vardı orada oyuncu galiba , film ilk gündeme geldiğinde yapılan olumsuz yorumlardan biri için, nick ardına saklanıp yorum yapıyorlar dedi. olumsuz eleştiri yapacağım filmi izleyince [ki fragmanı bile gazlı ] merak ederse adımı da veririm.
doğuda görevde iken karşılaşmıştım onunla caddede, tanıdık gelmişti siması ama hatırlamamıştım, sonra konuştuk aynı lisede farklı sınıflarda olduğumuz ortaya çıktı. nasıl sarılmıştı cadde ortasında kardeşini görmüş gibi... anlam verememiştim
göreve çıkmadan önce vedalaşmaya gelirdi... bana saçma gelirdi
ne yemek istersin diye sorduğumuzda patates kızartması derdi... anlamazdık
görev dönüşü sorardık anlatmazdı, haber bile izlemezdi... gülerdik
hep keşkeleri vardı, hep kuruydu yaralıydı dudakları, hep gülerdi gözleri, siz derdi iyi ki burdasınız...
bu filme onun anlatmadıklarının bir kısmını gördüm, filmin başında dağlar gösterilirken başladım ağlamaya, komutanın karısı evine koşarken bende bittim...
aylar öncesinden fragmanlarıyla yüksek seviyede bir beklenti oluşturmuş, meraktan dayanamayarak işi gücü bir yana bırakıp sinemaya koşmama neden olan türk filmidir. filmin yönetmeni levent semerci, oyuncuları da pek meşhur olmayan, 40 kişilik bir erkek oyuncu topluluğudur.
şimdi... bu noktadan itibaren filmden kesitleri yorumlamak keyifli olurdu, ama istiyorum ki yazdıklarım filmi görmeyen ama görmek isteyenlere de birşeyler katıversin. o nedenle çevresinden dolanacağım.
bir kere nefes kesinlikle farklı bir film. psikolojik ve sosyolojik yanı daha kuvvetli. o yüzden filmi yabancı savaş filmleriyle kıyaslamak pek doğru olmaz çünkü bu filmde mesaj mesajı, metafor metaforu, sembol sembolü takip etmektedir. o nedenle hala spoiler verip sayfalarca sahneleri yorumlama isteğimi bastırmakta zorlanıyorum.
filmle ilgili benim hoşuma gitmeyen ama başka insanların beğenebileceği bir konuya değineyim: filmde asker doğallığı yoktu. askerliğin doğasında olan bir kısım etmenler de gönderme yapmak amaçlı kullanılınca, türk sinemasının yıllardır yaşadığı doğallığı yakalama es geçilmiş olmuş sanki. sinemadan çok anladığını söyleyip minimalist sıkıcı filmlere prim tanıyan sinema eleştirmenlerinden olumsuz not almamak adına fazla sanatsal takılınmış gibi; uzun manzara sahneleri, sorgulama dolu diyaloglar, bir yere bağlanmayan ve kafa karıştırdığıyla kalan bölümler kimi zaman sıkıntı verdi. daha akıcı, çok da derine girmeyen sahneler belki daha yerinde olurdu. çünkü askerlik o kadar derin değildir, ama sanıyorum her asker kendi zihninde boğulacak kadar düşünür. bu nedenle çok da yadırgayamıyorum.
levent semerci'yi ciddi anlamda takdir ettiğim şöyle bir konu var ki belki dünya sinemalarında bile olmayacak bir risk almış: filmin esas karakteri askerler değil, komutan. şöyle bir düşünelim; hiç bir savaş filminde komutanın yaşadığı ve düşündükleri bu filmdeki kadar deşilmemiştir. o komutan ki, kendini mesleğine sıkı sıkıya adayacak, insani sorunlarını çoğunlukla yok sayıp kendini adadığı o meslekte emrindeki çok sayıda askeri hakkıyla sevk ve idare edecek. yetmedi, her şeyi bilecek, emredilen en acayip işleri sorgusuz sualsiz yapacak. bir de asker karşısında hiç duygusu yokmuş gibi davranacak, çok zor iş. bunu da filmde resmetmek, ufak heyecanları olan askerlerden kafası farklı çalışan birini işlemekten çok ama çok daha zor.
çıkınca ne hissettiğimi düşündüğümde, askerliğime döndüm adeta. demek ki film bunu bana yaşatmış, ki holivudda çekilen benzerleri gaza getirmekten öteye pek gidememişti. halbuki dediğim gibi, filmde askeri doğallık zayıf. demek ki bize özel birşeyler saklı bu filmde; ki birkaç sahnede duygusallığa oynansa gözyaşlarım sel olur akardı hani. evet, askere gidince bazen ne absürdlükler olduğunu, rütbe takanlar arasında nasıl şerefsizler olduğunu görebiliyoruz. ama sonuçta o adamlardır, bizim yakınımızdan gönüllü olarak askere gidenleri yönlendiren. askerlik bence en zor meslektir, öyle bir noktaya gelirsin ki kendini etraftakilerin gözünde ilahmış gibi düşünürsün, hakikaten kahramanca işler yaparsın. halbuki yaptıklarının sivil hayatta hiçbir değeri yoktur, anlamsızdır. mete yüzbaşı ile bu tarz düşüncelere sık sık dalınır filmde.
bir de ucuz kahramanlıklar bu filmde yok, rambo benzeri bir türk askeri profili hiç yok. çatışma sahnelerinin de insanları en çok etkileyen tarafı bu olsa gerek.
sonuç: sıcağı sıcağına gelip buraya kocamaan bir entry döşettiyse bana, bu film iyidir arkadaş. tarz olarak farklı beklentilerim olmuş olsa da, beklediğim filmlerin çekilmesine kapı açmıştır levent semerci ve arkadaşları. kendilerini tebrik ediyor, bir sonraki filmlerini merak içinde bekliyoruz. çok derin film yapmışlar çook, tekrar gidecem o olacak.
dayanamadım:
--spoiler--
mete yüzbaşı nın banka kredisi için dağları teminat gösterip gösteremeyeceğini sorması, resim yapan bir askere çiçek, böcek ve kelebeklerin olduğu bir portre resmettirerek belki buna kredi verirler demesi.
--spoiler--
ah! hüzün, komedi ve tonlarca gönderme barındırıyor.
şahane bir sinerma filminin yanısıra sıra atv nin yeni yerli dizisi. ikinci bölüm, bismillah verdiler ayarı vatandaşa. anlamıyorum bi türlü neden bu milleti salak yerine koyuyorlar. şimdi bu dizide nefes adlı baş kadın karakter var onu da ekşimik suratlı (bkz: naz elmaz)oynuyor. tamam kız güzel ama suratında ki ifade o kadar salak ki bütün herşeyi silip götürüyor, bence haziran gecesinde neyse burada da o. role hiç bir artısı yok. her nedense bu ve benzeri dizilerde, bir bulut olsam, esmer gibi evin bütün erkekleri, evin çalışanı kızın en yakın arkadaşı ve ergen öğrencileri dahil herkes bu kıza aşık, az sonra plana bir köpek girse o da bu kıza aşık olur demedi demeyin. hayır kadın kıtlığımı var be kardeşim illa herkes başrol oynayan hatuna mı yazılmak zorunda izlensin diye, koyun bir iki güzel hatun daha da adamın tercih şansı olsun, sonra çok önemliyse gitsin gene onu seçsin.
afişindeki gibi vatan sağolsun tarzında geçecek diye gitmekten korktuğum filmdi, ama gittim izledim. 'benim de öyle komutanım olsun, bulutların üstünde değil uzayda, uzaylı teröristlere karşı koyayım' dedim.
vermesi gereken ayarı gayet iyi veren film olmuş. askere gitmememe rağmen etkilendiğim, askerliğini yapmış, hele hele o şartlarda yapmış biri için dayanılmaz olmuş dediğim. o soğuklarda, dağlarda bi kaç it peşinden koşan askerin gelip, soba başında çorabını çıkarıp ayak parmaklarını acı hisseder bir kıvamda oynaştırması beni titretti. karakol baskını başlarken, askere sıkılan mermi içimi burktu. karakol baskını sahnesinde ölen askerleri gördükçe karakola gitme isteğimi ise hiç bastıramadım.
komutanın, doktorun gölgesini gördüğünde elindeki mermilerin biteceğini bildiği halde iki el ateş etmesi, devamında da doktorun onu öldürmesi akıllıydı. çünkü askerine silahını vermişti. çünkü artık o mektubunu yazmıştı. çünkü onun ölen askerine sözü vardı... iyi bi sahneydi.
kötü tarafı; bazı sahneleri kısmışlar. örneğin; komutanın doktora ' n'oldu yoksa sikiyomuydun?' dediğinde doktor hiç o terörist kadını siktim demedi, belki de dedirtilmedi.
ne olursa olsun izlenilebilitesi yüksek film. gidin, izleyin. türk sinema sektörüne can verin.
atv'nin yeni dizilerinden biri. adamlar öyle bir dizi yapıyor ki, gören istanbul'daki insanlar gerçekten bu kadar ihtişam içinde yaşıyor sanacak. ve insanlar inatla, bu tip dizileri izlemeye devam ediyorlar. tamam arabaları güzeldi, ben de sırf o yüzden ve yalı manzarası muhteşem olduğu için izledim ama konusu klasik türk dizisi. o yüzden izlemesem de olurdu. yani boşa vakit kaybı, ehliyet sınavıma çalışmalıyım bunların yerine. *
tüm abartılardan uzak gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren levent semerci filmidir. sözüm ona açılım yapanların ve bu açılımı destekleyen düşünce yapısına sahip insanların bu filmi izlemelerinin farz olduğu kanısındayım.filmi izledikten sonra zihinlerinde oluşacak algıyı da merak etmekteyim ayı zamanda.saçma bir merak alsında benimki zihinlerinde doğru düzgün bir algı oluşacak olsaydı açılım açılım diye yırtınmazlardı.
her şeyi geçtim de imdb'de kullanıcı reytingi 9.5 ortalamaya ulaşmıştır. türk seyircisinin duygusallığını yok sayıp, The Shawshank Redemption'in 9.1 ortalamayla imdb'de en iyi film olduğunu düşünürsek gayet seyredilebilir bir film olduğunu söyleyebiliriz.
Müthiş bir duygu yoğunluğu yaşatan, aynı anda birkaç duyguyu(hüzün, korku, nefret, ...) zayıf bedenlere yüklemeyi başaran, şu ana kadar izlediğim en etkileyici ve gerçekçi Türk filmidir. Filmin psikolojik yanı daha ağır basmaktadır.
dün akşam izleme fırsatı bulduğum boğazımın düğümlenmesine sebebiyet vermiş başarılı türk filmi. garip bişey var filmde. ağlatmıyo ama ağlamaktanda beter ediyo. askerlerin doğallığına hayran kalıyosunuz. konuşmalarına eğlenmelerine samimiyetine. tabi bi yandan da doktor denen orospu çocuğuna nefret duyuyosunuz. ayağına bulaşan şehit kanını temizlemeye çalşırken yere düşen savcıya da. izlenmeli izlettirilmeli.
bir salon ülkücü ile izleyip, çıkışında ülkü ocaklarından birinde çay içtik, filmi tartıştık falan. bazı lavuklar full metal jacket la karşılaştırmaya kalktı, anında hadlerini bildirdim.
olmamış. dikkatlice izlendiğinde çok yanlış mesajlar verebilen bir film.
yüzbaşının "her asker biraz psikoppattır" halleri de biraz abartılı, hele saldırı anında öyle pusup kalması..
astsubayı ise baştan sona duruşu ve mücadelesi için takdir ediyorum.