Mesaiye kalmamak için uzun süredir inat ediyordum kendi kendime. Yetiştiği kadar diyordum ama yetişmiyordu. Pes ettim hafta sonu mesaiye gidip hafta içindeki işlerimi tamamlayacağım. Ver kurtul gibi töbe est. Yenilgiyi kabullendim rahatladım.
hiç iyi değilim. moralim çok bozuk olunca mide bulantım tutar 3 saattir midem rahatsız, geçmiyor. hani ağlayasınız gelir kendinizi tutarsınız boğazınızda bir doluluk hissedersiniz ya işte 3 saattir o da var.
Son zamanlarda, çoğu insandan “nasılsın?” sorusundan önce “neyin var?” sorusunu duyuyorum..
"Neyin var, yüzün bembeyaz?"
"Neyin var, mutsuz gibisin?"
"Neyin var, neyin var, neyin var………"
Belki masum bir soru gibi görünüyor olabilir ama bence hiç de öyle değil.. insanlar nasıl olduğumu merak etmiyor, kötü olup olmadığımdan emin olmak için soruyorlar.. Mutsuz ve kötü hissetmemiz çoğu insanı memnun ediyor..
Üstelik bu “neyin var?” sorusuna cevap olarak “bir şeyim yok” denilmesi kesinlikle kabul edilmiyor.. Üstelendikçe üsteleniyor, taa ki “kötüyüm, moralim berbat durumda!” cevabı alınana kadar.. Bu cevaptan sonrakiler de dinlenmiyor.. Çünkü onlar için önemli olan cevap bu.. Nedeni, nasılı ilgi alanlarına girmiyor..
Sanırım bu andan sonra bir rahatlama, bir gevşeme geliyor üzerlerine.. “Ohh, kötüymüş” diyerek mutlu mesut devam ediliyor hayatlara..
Sonra bunca insan neden mutsuz diye sorup cevap arıyoruz.. Komik değil mi? insanların kötülüğü üzerine ‘gerçek’ mutluluk hissedilebilir mi? Yüzde belki tebessüm, kalpte ise bir burkulma.. O kadar.. Gün geçtikçe insanlar daha da iğrençleşiyor..
Nasılım biliyor musun?
Kafam karışık
Kaçırmışım hayatı
Meçhule yolculuğum
Nasılım biliyor musun?
Bildiğin gibi
Bir ümit başlıyor her günüm
Bitmiyor geceler
Bugünlere söve söve
Belki seni seve seve
Bazen de öpsen geçer dediğim
Bir yara gibiyim.