Mutluluk frankofon kökenli bir kelimedir, bonne heure, yani iyi anlar, keyifli anlar anlamına gelir. Söz üzerine olduğu gibi mutluluk gelip geçici, anlık bir iyilik halidir, en sağlıklı olanı da budur. Hayat inişli çıkışlıdır ve hep de böyle olacaktır, bunu kabul ettiğinizde yeterli mutluluğu bulursunuz. Hayatla dans edin, voulez vous dancer avec moi, ma vie? Oui!
Bir cin karşınıza çıksa ve üç dilek hakkı verse, ne dilerdiniz? Araştırmalar şaşırtıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: insanların çoğu para, şöhret veya güç diliyor ama mutluluk neredeyse hiç dilenmez. Oysa aynı insanlar anketlerde mutluluğu hayatlarının en önemli hedefi olarak gösteriyor. işte burada hayatımızın belki de en büyük paradoksu ortaya çıkıyor: Mutluluğu her şeyden çok istediğimizi söylüyor, sonra da onu sürekli başka şeyler için feda ediyoruz.
Texas Üniversitesi'nde işletme profesörü olan Raj Raghunathan, eski bir arkadaşıyla buluştuktan sonra bu paradoksu kendi hayatında keşfeder. Arkadaşı ona yıllar öncesini hatırlatır: "Sen her zaman çok rahat takılırdın. Moralim bozukken aradığım tek kişi sendin." Bu sözler Raghunathan'ı düşünmeye iter: O eski, kaygısız haline ne olmuştu? Daha başarılı olmuştu ama daha az mutluydu. Neden?
Bu soru onu derin bir araştırmaya sürükler ve sonunda Texas Üniversitesi'nde bir mutluluk dersi açar. Bu derste yaptığı "zihinsel gevezelik" egzersizi ile şaşırtıcı bir şey keşfeder: 1.500'den fazla öğrencisinin spontane düşüncelerinin yüzde 50-70'i negatiftir, oysa kendileri düşüncelerinin çoğunun pozitif olacağını tahmin eder. Daha da ilginç olan, bu negatif düşüncelerin üç ana kategoride toplandığını görür: üstünlük kaygısı, sevgi eksikliği ve kontrol kaybı korkusu.