Vicdan ve merhamet sahibi olduğu yüzünden, bakışlarından ve açıksözlü tavırlarından belli olan insan.
Ulan böyle bir insan kimseye kötülük yapmaz be. Saçma salak adamlara 'ama müslüman' diyorsunuz ya hani, alın ulan işte, asıl bu adamda Allah korkusu var, bunu dibine kadar anlıyorsun kendisini izleyince.
star tv'de nazlı çelik'e konuk olduğu programda bedelli askerlik konusuna 'eğer başkan seçilirsem, askerlik çağındaki herkes 2 aylık temel askerlik eğitimi alacak ve profesyonel orduya geçilecek' diyerek dahiyane bir çözüm öneren adamdır.
ayrıca yerli otomobil konusunda 'ben olsam iflas eden bir markayı * devlet desteğiyle alıp, onu ülkemde üretirdim' diyerek yaratıcılığını göstermiştir.
“apolet” mevzusunda üslubunu yumuşatarak ve bugünkü star tv yayınında meramını çok iyi anlatarak mevzuyu kapatmış ve iyi de yapmıştır. zira bugünkü kars ve van mitinginlerinde bu konudan hiç bahsetmedi. bahsetmesin bence de. haklılığını artık herkes biliyor. üslubunu yumuşatması gayet olumlu.
gereçten insanüstü bir tempoyla mükemmel bir seçim kampanyası yürütüyor. şu adamı yarım saat dinleyen bir akp seçmeninin kafasındaki tüm ampüller patlar. Eğer aynı ritm ve temposunda giderse %30’un çok üzerinde oy alacaktır.
muharrem ince : insanlara “Dinin nedir? Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun?” gibi Allah’ın soracağı soruları sormayacağız. insanlara “Aç mısın?Bir şeye ihtiyacınız var mıdır?” gibi kulun soracağı soruları soracağız.
"Bektaşi" olabileceğini tahmin ediyordum. Dün okuduğu şiiri de bu yöndeymiş. Tabi bunlar hiç önemli değil. Dilerim bu güzel insanı Cumhurbaşkanı olarak görürüz.
--spoiler--
Bektaşi tekkesinde deyiş okudum,
Okudukça sana dokundum.
--spoiler--
Siyaset, eğitim, sivil toplum, sermaye, media, herkes başarıya odaklanmış durumda. Başarısız olma korkusu kariyeristleri, bürokratları korkutuyor. Başarısızlık onlar için sanki, en büyük günahtır ve cezası çok ağırdır. Siyasetin dili, ucuz politikacılar sayesinde, genel olarak, pek saygın değil. Çok kırıcı, agresif, demogojik. Laf kalabalığı içinde hikmet kayboluyor. Kalabalıkları güldürmek, öfkelendirmek, heyecanlandırmak, ağlatmak, slogan attırmak zor değil. En zor olan düşündürmektir. Onlara vaad etmeniz gerekiyor “başarı” için. Şeytan bize sürekli bunu öğütlüyor. “Hikmet”i önemsemeyen politikacılar sanki işportacı cazgırlara benziyor çoğu zaman.. “Fareli köyün kavalcısı” gibiler.. insanlara duymak istedikleri şeyi söylüyorsunuz ve hayal tacirliği yapıyorsunuz. inandığınız şeyleri değil. Bazı politikacılar kamuoyu şirketlerinin belirlediği toplumun beklentileri ve endişelerine yönelik, reklam metni yazarlarının hazırladığı yarım saatlik bir konuşma, popüler bir şarkıcı, çeyrek ekmek arası döner ve bir kutu ayran %7 oy yapabiliyor. Bir reklam ajansı için siyasi bir afiş, bir deterjan reklamı ya da Jean, çiklet reklamından, Pizza reklamından daha farklı değil. Çalkala, köpürt ve hüple.
Nasıl olsa “gayeye giden her şey meşrudur”!?. Sonuçta gerçek düşünceni kimseye söylemeyeceksin, insanlara duymak istedikleri şeyi, nazlanarak söyleyeceksin.. Onların şapkasını giyecek, o şehrin takımının atkısını boynuna dolayacaksın. Onların oyununu oynayıp, onların şarkısını söyleyeceksin. Renk vermeyeceksin, hep güleceksin. Güven vereceksin, zafiyet ve tereddüt göstermeyeceksin, ağlamayacaksın, “ben ben” diyeceksin, rakibini suçlayacak, aşağılayacaksın. Acımayacaksın. Kitleleri rakamlara boğacaksın. Çok, daha çok, büyük, daha büyük.. Dün hamaset, yarın hayal ülkesi!
muhafazakar kesimin de gönlünü almalı. çünkü çoğu ak partili artık ak partiye vermek istemiyor ancak 28 şubat'tan dolayı da chp ye mesafeliler, ya yine başa gelirlerse kendisinden olmayanlara karşı bir tavır alırlar mı diye, öncelikle her kesime bir güven vermeli yoksa başkan olması mümkün değil.