milliyetçilik iyidir ama içi boş kuru milliyetçilik iyi değildir hatta aşırı zararlıdır.
artık sadece tarihimizle öğünmeyip çalışmamız lazım bu milleti nasıl ileri götürebilirim kültürümüzü nasıl koruyabilirim başbuğ atatürkün göşterdiği çağdaş uygarlık seviyesini nasıl yakalayabilirim diye düşünmemiz lazım en basitinden kitap okumayı ve olaylara sığ ve dar bir düşünce yapısı ile bakmamayı öğreterek başlamalıyız.
gerçekci milliyetçi olmak lazım hayalci değil.
Ancak gel gör ki ülkede milliyetçi olduğunu iddia edenler bile ümmetçi sırf hristiyan diye gagauz türklerini dışlıyorlar bunların kafa yapısı bu derece uyuşmuş işte.
insan kendi seçemediği hiç bir özelliği ile yüceltilemez, düşürülemez.
ben sayın bahçeli'nin dediği üzere ''boğazda elinde viski kadehiyle hdp'ye oy veren şerefsizler''den değilim, chp'ye oy veren şerefsizlerdenim.
dikkat çekmek istediğim nokta tam da bu saldırganlık.
ben bir türkmen alevisiyim, çoğu insanın yaftaladığı üzere beylerbeyinde oturan bir beyaz türküm, kuşaklardır chp'liyiz...
gelmek istediğim yer; bu beni nasıl başkalarından üstün yapmıyorsa, britanya'da ikamet eden lord kökenli bir anglo sakson'dan da düşük kılmaz...
insanın övünebileceği özellikler sade ve sadece kendi emeğiyle kazandıklarıdır.
bir insan piano çalmasıyla övünebilir, iyi futbol oynamasıyla, güzel yemek yapmasıyla, iyi sevişmesiyle...amma ve lakin kendi seçemediği bir şey ile övünemez. emek yoksa şanstır ve şansla övünülmez.
loto çıkan bir adam nasıl ki ''ulan ne kadar muhteşem biriyim kesinlikle zeka bu'' diyemiyorsa, ırkınla da övünemezsin...
sadece insanız, bu dünya için yararlı bir şeyler yap artık...
milliyetçilik değil ırkçılık tehlikelidir.
milliyetçiliğin dezenforme edilmiş halini göz önünde bulundurarak eleştirmek yanlış, buna karşılık ırkçı olma durumunun açıklması yoktur.
türk milliyetçisi olmakta hiç bir sorun yoktur.
milletini sever, milletinin yükselmesi için bilim, sanat, felsefe, ekonomi, sosyoloji üzerine ve daha bir çok dalları da ekleyerek
katkıda bulunursun.buraya kadar mükemmel.
milliyetçilikle ırkçılık arasındaki en temel fark; milliyetçilik kendi milletine yarar için hukuk ve özgürlük kavramlarıyla beraber
çalışmaktır.
ırkçılık ise senden olmayan milletlerin yaşama, ifade ve inanç özgürlüklerine darbe vurmaktır.
yani azizim, bilale anlatır gibi anlatırsak:
sen türk milleti için çalışıp çeşitli dallarda ülkene ve milletine katkı sağlayabiliyorsan iyi bir milliyetçi ve yurttaşsın.
lakin sen sosyal medyada ve sözlüklerde çokça gördüğüm üzere pkk'yı değil kürtleri yok etmek istiyorsan
işte o seni ırkçı yapar.
adetullah: türküm beyazından. milliyetçilik genel bir konudur kendi ırkımdan verdim örneği.
Çok sevdiysen ermeni ve rumu, onlarla yaşayabilirsin, kendi ülkeleri var çok şükür.
Ne biz onlara karışıyoruz, ne de onlar bize. Onlar rum ve ermeni olabiliyorlar, biz de Türk olabiliyoruz. Bizi biz yapan değerlerimizi koruyabiliyoruz. Milliyetçilik karşıtı olan kimselerin dünyasını düşünebiliyorum. Bütün herkes aynı: herkes aynı renk, aynı dili konuşuyor, aynı kültüre sahip. Milliyetçilik karşıtı olan bir insan söylediklerinin aksine bir dünya düzeni yaratmayı amaçlar.
Çünkü diğer türlü insanlar kendilerini farklı yapan değerleri her daim yaşatmaya, ve her daim diri tutmaya çalışacak, gerekirse bunun için savaş verecektir.
Ama elbette o ilginç kafa yapısında yaşayan milliyetçilik karşıtları bunu anlamaktan acizdir. Onlar milliyetçilik olmasaydı şu olurdu bu olurdu diye konuşadursunlar. Milliyetçilik doğanın bir kanunudur.
1789'dan sonra imparatorluklari yikan dusunce. Bugun birden fazla etnik kokenin bulundugu ulkeler de bu akimin etkisiyle bolunme tehditi yasiyor. On sekizinci yuzyildan tek farki bunun yirmi birinci yuzyilda sol adi altinda yapilmasi.
tanımının yeniden yapılması gereken bir kavramdır. milliyetçilik sadece kendi milletini sevip korumak değil, kendine zararsız olan başka milletlere de saygılı olmaktır ve varlıklarını kabullenebilmektir. insan tabi ki kendine benzeyenlere sevgi eğilimlidir.
milliyetçilik bir düşüncedir fikirdir ve her millet her milletin devleti ajanları malı mülkü insanı yapar. Sadece Türkler yapmaz. yapamaz. çünkü onlar ''sosyalist'' hümanist'' insan(!) dır. neyse başbuğun bi sözüyle kapatayım daha fazla uzatmadan
"Ancak istila ve işgal altındaki bir millet milliyetçilik yaptığı için suçlanabilir!.."
Herkeste bulunması gereken, aşırıya kaçmadığı taktirde ülkeye katkıda bulunan, vatan hainliğini derecesine ters oranla düşüren, sağcısıyla solcusuyla Türkiyede yaşayan Türklerin tahmini hemen hemen hepsinde bulunan ve içinde hayranlık, coşku, mutluluk, vatanseverlik barındıran harmonik bir duygudur.
insanların "tesadüfen" doğduğu coğrafyayı bir üstünlük gibi görmesine vesile olan, toplulukları birbirine düşman eden, benim ırkım sizinkini döver diye başlayıp sabun yapmaya kadar giden akım. başka bir yerde doğsa oranın üstünlüğünü kabul edeceksin bu kadar tantanaya ne gerek var? vatanseverliği anlarım içinde duygu barındırır ancak milliyetçilik bir yerden sonra mantıksız gibi.
milliyetçilik algısı kişinin kültür düzeyini gösterir. dilini sevmekle başlayıp toplumsal gelişimi de içine alır ve vatan-millet-sakarya edebiyatından ibaret değildir. diğer yandan nitelikli bir milliyetçinin farklı milletlerin milliyetçiliğinden rahatsızlık duymaz. kültürel manada milliyetçi olmamak da övünülecek bir durum olduğunu düşünmüyorum. bir yanıyla cihat algısına benziyor kişinin kendiyle mücadelesini es geçip sadece özel anlarda yapması gereken savaşmaktan kaçınmama olayından ibaret algılanması gibi.
birisi twitter'da "milliyetçiliği ne kadar allayıp pullasan da milliyetçilikle bir arpa boyu ilerlenmez." yazmış. bunun bildiği milliyetçilik tipi, tespih çekip bıyık bırakmaktan ibaret. bir ülke her alanda ilerlemek istiyorsa bunun tek yolu milliyetçilikten geçer. devrim, sosyalizm, komünizm vb. istersen çocuk yapmayıp evinde hayvan beslersin, "ağaçlar kesilmesin!" diyerek eylemden eyleme koşarsın, lgbt yürüyüşlerine katılırsın gibi gibi yani hep insancıl, "savaşa hayır!" tarzında bir yaşam sürersin. oysa günümüzdeki gelişmiş ülkelerin anlayışı böyle mi? elbette hayır. insanları böyleyse yaşadıkları ülke ekonomik, sosyal refahlığa kavuştuğundandır. biz bırak rahatlığa kavuşmayı, hâlâ sünni-alevi, açık-türbanlı tartışmalarıyla uyutuluyoruz. örnek alacaksan ya da milliyetçiliği gerçekten anlamak istersen alman ile japon'a bak kardeşim. her iki millette de milliyetçilik yaygındır. bu iki millet; gerici, yobaz, bağnaz mı? einstein'ın söylediği gibi "hasta" mı bu milletler? siz "yaşasın halkların kardeşliği!" diyerek dolaşırsanız ülkenizi, milletinizi ilerletemezsiniz. dünya, sandığınız kadar masum değil ve hiçbir zaman da masum olmayacak.
sadece kendi yasam tarzını, içinde yasadığın kültürü sevmek değil; aynı zamanda kendi gibi olmayanlara tahammül edememektir milliyetcilik.
sıkca ulusalcılıkla karıstırılır. (bkz: ulusalcılık)
bu tarihten önce insanlar için etnik kimlikten öte; soy, din, mezhep, klan, kabile, aşiretlere göre ayrılıyordu.
aynı etnik kimlikten olanlarla tek bayrak altında birleşme ideali 1789'dan önce görülmez. mesela çöl araplarında yahut farslarda veyahut avrupa'da böyle bir çaba görülmez.
"bizim milliyetçiliğimiz orhun kitabelerine yazılmıştır" diyecek olan arkadaşlar için söyleyeyim. 1789 yılında milliyetçilik diye bir akım ortaya çıkmasaydı sen ne o kitabelerin farkında olurdun, ne de onları milliyetçi bir okumaya tabi tutardın.
genellikle ulusların birbirlerine karşıt, birbirlerine düşman, birbirlerine tamamen yabancı ve birbirinden kopuk oldukları düşüncesinden hareket eden burjuva ideolojisine ve politikasına verilen ad..
milliyetçilik, kapitalist ulusların ortaya çıkışıyla birlikte, burjuvazinin çıkarlarını, ulusal bir pazar, ulusal bir devlet kurma çabalarını ve diğer ulusları baskı altına alma isteklerini dile getiren, tipik bir burjuva ideolojisi ve politikası olarak ortaya çıkmıştır.
burjuva milliyetçiliği, kapitalist toplumun ortaya çıkış ve yükseliş döneminde, demokratik fikirlere ve amaçlara bağlı olduğu sırada, feodalizme karşı yürüttüğü savaşımda, başlangıçtan itibaren, ulusun birleşmesini sağlamak bakımından belirli bir ilerici rol oyanmıştır. ne var ki, öte yandan milliyetçilik ulusların eşit haklara sahip olmasına karşı çıkıp, kendi ulusunu diğer bütün uluslardan üstün tutarak, tutucu ve gerici özellikler gösterir. feodalizme karşı çıkarken, ilerici bir rol oynayan burjuva milliyetçiliği, burjuva demokratik devrim aşamasından sonra, gitgide, tümüyle gerici bir ideolojiye dönüşmüş ve nihayet emperyalizmin, başka ulusların ezilip sömürülmesini, işçi sınıfının ve dünya komünist hareketinin bölünüp parçalanmasını haklı çıkarmak için başvurduğu ideolojik bir araç olmuştur. milliyetçilik, emperyalizm aşamasında sık sık saldırgan şovenizm biçimine dönüşür, aynı zamanda sermayenin uluslararasılaşması anlamına gelen kozmopolitizme bağlanır.
marksçı-leninci partiler, burjuva milliyetçiliğinin her türlü dışavurma biçimine karşı tutarlı bir savaşım yürütür ve bu milliyetçiliğin karşısına proletarya enternasyonalizmini çıkarır.
kapitalizmden sosyalizme geçişin dünya çapında gündeme girdiği ve ulusal kurtuluş devrimlerinin her yanı sardığı çağımızda, gerici burjuva milliyetçiliğinden ayrılan ve mahiyeti gereği anti-emperyalist olan yeni bir milliyetçilik doğmuştur. emperyalizmin ezdiği ve sömürdüğü ülkelerdeki halk kitleleri özgürlük ve bağımsızlık isteklerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkan bu milliyetçilik, belirli tutucu özellikler ve uğraklar içermesine karşın, demokratik fikirler ve hedefler taşımaktadır. pratik deneyimlerin de gösterdiği gibi, ulusal kurtuluş devrimleri kesinlikle demokratik ve sosyalist yönde gelişirse, bu gerici özelliklerin ve uğrakların önü alınabilmekte ve aşılmaktadır. tutucu burjuva güçleri, o zaman ulusal kurtuluş hareketleri, dolayısıyla, devrimleri üzerindeki etkilerini yitirmekte, giderek emekçi kitlelerin ve özellikle işçi sınıfının etkisi çoğalmakta, böylelikle demokratik ve sosyalist fikirlerin ağırlığı da artmaktadır. marksçı-leninci partilerin bu yeni tip milliyetçilik karşısındaki tavırları, tutucu, gerici burjuva milliyetçiliği karşısındaki tavırlarından çok farklıdır; onlar, bu hareketin ilerici özünü desteklerler, olumlu yönde gelişmesine yardımcı olurlar ama aynı zamanda içindeki tutucu özellikleri eleştirmekten de geri kalmazlar
Lisede bir arkadaşım vardı, salağın teki. Milliyetçi olduğu için falan değil, kendiliğinden salak. Sınıfta kavga ettiği çocuğun kürt olduğunu öğrendiğinde "kürt olduğunu bilsem seni yaşatmazdım." dedi. Içimden "sen kimsin de yaşatmayacaksın be zibidi." Diye geçirdim ve o andan sonra asla ve asla milliyetçi olmayacağıma, bu tiplerle aynı düşünceleri benimsemeyeceğime söz verdim.
Kaldı ki kendisini gerçekten müslüman addeden birinin milliyetçi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir müslüman olarak örnek almam gereken ilk insan peygamber efendimiz, ben ve benim inancıma sahip olanların efendisi. Güzel bir şey olsa o arap milliyetçiliği yapardı. Yapmış mı? hayır. Bu inanca göre üstünlük araplıkta, türklükte, kürtlükte ya da ermenilikte değil. Üstünlük daha fazla takva sahibi olanda.
Bir gün yurt dışına gidersem ve orada o kadar farklı milletten insanın içinde bir türkle karşılaşırsam elbette sevinirim. Çünkü o insanla başta dilimiz, tarihimiz, kültürümüz birdir. Fakat ben sırf türk diye o insanı diğer yedi milyar insandan üstün görmem, göremem. Yüreğim elvermez. Kötü bir türk yerine iyi bir ermeni'yi, iyi bir yahudi'yi, iyi bir alman'ı tercih ederim.
Önemli olan vatanseverliktir. vatanı yüceltemek, güzelleştirmektir.
biz milliyetçiliği; sokak duvarlarına değil,
kıbrısın topraklarına,
egenin deniz yataklarına yazmışız,
biz milliyetçiliği batı anadolunun haşhaş tarlasına yazmışız.(B.Ecevit)