hepimizin malumu atatürk ile said nursi' nin arası açıktır. o dönemde yaşanan olayları hepimiz biliriz az çok. bu iki kişi arasında sürekli mektuplaşmalar falan olur, kendi devletini kurmak isteyen said nursi bir gün ataya şu cümleleri yazar : "sen benim hayallerimi yıktın, ben de senin kardeşin makbule' yi yiyeceğim."
o günden sonra "makbule yemek" eylemi günümüzde biraz değişerek "maklube" haline gelmiştir. başka anlatılan olaylar asılsızdır, aslı budur.
e öyle. bu konularla dalga geçmeyi hiç sevmem, ama neden mübarek bir yemek, anlamadım.
7. sınıfta, bir keresinde abilere gitmiştim çok iyi hatırlıyordum, o zamanlar indirim aldığım için anafen'e gidiyordum. Abilere ne yapmaya gidiyoruz diye sorduğumda, "maklube iycez olum makluubee!" diyorlardı, e ben de haliyle muhteşem bir şey olarak, gözümde ve zihnimde büyütmüştüm maklubeyi.
sonra getirdiler işte, koydular önümüze. ha bu arada, masada yemek yemiyoruz, hep yerde. günah mı acaba diye aklımdan geçirmedim değil(!)
neyse maklubeye dönelim, bir tepsi var, ortada kocaman pilav yığını, etrafında parça parça et, salata ve yoğurt. bu.
dün akşam escalesten edindiğim ilgiye göre, içine kızarmış karnıbahar da koydukları çok klasik bir filistin yemeğiymiş.(misal bizim kuru fasülyemiz gibin)
anlamı ters çevirmekten geliyormuş.
maklouba diye de yazılıyormuş.
nedir, ne degildir, gurbetci cocuklar tarafindan bilinmeyen ama anladiklari kadariyla anca hocalari tarafindan okunup üfürülüp ucurulan, sonra ise memleketin basina bela olan , gerici oglanciklarin yedi herzedir.
tadı damağınıza görüntüsü gözünüze hitap eder harika yemektir, ama yemek sırasındaki/sonrasındaki karışık görüntü mide bulandırabilir, çok samimi ortamda çok sevilen kişilerle yenmelidir...