kaybetme korkusunun sonucu ortaya çıkar. sevdiğinizin başkasıyla olduğunu, başkasına ilgi duyduğunuzu ve artık sizinle ilgilenmediğini varsayarsınız o an. en ufak bir açığını yakalamaya çalışırsınız.
haksız tavırdır ama çok da haklıdır. şimdi düşünüyorum, gözlerini kapattığında aklına nelerin geldiğini. yutkunuyorum sert bir biçimde. hani hap kalır ya boğazında; hem öyle acıdır hem de yutkunamamanın garip duygusu vardır. bu da öyle bir şey. son bir yudum daha alırsın ve kalbine oturuşunu takip edersin acımsılığın. her dokunduğu yerin sızısı beynine yollanır. anılarına çarpar. sesler yoğunlaşır. güzel sesler, hoş sesler, gülüşmeler... serseme çevirir. kimyayı bozar. "napıyorum ben?" "kim oldum ben?" sordurtmayı en çok sevdiği sorulardır. kollarını kaldıramazsın, akışına bırakmışlık vardır. akışına bırakırsın ki onun bu kadar bencil olmayacağına inandığın için, içindeki gerçek olanı bulacağına inandığın için.
kıskanmak asansör boşluğuna düşmek gibi; elini uzatıp çekmesini beklemek gibi.
zeki demirkubuz'un ilk dönem filmi olmasının yanı sıra dijital kamerayla çalıştığı ilk film. perdede pislikleri görmek istiyoruz biz. sinemayla özdeşleştirdik onları. tertemiz ekran bize göre değil.
onun dışında tematiğinden dışarı çıkmamasına rağmen kıskanmak duygusunu içimize işleyemeyen film olmuştur. benim bildiğim demirkubuz dönem filmi yapmak yerine hikayeyi günümüze uyarlardı öyle çekerdi. "araçken amaç olur" çünkü dönem filmi yapmak değil mi? hadi dönemin atmosferinden etkilendi diyelim. yine de serbest uyarlama yapmalıydı. anlatıda bir yüzeysellik vardı sanki. belki çok alıştık tarzına hiçbir şey şaşırtıcı ya da etkileyici gelmedi. ne bileyim bir eksiklik var işte. ama yine de tekrar tekrar izlemek gerekir. tüketici için değil bu filmler.
dozunda kaldığı takdirde güzeldir ama abartılmamalıdır.seven insan kıskanır eğer kıskanmıyorsanız yada kıskanılmıyor iseniz ben o sevgiden şüphe ederim.
bazen açıklayamadığımız duyguları dışavurmaktır kıskanmak...tıkandığımız yerde, anlam veremediğimiz yerde imdadımıza yetişir, anlamsız gelse de elimizde olmaz, en güzel nazım hikmet dile getirmiş bana göre bu duyguyu dizelerinde...
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
demirkubuz'un gövde gösterisi.
--- spoiler ---
sen ihtiyarsın ben çirkinim neden çekinip korkacağız? gece dışarı çıkma konusunda endişelerini dile getiren kalfaya senihanın verdiği cevap. cumhuriyet balosunda mükerrem yakışıklı genç tarafından dansa kaldırıldıktan sonra hemen arka masadaki yaşlı kadının yalnız kalan senihaya şöyle bir bakışı.
--- spoiler ---
eski filmlerinden çoktan alıştığımız uzun uzadıya diyaloglar vardı hatta çoktu ve dilden dolayı takibi her zamankinden daha zordu ama yönetmen az söyletip az göstererek de ne kadar çok şey anlattı bu sefer kıskanmakta.
kafkaesk bir türkiye. aşk ve cinayet flashback. kamera kimin elinde diye sormama sebep bir pan, bir zoom, bir şaryo.
mükerrem ve seniha, yani güzel ve çirkin, evli ve bekâr,neşe ve keder, kabul ve red. halit ise kötü değil kafkaeskdir. mükerrem ve senihanın dialect inde değildir. (deleuze, nietzsche' nin insanları arasında diyalektik olmayan ilişkiye dikkat çeker.)
--- spoiler ---
gelelim eylemlere. mükerremin eylemini egemen -kokuşmuş- olmayan ahlak anlayışına göre değerlendirmeliyiz. hani şu yüksek ve tehlikeli olan. nüzhetle aşk yaşamak herkesten çok onun hakkıdır. eylemi kötülük değildir. cinayet gecesi -sonradan kötüye dönüşecek kavramlar olan- bayağı kaba ve alçak olmayı reddettiği için ölmediğini unutmayalım.
seniha önce işe karışmayacağını söyler ama sözünde durmaz ve mükerremi ispiyonlar. cinayetin ardından ağabeyi halite iftira atar ve cezanın azalmasını engeller.eylemi kötülüktür. yaptığı kötülüğün hazzıyla (başkasına acı vermenin insanı mutlu ettiğini nietzsche vurgular) mükerrem'in sorusunu yanıtsız bırakmaz: "sen bana ne yapabilirsin ki?"
--- spoiler ---
romanda her şey, nedenleriyle anlatılmıştı. nedenler olmadan da insan bir şeyler yapabilir. diyor demirkubuz ama filmde meursaultnun işlediği cinayete benzer türden bir nedensizlik yoktu. seniha anlaşılır görünen bir sebepten, kapıldığı bir duygunun etkisiyle davranıyor.
seniha suç ve ceza okuyor. yaptığım internet araştırmasında suç ve cezanın türkiyede ilk olarak 1948 yılında basıldığını buldum. bu bilgi elbette yanlış olabilir, ayrıca doğru olsa bile bence film için bir sorun değil. bu durum mükerremin mesela kot giymesi gibi bir şey değil çünkü. daha çok tarantinonun hitleri patlatarak öldürmesi gibi bir şey. tıpkı atatürkün, saatinin koruduğu kurşunla ölebileceği gibi; bir kitaptı, o yıllarda çevrilmiş olabilirdi. demirkubuzun senihaya suç ve cezayı okutmasına takıldım yine de. insan varoluşunu ele alırken nedensizliklerin de nedenler kadar önemli olduğunu düşünen biriyim. ben daha nietzschevari düşünüyorum. diyen zeki beye ne gereği vardı bu sahnenin diye sormayacağım ama nietzschenin şu yazdıkları geldi aklıma: sanatçılar her zaman bir ahlakın, bir felsefenin, bir dinin uşaklarıdırlar. en azından hep bir korunmaya, destekçiye, yerleşik bir otoriteye ihtiyaçları olmuştur.
zeki demirkubuz filmin dvd (ve avrupa) kopyalarından mevzu bahis sahneyi çıkarırsa arşivimdeki kıskanmak daha iyi bir film olacak.
çok az sayıda kopyayla, az sayıda sinemada vizyona girdiği için, pek de farkedilememiş olan zeki demirkubuz filmi. masumiyet'le, kader'le, üçüncü sayfa'yla, bekleme odası'yla çıtayı öyle yükseltmiştir ki kendi adına inşallah beklentileri karşılamıştır, karşılayacaktır*.
zaman zaman paylaşamamakla karıştırılan eylem.
her konuda her alanda olabilecek yüce bir olgu.
hatta zamanı mekanı ve konumu karmakarışık edecek duygu.
söylenemediğinde insanın içini yiyip bitiren, söylendiğinde pişman edendir.
demirkubuzun tüm flmlerini seyretmiş bir demirkubuz hayranı, demirkubuzun insan ruhunu en iyi anlatan yönetmen olduğunu düşünen biri olarak yazıyorum...
bir eksiklik var filmde diğer demirkubuz filmlerine göre, ama tam çözemedim.
kıskançlığın nedenlerinin ayrıntılı irdelenmemesi, geçmişe çok fazla dönülmemesi, film sonundaki dış sesli sahne gibi çeşitli eksiklikler vardı.
olaylara ancak filmin ikinci yarısında girilebilmesinden olsa gerek kıskançlık duygusunu sadece sonuçları üzerinden görüyoruz, kaderdeki masumiyetteki aşkı-kabullenmeyi anlatma, yazgıdaki, üçüncü sayfadaki psikolojik buhranı betimleme vs. yok, sadece kıskançlığın sonucu var. neden, nasıl vs. pek değinilmiyor, değinilsede ana omurgayı nedenler değil sonuçlar oluşturuyor. en büyük eksiklik bu kanımca.
farklı bir film olmuş diğer filmlerine oranla. kamera fazla hareketli, fazla diyaloglu bir film. diyaloglarda diğer demirkubuz filmlerindeki derinliği göremedim, belki de bir daha izlemem lazım. kitabı okumadım, ama keşke senaryodan uyarlama yerine yazgıdaki gibi esinlenme olsaydı, diyaloglara demirkubuz eli daha çok deyseydi. berrak tüzünataçın o kadar sırıttığını dşünmüyorum, altından kalkmış bence rolünün, ama o genç çocuk cidden olmamış, ne mimikleri ne konuşma tarzı..yavan kalmış filmde. dediğim gibi keşke uyarlama yerine esinlenme olsaydı, o zaman daha bir güzel olacağından eminim.
-spoiler-
gerek afişlerle gerek güzellik-çirkinlik zıtlığına vurgusuyla iki bayan arasında beklenen bir gerilim var. film boyunca da bunu bekliyoruz. ta ki yalan şahitliğe kadar. niye yaptı ki bunu derken en son anlıyoruz durumu. güzel ve zekice olmuş.
ziyadesiyle özenilmiş bir film. bu yönden şaşırtıcı değil, demirkubuz bunu hep yapıyor. ancak bu sefer oyuncu seçiminde * yanılgıya düşmüş.
--spoiler--
seniha'nın suç ve ceza okuyuşu şaşırtıcı değildir. Zira Demirkubuz filmlerinde suç ve ceza'ya gönderme sıkça hem de çook sıkça yapılır. *
--spoiler--
Zeki Demirkubuz'un Nuri Bilge Ceylan olmaya çalıştığı film, ya da bu güne kadar izlediklerim zeki demirkubuz filmi değildi. izlenip bakılması lazım tabii.
nergis öztürk'ün oyunculuk resitali diyebiliriz. hem romanı okumuş hem de filmi izlemiş biri olarak, ortalamanın üstünde bir film olduğu kanısındayım. izlenebilir.
öncelikle zeki demirkubuz'un hayranı olarak belirtmeliyim ki bu filmi diğer filmlerinden ayrı tutmak lazım. kader, yazgı ve bekleme odası'nı digital ortamdan izlemiş biri olarak ilk kez sinema da onun bir filmini izliyor olmak başlı başına heyecanlı ve keyifli bir deneyimdi. filme gelince hikayenin kasvetine uygun olarak Zonguldak mükemmel bir seçim olmuş. dönem filmi olmasına rağmen yanlış kostüm seçimleri ve iğreti duran saç ve makyaj ile bütün bunları yansıtan figüran oyuncu kadrosu ile girişteki balo sahnesi hiç inandırıcı değildi. nergis öztürk'ün oyunculuğu ise gerçekten şapka çıkarılacak cinsten. bu film için serhat tutumluer ve nergis biçilmiş kaftan başka birini o roller için düşünemiyorum. berrak tüzünataç'a gelince bence tez bu işleri bırakıp cihangir de dolaşmaya devam etmeli. o kadar kaliteli bir kadro ile çekilmiş dizi deneyimi var ama hala elini kolunu nereye koyacağını kestiremiyor bence bu rolün altından kalkamamış sınıfta kalmıştır.ayrıca nüzhet'i oynayan bora cengiz'de çok saçma bir seçim olmuş 1930'lu yıllarda erkeklerin saçları öylemiydi Allah aşkına. neyse filme bakınca çirkinin güzeli kıskanmasını anlatıyor sanıyorsunuz ama Senihanın asıl derdinin yıllarca gölgesinde kaldığı ağbisi ile olması tam da demirkubuz'un zekasına yakışan bir ayrıntı olmuş. kitabı okumadım ama belki seniha'nın yaşadıklarından biraz detay verseydi onun duygularını belki daha iyi anlardık. filmin en etkileyici sahnesi bana göre genç sevgili nusret'i kıskanıp sevişme sonrası kavga etiği ve genç adamın buna bir fahişe muamelesi ile bağırdığı sahne ile serhat tutumluer'in maden de çalışırken verilen gölgeli nefis görüntüleridir. hasta beşiktaşlı olduğunu bildiğimniz zeki bey'in bu filmde beşiktaş'ın en eski logolarından birini kullanması da taraftarları için hoş bir sürpriz olmuştur. final sahnesini ise iç ses ile bitirmek biraz buruk bir tat bırakmıştır hepsi budur şimdi uyuyacağım.
--spoiler--
+ üstüne bir şeyler al çarşıya iniyoruz.
- aman hanımım kadın başımıza bu satte çarşıya nasıl gideriz.
+ korkacak ne var sen yaşlısın ben çirkinim.
--spoiler--
öncelikle film, diğer zeki demirkubuz yapımlarından farklı belkide bir dönem filmi olmasından kaynaklanıyor. kıskanma eylemi filmde üzerine basa basa insanın gözüne sokulmuyor ta ki son sahneye kadar. aslında kıskanılan kim? sorusu ışık buluyor bu sahnede.
ayrıca diyolaglar biraz yavan kalmış ama sanırım bu filmin kitap uyarlaması olmasından kaynaklanıyor.
güzel film bence izleyin...
zeki demirkubuz dönem filmi yaparken bile beşiktaş'ı unutmamış ve bazı sahnelerde beşiktaş'ın eski armasını bize göstermiş.