insanlar çoğaldı, söz çoğaldı ve hepsine yetişmek imkansız hale geldi. el süremediğim, sayfalarına dokumamadığım ve adını dahi bilmediğim ne çok kitap var.
çok iyi kitaplar vardır, henüz çok iyi okuyucuların eline geçmemiş, belki de geçmeyecek.. iyi okuyucular kitaptan habersiz ölüp gider, kitap da kötü okuyucuların belleklerinde unutulup kaybolur.
Sınırların ardındaki bilinmezliği anlatan bir çocuk kitabı: KUŞ OLSAM EViME UÇSAM
“…Kaçıyorsunuz demek? Nereye giderseniz gidin savaşı da yanınızda götüreceksiniz. Kaçış yok! Anladınız mı, yok!”
Yaklaşık iki ay önceydi. Bir çay bahçesinde oturuyordum. Çay kaşığının bardağa vuruşuna karışan ses öfkeli bir çocuğa aitti… Arapça konuşuyordu. Ne dediğini anlamasam da kendisini “yakalarsam canına okuyacağım” diyerek kovalayan yaşlı adama küfrettiği belliydi. Kaçıp gitti çocuk ve kafenin yol kenarındaki sandalyelerden birini fırlatıp attı geçerken… Arkasından bağırdı çay bahçesinin şef garsonu:
“Allah belanı versin uğursuz… Çocuk değil bunlar Suriyeli canavarlar…”
Şef garson, ardından atıp tuttuğu Suriyeli çocuğun az önce fırlattığı sandalyeyi söylenerek düzeltirken, aklımdan Güzin Öztürk’ün Kuş Olsam Evime Uçsam isimli romanı geçti. Göz dövmeli adam savaştan kaçmaya çalışan Beşir’in ailesine böyle sesleniyordu:
“Nereye giderseniz gidin savaşı da yanınızda götüreceksiniz…”
Üstelik haksız da değil. Savaş peşlerinden geliyor, kah çocuğuyla kaçmaya çalışana çelme takan kameraman, kah botla açılacaklara sahte can yeleği satan esnaf, kah savaştan kaçıp gelen bir çocuğun herhangi bir çocuk gibi davranmasını bekleyen şef garson olup onları takip ediyor. Oysa biraz olsun düşünebilsek… Bir insan, şehirler arası göç bile öylesine zorken, evini bırakıp başka bir ülkeye, üstelik hiçbir güvencesi olmadan, hatta ailesini tehlikeye atıp neden kaçar? Acaba o çay bahçesindeki sandalyeyi savuran çocuk hangi bombayla savruldu, ailesinden kimleri kaybetti ya da bütün o yaşadıklarından sonra hala çocuk mu gerçekten, yoksa erken büyümek zorunda kalmanın sancıları mı bunlar?
Günden güne karanlığa gömülen dünyamızda bir umudumuz edebiyatta. Güzin Öztürk, küçük kahramanı Beşir’in ağzından anlattığı romanında bize savaşın gerçekliğini incelikli bir dille aktarıyor. Çocuk, savaşın içinde de olsa çocuk; aklı kırmızı arabada. Bombalara rağmen Beşir’le beraber oyun peşine düşüyoruz. Ağbimizin eve dönüşünü bekliyoruz, rüyalar görüyoruz, kamyona binip sınır kapısına doğru yola çıkıyoruz. Acaba Beşir savaştan kaçabilecek mi sorusu kitap boyunca okurun aklını kurcalıyor.
Yazar Güzin Öztürk’ün çocuk dilini kullanmadaki başarısı okurunu kendisine hayran bırakıyor. Öyle ki, insan Beşir’in gözünden dünyayı bir kez görünce, sıcak evinde oturduğu koltuktan utanıyor, elleri üşüyor sayfaları çevirirken. Dünya tarihi savaşlarla ve incinmiş çocuklarla dolu. Beşir kendi öyküsünün içinde bizi önce Zehra’yla tanıştırıyor, ona dil oluyor, ses oluyor; sonra Halep’ten Hiroşima’ya doğru çıkardığı yolculukta Sadako Sasaki ile buluşturuyor. Kitabın sayfaları arasından 644 turna kuşu uçup aklımıza üşüşüyor, sakız kokusu geliyor burnumuza biraz da…
Son sayfa çevrildiğinde ince bir sızı kalıyor içimizde. Çocukların bu yaşadıklarına gözlerini yumanlar, sınır kapılarına kilit vuranlar, kameraman, esnaf, şef garson… Ah diyor insan, belki Beşir’in hikÂyesini okusa, başka türlü bakar mıydı Suriyeli çocuklara? Yoksa gerçekten kaçış yok mu savaştan?
Sevgili gibidir. Başını yaslayamazsın ama noktalarda durup huzur bulursun. Sarılamazsın ama koynunda uykuya dalarsın kafanda düşüncelerle. Elini tutamazsın ama sayfaları heyecanla elinde tutar çevirirsin. Yalnız bırakmaz asla seni. Sarar seni içini ısıtır sanki. Kitapları sevin.
bir türlü düzenli okuyamadığım şey. bir gün okuyorum, hadi diyelim bir gün daha okuyorum ardı ardına fakat üçüncü gün olmuyor. keşke düzenli okuyabilsem dediğim.
insan zihnindeki düşüncelerin yazılara dökülerek kağıtlarda toplanmış hâlidir. kitaplardaki tüm yazılar bir insan beyninin düşünmesi sonucunda meydana gelmiştir. bazı kişiler kitap okuyarak zeki ve bilgili olunacağını sanıyor, lakin öyle olmuyor. bir kişiyi zeki ve bilgili yapan düşünmesi ve öğrendiklerinin aklında yer etmesidir. bir insanın zeki ve bilgili olması da kitap okumasından anlaşılmaz ve kitap okuma etkinliğinden bu sonuca varılamaz. bir kişi kitapta yazılanları okur ama okuduklarının üzerine düşünmez ise o kitaptan kişi kendine fayda sağlamaz. bir diğer kişi de kitapta yazılanları okur ve okuduklarının üzerine düşünüp düşündüklerini bir sonuca vardırıp aklında yer edinirse o kitaptan kişi kendine fayda sağlar. bu durumda her kitap okuyan zeki ve bilgili olmuyor, kişiden kişiye değişebiliyor.
geçeyim bir diğer konuya. bu sadece kitapla ilgili değil. herhangibir şey hakkında yorum yaparken "bu güzel, bunu beğendim, bu süper, bu iyi" vb. tanımlamalar yaparken neden güzel, iyi olduğunu açıklayabilmelisiniz de. "bu kitap güzel" diyorsan neden güzel olduğunu açıklayabilmelisin.
ve ayrıca kitap yazıların kağıtlara basılmış hâlidir. o yazılar bilgisayarda, tablette, cep telefonlarında da olabilir. (bkz: kitap/#26679230)
ve son paragrafımı ise şu sözlerle bitiyorum: kitaplardaki yazılar (düşünceler de diyebiliriz), bir insan beyninden çıkmadır. sadece kitaplar değil, etrafımızdaki hemen her şey (araba, bilgisayar, bisiklet, kanunlar, kurallar...). sen bir kitabı alıp okuyarak bir insanın düşündüklerini bilmiş oluyorsun. o insan kitap yazabiliyorsa ya da şöyle ifade edeyim bildiklerini, kendi zihnindeki dünyasını yazı hâlinde sunabiliyorsa düşünce üretebiliyor demektir. sözün özü seni sen yapacak zeki yapacak ya da hayatını değiştirecek olan kitap okumak değil düşünmektir. çünkü kitaptaki yazılanlar başkasına ait, senin düşüncelerin değil onlar. (he yazılanlar üzerinde düşünüyorsan kendi düşüncelerini oluşturabilirsin) yani kitap okumak insanı ayrıcalıklı kılmıyor ama düşünmek kılıyor. bunu yazmamın sebebi ise kitaba olan bakış açışı. bu yazdıklarımda eleştirdiğim kitap okumak değil, kitaba olan bakış açısıydı. marifet okumaktan çok düşünmekte yani.
zaman zaman aylık 100tl harcama yaptığım eserlerdir. bazen de eski kitapları bazı arkadaşlara veririm bazen de eskileri verip kitapçıda değiştirir başka kitap ile takas ederim.
şu zamana kadar 500 ün üzerinde kitabım evimdedir.
Salak salak klişe : en iyi dost felan yazmayacağım. Kitabın ne anlama geldiğini yazacak değilim ; mamafih şunu söyleyebilirim ki: kitap okumak size geniş bir akıl, yoğun bir hissiyat,derin bir düşünme gücü sağlar.