uzun zamandır acaba alsam mı diye düşünüp dururken en sonunda sarı kafalı olanlarından bi tanesi savaşı kazandı. ne olduğunu bile anlamadan eve yerleşti.( bildiğin sokak kedisi. belirtmek isterim ki o salak pet shoplardan para verip kedi-köpek alanların boka sürülecek akılları yoktur. )
bi kere çok temiz hayvan. 1 aylık olanı bile tek seferde tuvalet eğitimini alıyor. hijyen konusunu gerçekten düşünmeyin. bir çok insandan daha temizler ve mis gibi de kokuyorlar.
çok oyuncular. hareket eden her şeye oyuncak muamelesi yapıyolar. asla da pes etmiyorlar. bağırmak çağırmak zerre fayda etmiyor. illa o bacağa, ele- kola atlıyacak. tavsiyem sık sık tırnaklarını kesmeniz.
gözleri ve bakışları tüm stresi-siniri alıyor. resmen pozitif enerji saçıyolarlar eve. oyun oynamadığı zamanlarda uyur. canı istediği zaman sevdirir size kendini ki bu genelde uykudan hemen önce olur.
netice itibariyle alınıp arkadaşlık edilesi hayvanlardır. ama almadan önce mutlaka çok ama çok etraflı düşünün. ( şahsen; yaklaşık 1 buçuk sene düşünüp taşınıp, her türlü ince detayı hesap edip sonunda bir tane edinmeye karar verdim. ) alıp 1-2 ay bile besledikten sonra sokağa bırakırsanız ölür. dolayısıyla eve aldıktan sonra azad etmek ona yapabileceğiniz en büyük kötülük. bunu akıldan çıkarmamak şart.
son olarak kedi lafını duyar duymaz, aman kedi mi nankör hayvan diyen tiplere burdan koca bi .iktir çekeyim. istiyosunuz ki iki lokma ekmek verdiğiniz her şey kulunuz-köleniz olsun.
salondan gelen bütün tıkırtıların müsebbibi. bi de filmlerde gereksiz gerilim yaratmak için sağdan soldan uçururlar, çöp tenekelerinden falan fırlatırlar bu musibet yaratığı.
uzun süre yaptığım araştırmaların ışığında şunları rahatça söyleyebilirim ki; 24 saatin 19'unu uyuyarak, 5'ini oturarak ve geri kalan 1 saati ise yemek yiyerek geçiren hayvanlardır.
en sevilen öykü kahramanlarından biridir bu hayvan. daha doğrusu, öyküleştirmeye en uygun hayvanlardan biridir. çizgi filmlere malzeme olma konusunda aşmıştır.
gayet psikopat hayvan. hele de yavruysa. saatin sabah 03.23 olması itibariyle oradan oraya koşturup duruyor, ısırıyor, ayaklarıma bacaklarıma yapışıyor ve uyutmuyor malesef.
bu aralar düşünce tarzı oldukça ilgimi çeken hayvan. bu başlığı okuyacak kadar kedilerle ilgilenenler zaten bilir, her kedinin ayrı bir kişiliği vardır. gerçi köpeklerin, kuşların, hatta balıkların bile ayrı ayrı kişilikleri oluyor. bitkilerde aynı şeyi göremedim ama. iki farklı saksıdaki aynı tür bitkiler birine 'çok güzelsin uleyn', diğerine 'ıyy iğrençsin' türü deneyler yapılmadıkça aynı şekil büyüyorlar.
her neyse, kediden bahsediyordum. çok absürd kişilik yapıları sergileyen kediler gördüm. ete rağbet etmeyip bezelye suyu içeni, kulak memesi fetişi olanı, evde oynayabileceği bilimum ıvır zıvır dururken illa ki priz deliklerine tırnak sokanı, sokakta yakaladığı kuştur faredir türlü ufak hayvanı öldürürken evdeki civcivi ellemeyeni var bunların. (bu bizim kedi oluyor. gördüğü köpeğin üstüne yürüyüp onu kaçıran, birlikte oynarken acıya dayanıp uzaklaşmayacak olsam beni de öldürecek olan bu canavar normal avı olan diğer ev hayvanlarına ses çıkarmıyor. limitlerini denemek için uzanırken civcivi üzerine koydum, şöyle bir kokladıktan sonra yürüyüp gitti.)
bu tür garipliklerin bir kısmını çevredeki insanlardan etkilenmekle açıklayabiliyorum. misal az önce bahsettiğim bezelyeci kedi sahibi yokken birkaç gün bizle kalmıştı. ikinci gün tenceredeki et suyuna sulandığını gördüm. bir parça haşlanmış et önerince de zevkle yedi. muhtemelen zamanında hayvan bu ne acaba diye bezelye suyunu koklarken sahibi 'yavrum benim, bezelye de yermiş' gibi sevgi ifadesi kullandı, kedi de iyi iş yapıyorum herhalde diye düşünerek o suyu içmeye başladı. (bezelye suyu deyip duruyorum, kastettiğim konserve bezelyenin içinde yüzdüğü şey.) veya bizim kedi küçükken bisküvi yerdi. ne zaman ben yiyecek olsam gelip miyavlar, bütün bir bisküviyi mideye indirirdi. fakat bu iştahı masanın üzerinde duran bisküviye göstermezdi, dönüp bakmazdı bile. eşlik ediyordu sanırım. geçenlerde kraker uzattım, kokladıktan sonra başını çevirdi. bir tane kendim yedikten sonra gene verdim, bu sefer nazlıca da olsa yedi.
bir diğer tuhaflık da çok kısa süre içinde bambaşka bir kişiliğe bürünebilmeleri. küçükken standart olarak şirin, oyuncu ve sokulgan oluyorlar. daha sonra belli bir davranış şekli oluyor, 'benim kedi musluktan su içmeyi sever' diyoruz mesela. derken birden bire bu kedi yerleri yalamaktan hoşlandığına karar veriyor, bardaktır şişedir ne bulursa devirip suyu yere dökmeye başlıyor. okşanmaktan hoşlanan hayvan kendisine dokunan bir el hissettiği an ters ters bakıp yattığı yerden kalkmaya başlıyor. henüz 'eskiden ne şirin hayvandı, ne oldu buna' evresi geçmeden bu sefer sokak serserisine dönüşüyor, başına bir şey gelmese barileri yaşatıyor insana.
öyle işte, hiç iletişime geçmeden uzaktan seyretmesi bile zevkli bu yaratıkları.