kıçlarında, insan evladının ağzında bulunandan daha az mikrop olan canlılar. *
bir de bazı insan provaları sevmez bunları "ıyyy pisss" diyerek..
pis sensin maloğlan.
kutsal gördüğüm hayvandır.
fakat iki köpeğim olduğu için şimdi kedim yok :(
insana kıyasla daha şehirli bir hayvandır. koy dağ başına insanı, yaşar. koy kediyi, iki güne ölür. fakat gene de insana en yakın hayvandır. metre cinsinden değil, hal ve hareket olarak... o afralar tafralar, sempatiklikler, uyuzluklar... işimi bitirdim seni kullandımlar... çok tanıdık. kız arkadaşım gibi.
kendine güvenemeyenlerin asla sevemeyecegi hayvandır. sahibine düzeltiyorum arkadaşına yalakalık yapmaz. karakterlidir. asla evcil degildir. köpek gibi, sizi kendisinden güçlü olduğunu bildiğinden değil,(hele ki gücsüz olduğunuzu bilsin anında satar, bu yüzdendir ki bir kaç tane olunca gaza gelirler ve saldırganlasırlar) sadece anlaşmasını bilen iyi bir insan olduğunuzdan sever.
kedi ile köpek asla kıyaslanmayacak hayvanlardır. birisi kurt hayvanından kırma olarak cogaltılmıs digeri ise safkandır zaten dogadan gelmektir. ayrıca kendiliğinden evcilleşmis tek hayvan olma özelligini de korur.
bir özelliği de hayatında hiç kedi beslememiş olan insanlar ona nankör derler.
beslemeye karar verdiğiniz zaman 'ben bunun sahibiyim' diyerek ortalıkta fazla gezinmeyin. kim kimin sahibi bunu ilerde yaşayarak anlayacaksınız; canı istemezse yanınıza gelmez, zorlayıp elinize aldığınızda tırmalamak suretiyle kendini asla sevdirmez, isterse sadece miyavlayarak uyutmaz, kapıyı suratına kapattığınız zaman açana kadar viyaklamasını da unutmamak lazım.
'peki neden vazgeçemiyor insan?' sorusunun cevabı çok basit aslında. bir şarkı sözüyle özetleyebilirim; "cause nobody loves me, it's true, not like you do". iyi günündeyse kucağınızda mırıldadığı zamanlar "dünyaya sadece bunun için bile gelinebilirmiş aslında" diyorsun içinden ya da koltuğa kurulup uzaktan bakarken gözlerindeki sevgiyi yakalayabiliyorsun. insanlar gibi değil, çocuk gibi; nasıl hissediyorsa öyle davranıyor, kimseyi kandırmıyor. her şeyi bırak, en azından "ben seni arkadaş olarak görüyorum" demeyi bilmiyor; derdini anlatacak kadar miyavlama biliyor. onu da ben anlamıyorum güzel güzel geçinip gidiyoruz.
ama tırmaladığı anlarda aklımı başıma getiriyor biraz olsun, elimdeki izlere bakarken her şeyi sırasıyla düşünüp sorguluyorum. hayvanda bir suç bulmuyorum, doğası nasıl emretmişse onun gereğini yapıyor neticede. ama bir gariplik var; kedi sahibinin(?) "bişey yapacağım da bana bozuk atacak" diye feci tırsarken halen onun sahibi olduğunu iddia etmesi mesela. bunu insanlara yaptığınız zaman "beni boğuyorsun" oluyor.
konuşabilseydi muhtemelen bu da "sorun sende değil bende" derdi.
en mutlusu annesi ve kardeşleri ile birlikte zemin kat balkonunda büyüyendir.
anne ağzında küçük bir serçe ile geliverir yavruların yanına, bunları doyurmak için değil ama, öğretmek için, belki biraz da kendiyle övünmek için.
evden dışarı çıkarılmayan, tırnakları kesilen, banyo yaptırılan, ne idüğü belirsiz bir cisme sıçtırılanlarına da kedi dendiği görülmüştür.
kendilerini sevdirmeyen, sevdirse de minik pençeleriyle size bir kaç çizik atmaktan zevk alan, sevimliliğinin altına şeytan yatan ama yine de sevilen yumuşak tüylü bir canlıdır.
etrafta oynayacak herhangi bir nesne olmasa bile kendi kendine havalara zıplayıp bir şeylerin peşinden koşabilen ya da kaçabilen yaratık. ince bir şizofreni sezilir. bir de uyurken patilerini kıvırır.