ne kadar büyüse de kişinin gözünde hala minik ayısı olarak kalacak kişidir. gerektiğinde kızdığınız, tehdit ettiğiniz, zorla istemediği şeyleri yaptırdığınızdır. ama asla vazgeçilmeyendir. uyurken odasına girip izlediğiniz, sessizce üstünü örttüğünüzdür. canı yansa ondan daha çok ağladığınızdır. en çok değer verdiğinizdir. kendisini hiçbir şeye değişmeyeceğiniz tek insandır.
Can Tanesidir...
Babanın ve annenin verdiği en güzel hediyedir insana. Enlerin hepsini bir arada yaşadığın nadir insanlardandır. En sevdiğin, en nefret ettiğin, en eğlendiğin bazen ise en sıkıldığın insandır ama hepsinin tadı bir ayrıdır. Kimsenin yanında olamadığın kadar rahat olduğun yegane insandır. Canından kanından bir parçadır. Kendinden bile daha çok düşündüğündür. Hastalandığında ya da mutsuz olduğunda içinden bir şey kopar sanki iyi olsun diye gözünün içine bakarsın. Eger bir de ağlıyorsa için acır resmen kıyamazsın ona ne kadar büyüse de her zaman küçüktür senin için savunmasızdır emanet edemezsin kimseye bitanecik küçük meleğindir. Eger ablaysan çok daha farklıdır durum aslında. Yarı annesindir ona. Kıskanmazsın onu hep daha iyi şeyler onun olsun en güzel şeyler ona alınsın istersin çünkü miniktir o ufaktır hep senin gözünde. Hep yanımda olmasını istediğimdir...
babadan kalan emanet..
ne yapsa affedilen, param yok dediğin de siz de olmasa bile bulup buluşturup temin edilen, okusun adam olsun diye varınızın yoka katıldığı, kız arkadaşını anlatırken ilgiyle dinlediğin, akıl verdiğin, gün içinde yaşadıklarını anlatırken fırlamalığıyla sizi gülmekten öldüren, öl dese ölünecek olan, bir elmanın yarısı değil tamamıdır.
'karındaş' kökünden gelen, yani karın ortaklığımızın bulunduğu her zaman iyi anlaşamasak da her zor anımızda yanımızda bitiveren ilginç bir yaratıktır..
üzülmesin, ben seve seve onun yerine üzülürüm denilebilen, onu sıkanların, keyfini kaçıranların ağzını kırma isteği uyandıran, kendi canınızdan bile değerli olandır..
bazen kan bağı bile gerekmez bu iş için. aramızda sadece 3 yaş olmasına rağmen zaman zaman annesiymiş gibi davrandığımdır. hasta olduğunda düşünüp durduğum, evde tek başına kalıp deli gibi içtiğinde, ortalıkta dolanırken düşüp kafasını vurmasın ve yatsın diye telefonda dil döktüğümdür. hayatımızın "ilk"i 27 temmuz 2008'de, beraber kafa salladığım, kuyruklarda 5 saat beklediğimdir.. izmir'e her gidişimde ilk koştuğum, biraz daha fazla öpmek, biraz daha çok sarılıp zaman geçirmek için her şeyi yapabileceğimdir. kız arkadaşı için acı çekerken, ondan daha çok acı çektiğim ve hayatımda hiç bir şeyi düşünmediğim kadar, nasıl moralini yerine getirebileceğimi düşündürendir. *