-üretim araçlarına sahip *** bir kesimin bulunması *.
-sermaye birikimi. sermayenin bu kesimin elinde toplanması.
üretim araçlarına sahip olmayan kesim, sermaye sahiplerine emeğini kiralayarak *, belli bir karşılık, ücret, alır. sermaye sahibi, üreticinin emeğinin karşılığının bir kısmını * kendine ayırır *. üreticiye ayrılan kısım, onun üretime devam etmesini sağlayabilecek kadardır. böylece emeğin yada üretilen ürünün karşılığı olan sermaye işverenin elinde birikir. zaten işçiye emeğinin tam karşılığını verse kendine bişey kalmaz.
komunizm , sosyalizm , yoldaş , devrim ve türevleriyle beraber 15-20 yaş gençliğinin , ki bu türkiye'DE sadece okuyarak tarihi bilgiler edinebilen bi kesime tekabül eder , en çok kullandığı kelimelerden biridir. efendim mcdonalds çok kapitalist değil mi osman , ya huriye valla 14 şubat da öyle. kahrolsun bu 14 şubat kahrolsun abd , bush defol vs vs. vs .vs. temalı anektodlarda da sıkça yerini bulur. kapital ana para demektir, kapitalist düzende de bu ana para , bile- beyin gücü eşit olacak şekilde değil de , kim ne kadar koparırsa o kadarını alır mantığıyla dağılır. sen kalk buna karşı çık? neymiş, mutlak eşitlikmiş che'ymiş oymuş buymuş. bıktırdınız yahu insanı. ağzınıza alırken , orda burda öterken hele de çok bilirmiş gibi konuşurken biraz edepli olun , sonra benim gibi normalde nötr olan adamları bile "bunlar anca öterler , dünyadan bi haberler , 10 seneye kalmaz geçer" cümlelerinin sahibi yapıyorsunuz.
insan canlı bi varlıktır , canlılık bilimini de biyoloji inceler. biyolojik olarak da , doğada mutlak eşitlik yoktur, senin yaşadığın dünyada bi kere oksijen azot para yer sınırlı bunlar illa ki , rekabet ortamı yaratıcak. ve elbette ki , kimi insanlar daha donanımlı kimileri daha az donanımlı olucak. ormanda aslan nasık kralsa , çekirgeyle yılan muhattap değilse , aynen insanların dünyaları da öyle. kimisi daha güçlü , kimisi güçsüz. bu güçlüyü ezmeyi mi gerektiriyo , evet yoksa elenirsiniz.
şimdi bunlar belliyken, hala iyimser bi tavırla , bilek gücü beyin gücü eşit olsun , insanlar sevsin sevilsin , ırakta çocuklar ölmesin , uluslararası silahsızlanma olsun vs. diyenlere saygı duyarım en azından mecalleri vardır hala adaletsizliği anlatmaya , ama sen kalkıp da bu sistem böyle boktan bilmem ne kahrolsun bilmem ne , bak bak pis kapitalistler vs diye hem agresif olursan , hem ortaya bişi sunamazsan , doğanın varolan ve sadece insanlar için mevcut olmayan yasalarını bilmediğinden ya da bilmezlikten gelmek sana prim kazandırdığından ötürü aslında sunacak bi sistemin olmadığını da idrak edemezsen derler ki , olm git büyü ,yaşadığın koşulları öğren sonra eleştirel böcük ol..
kimse de , kimseye bu dünya çok adil bi yer , eşitlik var demedi , ne kutsal kitaplarda var bu , ne doğada. sistemde var olmayan eşitliği sağlıcam diye uğraş , beni bağlamaz ama kalkıp da, ota boka klişe yargılarla klişe cevaplar verip , ucuna köşesine de bu uğurda ölmüş , heba olmuş adamların adlarını ağzına alıyosan derler ki sana , siktir lan..
ismet özel'in tabiriyle kapitalizm bir sırtından oturduğun bir kaplandır. üzerinden inersen seni anında yer, üzerinde kalırsan onun istediği yere gidersin.
"tanrının verdiği kadarı"yla yetinmeyip, doğadan olabildiğince yararlanmak, mal elde etmek, kısaca üretmek kaygısı taşıyıp, zamanının* tek yönetim mekanizması olan dinle bir nevi çatıştığı için, laiklik kavramının doğuşunu kolaylaştıran, ya da bu doğuşun nedeni olan kavram, sistem*. maddiyat ve maneviyatı birbirinden ayırmaya yönelik belki de ilk eforu sarfeden kapitalizm, ya da kaymak yeme sistemi, büyük olasılıkla bu efor sayesinde kaymak yemiştir, yemektedir.
ayrıca, insanı sürekli ikilemde bırakan -izmdir. basit bir örnek olarak farz edin ki bir kişi, star wars fanıdır, herhangi bir mağazada gördüğü gudik veya değil her figüre, oyuncağa saldırıp satın almakta ya da almak istemektedir. özüne bakıldığında star wars yaratısı, insan hayalgücünün, yaratıcılığının güzel bir örneğidir, sanattır. ancak fazla öze bakmadan yapılan bir gözlemle, bu sanatın büyük bir sektöre dönüştüğü, desenli iç çamaşırlarından neredeyse tuvalet kağıdına varan değişik dallarda ürünler verdiği görülebilir. işte bunun gerekliliği ya da gereksizliği, olayın para boyutunun aşırı büyümesi; bahsettiğimiz star wars severin ikileme düşmesine, hatta yaratıdan soğumasına neden olabilir.
şu da ileri sürülebilir ki, kapitalizm, insanlara şu sınırlı hayatlarında tadabilecekleri, deneyimleyebilecekleri türlü "şeyler"i kolayca ulaştırmakta, sevdikleri şeylerle ilgili yenilikler, güncellemeler, alternatifler* sunmaktadır. ancak bu "şeyler" hep madde, insanlar da madde bağımlısı mı olmak zorundadırlar? deneyimleyecek yeni düşünceler, fikirler, duygular, kısaca soyut kavramlar yok mudur? ya da, aynı işlevi gören bir cihaza yüzlerce alternatif oluşturulması ele alınırsa, dünyanın bazı yerlerinde insanların bu devasa üretimi gerçekleştirebilmek ve 2-3 kuruş almak uğruna ölmesi doğru mu? peki ya kutusu yeni açılan bir objenin bünyede yarattığı mutluluk, heyecan? ikilemler, yanıtlanması kolay olmayan sorular... yine de, -varsa- insancıl çözümler öneren sistemleri tercih etmek, yoksa da yenilerini yaratmak daha doğru geliyor. daha kolay değil, daha doğru.
"bugünkü tuhaflığı bir düşünün; 30-40 yıl önce, geleceğin komünist mi, faşist mi, kapitalist mi olacağını tartışıyorduk. bugün kimse bu konular hakkında tartışmıyor. hepimiz sessizce küresel kapitalizmin kalıcı olduğunu kabul ediyoruz. diğer taraftan da evrensel felaketlere kafayı takmış durumdayız. dünyadaki tüm yaşamın, bir tür virüs yahut bir göktaşı çarpması sonucunda yok olacağı ve bunun gibi şeyler. yani paradoks şu ki, yerküredeki tüm hayatın bittiğini hayal etmek, kapitalizmde küçük ama radikal bir değişimi hayal etmekten daha kolay."
bazılarının doğanın kanunları ile bu sistemi aklamaya çalışması kendi idealist düşüncelerinin iflası manasına geliyor. öylesine bir akıl karmaşası ve hengamesi var ki; kapitalizmi haklı çıkarmaya çalışan söylemler gerçeklikten çok uzaklar. o halde yaşasın post modernizmin akıl bulanıklığı!
aklını kullabailenin, başaranın dünyasının sistemi. aslanla geyik arasındaki ilişkiye benzer. geyik, mal mal otlanırken, daha iyi yaşam isteyen aslan, o geyiği parçalamak zorundadır. statünün ve paranın sistemidir. işçi kapitalist olmadığı gibi, patron sosyalistte yoktur.
ayrıca şöyle bir laf vardır. "20 sinde sosyalist, 40 ından sonra da kapitalist olmayananın aklından şüphe ederim."
20 sinde hayat umrunda olmayan, okuduğu bir kitabın etkisinde kalan yurdun genci, sosyalizm nidaları atarak böğürür. 40 ından sonra parayı bulduğu için sosyalizmiunutur, sosyalizme döneklik yapar, tekmeyi basar ve dünya nimetlerinden faydalanmaya başlar.
"biraz gittikten sonra süpürge otu çalılarının arasında koca bir yazı masası durduğunu farketti. masanın başında yaşlı bir adam oturuyordu.bir şey hesaplar gibi bir hali vardı adamın.sofie yaklaşıp adını sordu.adam lütfen başını kaldırdı,
'scrooge' dedi ve tekrar önündeki kağıtlara eğildi.
'ben de sofie.işadamısın galiba.'
adam başını salladı.
'hem de çok zenginim.bir kuruş bile kaybetmek olmaz.onun için hesapları çok dikkatli yapmalıyım.'
'çok sıkıcı bir iş.'
sofie el sallayıp yoluna devam etti.ama çok geçmeden bu kez de bir ağacın altında tek başına oturan küçük bir kız gördü. giysileri eski püsküydü kızın, soluk va hasta bir görünüşü vardı. sofie'nin yaklaştığını görünce küçük bir torbadan kibrit kutusu çıkardı.
'kibrit almak ister misin?' diye sordu.
sofie cebini karıştırıp para aradı. işte! hiç olmazsa bir kron vardı yanında.
'kaça?'
'bir kron.'
sofie parayı verip kibriti aldı.
'yüz yıldan uzun zamandır benden birşey alan ilk kişi sensin. bazen açlıktan ölüyorum, bazen de donarak.'
sofie küçük kızın ormanın ortasında kibrit satamıyor olmasının pek şaşılacak birşey olmadığını düşündü.ama sonra az önceki zengin işadamını hatırladı. adam o kadar zenginken kibritçi kızın açlık çekmesi gerekmezdi.
'gel benimle' dedi sofie.
küçük kızı elinden tutup zengin işadamının yanına götürdü.
'bu çocuğun daha iyi yaşaması için birşeyler yapmalısın.' dedi.
adam başını kağıtlardan kaldırıp yanıtladı:
'bu masraf çıkarır. söyledim ya, bir kuruşun bile boşa gitmemesi lazım.'
'ama senin böyle zengin, bu çocuğun da böyle yoksul olması haksızlık.' diye ısrar etti sofie.
'haydi canım sen de! adalet birbirinin eşiti olan insanlar arasında geçerlidir.'
'ne demek istiyorsun?'
'ben çok çalışıp yükseldim. çalışmanın karşılığı olmalı. ilerleme böyle olur.'
'öyle şey mi olurmuş!'
'bana yardım etmezsen öleceğim.' dedi kızcağız.
işadamı yine kağıtlarının arasından yukarı doğru baktı. sonra kalemini masaya fırlattı.
'hesap defterlerimde sana ayrılmış bir hane yok. git fakirhaneye sığın!'
'eğer yardım etmezsen ben de ormanı yakarım.' dedi küçük kız.
işte o zaman masanın başından kalktı adam. ama küçük kız bir kibrit yakmıştı bile. kuru otlar hemen tutuşuverdi.
zengin adam kollarını sallaya sallaya bağırdı:
'imdat! yardım edin! kızıl horoz uyandı, saldırıyor.'
küçük kız sinsi bir gülümsemeyle bakıyordu adama.
'komünist olacağım hiç aklına gelmemişti değil mi?'
abla kardeş, ağaca bakıyor ve erikleri canları çekiyor. ama ablanın daha çok çekiyor. * erikler toplanıp yıkanıyor. başlıyorlar yavaş yavaş yemeye. ama abla aç gözlü ya da uyanık. eriklerin hepsini istiyor ve erikleri yemek yerine tükürüpleyip kenara koyuyor. böylece pilpirikli kardeşi iğrenip o erikleri yemiyor. abla da sermayesine sermaye katıyor ancak aynı hakka sahip kardeşini sömürerek.