en büyük nedeni nüfusun çokluğudur.kölelik, şiddet, aşağılama her devirde vardır.nüfus arttıkça aslını inkar etme arayışında olan insana medeniyet diye yutturulmuştur.
kapitalizm insanlara aslında ihtiyacı olmayan eşyalara bağımlı ederek beslenir.
elimizin altında duran 3310 yerine gidip iphone a para yatırıyoruz çünkü her an her yerde internete girebilmek şart.
dolabımızdaki elbiseler yetmez bize hep daha fazlasını isteriz.
kot taşlama işcileri üç kuruş para için kanserden ölürlerken biz aldığımız pantolonu 2 ay sonra çöpe atarız.
2000-3000 dolar para verip aldığımız bilgisayarları çin de günde 1 dolara çalışan işçilere yaptırırlar.
televizyonlarda izlediğimiz mükemmel(!) mankenlere benzemek için bıçak altına yatarız.
kadınların cinsel obje olarak kullanıldığını farketmez, tam tersine seksi olmak için boya küpüne girer, vücudumuzu açarız.
six packlere sahip olmak için spor salonlarına gideriz.
oturup iki kelam etmeye kalksa konuşamayacak ünlülerin hayatlarının her bir anını magazinlerle takip ederiz.
çocuklarımızı okutup adam(!) etmek isteriz. oysa okumalarını istemekteki tek amacımız daha fazla para kazanmaları olur.
sevmediğimiz işleri sırf prestijli, paralı diye yaparız.
reklamlarla bize tüketmemizi emrederler, sorgusuz sualsiz yaparız.
dizilerle zenginliğin iyiliğinden dem vururlar, sonra o dizilerdeki milyarderlerin başına gelenleri her hafta takip ederiz. başka hiçbir işimiz yokmuş gibi oturur dizilerden konuşuruz.
tüm bunlar yetmez, silah tüccarları, devletler daha fazla para kazansınlar diye birbirimizle savaşırız.
eskiden tanrıya tapardı insanlar, artık paraya tapıyorlar. oysa tek yapmamız gereken yaşamaktı. tarlalarımızı ekip hayvan beslemek. ne yazık ki bunların tek sorumlusu devlet denen yapı. bir bahçeyle yaşamımızı idare ettirebilecekken, bize yüklenen gereksiz sorumluluklarla hayatımızı çalarlar ve bundan gurur duyarlar.
kara kıta ve uzakdoğu fakirlikten kırılırken sırf çeliği bunlardan daha önce buldu diye avrupa nın paraya para dememesi ne büyük adaletsizlik değil mi? işin kötü yanı yaşadığımız her dakika avrupa ve amerika nın zenginliğine katkı sağlıyoruz, onlar için çalışıyoruz, onlar için ölüyoruz.
eğer tüm bu olanlara karşı çıkarsanız, kolluk gücü kafanıza vuruverir. özgürlüklerini istediğiniz insanlar da alkış tutarlar bu duruma.
Üreticinin mülksüzleştirilmesi böylelikle emeği satmaya mecbur bırakılması, Emeğin yabancılaştırılmasıdır. Mülksüzleştirilmenin sonucu ise üretimin doğrudan sermaye, yani para sahibinin ele geçmesidir. Üretim rekabete dayanır, kar zorunluluktur.
maddi değeri olan bir ürünü, zaruri ihtiyaç haline getirip, sonra ondan kurtulmak için başka ürünler satın aldıran sosyal olgu. obez yapıcı yiyecekleri, gözün gördüğü her yere koymak, sağlıklı gibi göstermek ve sonra zayıflatıcı şu ürünü satın almak zorunda bırakılmak gibi. kebap insanı obez yapmaz. ızgara ettir. köy tavuğu obez yapmaz. ama fabrikada 2 günde üretilen kfc tavukları insanı öldürür. sonra da şu zayıflama hapını kullanın diye satıyorlar. o da ölümü hızlandırıyor.
zengileşen kurumların insanlık için faydalı şekilde çalışacağı gibi bir ütopya üzerine inşa edilmiştir.
yüzlerce devlet tarafında denenmiş, imtiyazlı bir kesimi zenginleştirmekten başka bir boka yaramamıştır. gel hemen sosyalist ol demiyorum lakin kapitalizm çalışmıyor, artık kendi yararına bunu anla.
iktisadî bir sistem. kapitalizm dediğimiz, yeknesak bir olgu değil. bin çeşit kapitalizm vardır. kapitalizmi doğru kullanırsanız, hem sosyal eşitsizlikleri indirebilir, hem de ülke refahını arttırabilirsiniz. kullanamazsanız da ülkenin hali nice olur...
mesela, amerikan kapitalizmi ve avrupa kapitalizmi farklıdır. amerika'da sosyal eşitsizliğin fazla oluşu, son zamanlarda amerikan muhafazakârlığını etkisi altına alan neo-conservatism hareketinden ötürüdür. ''neocon'' olarak karikatürize eden bu tipler, sosyal yardımların kısılmasını ve amerika'nın tüm dünyayı işgal etmesini falan önerirler.
avrupa'da ise sosyal demokratlara oy kaptırmamak için, kapitalizm evcilleştirilmiştir sağ tarafından. avrupa'da muhafazakârlar, amerikalıların liberallerine tekabül eder. bu, sosyal yardımları öne çıkaran, sosyal adaleti sağlamak isteyen bir anlayıştır. bu nedenle liberal muhafazakârlar dahi, sosyal eşitsizliği indirmeye çalışırlar ki, iktidar elden gitmesin.
avrupa, kapitalizmi 200 yıllık tecrübesi sonucu evcilleştirdi. biz daha yolun başında sayılırız. bana kalsa kırsal toplumda yaşamayı tercih ederdim ama kapitalizm gerekli yasal mevzuatla iyi işleyebilir.
insanın bokundan bile para kazanma açgözlülüğünde bulunan vahşi sistem. Tuvalete girmek, sıçmak 1 liradır.
Evde sıçmak bedava olduğundan dolayı epey kâr sağlıyormuşuz bu konuda diye düşünmeme sebep olan ucube sistem.
Yazın hem haçlık olur hemde zaman geçer diye bir iş görüşmesine gittiğim olayda başıma gelen hadise. neyse bayanla oturdum konuştum. asgari ücret. sabah 8 akşam 7. pazar tatil. biraz hassas bir insanım. piskolojik taciz var mı diye sordum. yani böyle sormadım da işte, ''baskı vs var mı, amirlerin çalışanlarına davranış tarzı nasıl'' dedim. anlamadı. ''çalışanlarınıza kızıyor musunuz bağırıyor musunuz'' dedim. güldü ve ekledi; ''yoo niye kızalım en fazla buraya çağırır kovarım'' dedi. teşekkür edip çıktım odasından. elimde küçük bir kağıt parçası, işe girmek için gerekli belgelerin yazdığı. o gün anladım kapitalizmi ben.
dört bir yandan bağlı olduğumuz yegane "şey" her gün küfür ettiğimiz ama her gün kollarına atıldığımız, az ya da çok illa ki içine girdiğimiz kaygan delik. ohşşş kaygan diyince bi hoş old--- tamam sululuk yok mevzuya giriyorum çocukları alın pistten:
kapitalizmin geçmiş yıllardaki faktöründen ziyade gelecek yıllardaki faktöründen biraz ütopik biraz gerçekçi bahsetmek istiyorum. merkantalistleri, neo-klasikçileri bi kenara koyarsak devir ulus şirketleri ve çok uluslu şirketler dönemi aşikar bi şekilde. meta üç beş sivrinin elinde dönüp duruyor ve halk en azından (yanlış bir deyim de olsa zira galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evladır) küçük burjuva dediğimiz kredi kartı sahibi olan halk olmayan paraları harcamakta feci bir gayret gösteriyor, ve bildiğiniz gibi mortgage gibi balonlar şişip şişip patlıyor ya da bizimki gibi onuncu sınıf dünya ülkelerinde sadece şişiyor (şimdilik). her ne kadar bankalar kredi verme ve denetleme konusunda gayet açık göz olsalar da geri dönüşsüz kredilerin haddi hesabı yok. 543543 taksitle alınan cep telefonlarını saymıyorum bile...
bu tablo bizi nereye götürüyor a dostlar? sıçışa götürüyor! yani öyle bir ülkenin kara çarşambalar kara pazartesiler yaşaması gibi bir sıçış değil küresel seviyede bir sıçış! bu şişme ve farazi paralara bu kadar yüklenilmesinin sonu budur hani demek istediğim (günü geldiğinde) uçuk faiz oranları bile kurtaramaz o koca koca finans devlerini. ben bu koca koca firmaların bu tünelin sonunun boka çıktığını göremeyecek kadar aptal olduklarını düşünmüyorum ve diyorum ki "yeni dünya düzeni" ve bu yeni dünya düzeninin kurulmasında en büyük pay sahibi olacak kurumlar ortada.
bu yeni dünya düzeni nasıl olur nasıl başlar ne zaman başlar belki çoktan girdik bile mi bilmiyorum ama o günlerden çok sonra bu çağın bitişini ve bu çağı gülerek okuyacaklar. aptal, cahil insanoğlunun parayla geçirdiği binlerce yıl! şuraya gelmek istiyorum; bu çağ değişecek ve muhakkaktır ki daha iyisi gelecek o da iyi olmayacak ama bundan iyi olacak ve ondan sonra bir kez daha bir kez daha tarih bize bunu göstermiştir. insanoğlu kadar yaşama içgüdüsü yüksek başka lanet bi canlı yok bi de hamamböcekleri işte. soyumuz tükenmiyor, yok olmuyoruz bi türlü öyle inatçıyız ki! hani bu dediklerim olmazsa zaten yani daha iyisi gelmezse kendi kendimizi patlatırız orası da başka mevzu. kapitalizm işte bu içinde bulunduğumuz kanlı ve iğrenç çağın kapanmasında bize fazlasıyla yardım edecek, kendi kanını kendi kendine emerek bitirecek, insanların canı yanacak çok kan akacak deli kan akacak! ama bitecek.
daha fazla harcayın daha fazla telefon daha fazla araba daha fazla tablet daha fazla mal-mülk! eleştirmek için demiyorum vallahi alın olmayan paralarınızı etrafa güzelce saçın! bir koltukta yirmi karpuz taşıyın. taşıyın ki karpuzlar düşüp patlasın çünkü başka yolu yok. başka çıkış yolumuz yok. insanoğlu, insanlık tarihi boyunca sistemi tümüyle ve ani bir şekilde pek az kereler değiştirebilmiştir onlar da bildiğiniz şeyler ateşin kontrolü, neolitik devrim, yazı vs... ki onların bile yayılma ve etkinlik dönemleri yüzlerce yıl ile ifade edilebilir bundan sonra zaten iyice aptallaşan insanoğlu bir boku değiştiremez. anca sistem kendine reset atacak öyle. yani harcayın bol bol harcayın boğulana kadar harcayın, kurtuluş kapitalizmde!!!
fakirleri, yani 'onlara' göre fakir edebiyatı yapan insanları eriten, işçi sınıfının ciğerini kemiren lanet sistem.
ne kadar empati kursak da bazı şeyleri uygulama yoluyla daha iyi anlıyoruz. itiraf edeyim daha önce adam gibi düzenli bir işe girmemiştim. ilk defa bir işe girmek istedim. lunaparkta 'makine personeli' olarak. bakmayın mesleğin havalı ismine. bilet toplamaktan ve bir kaç düğmeye basmaktan ibaret. her neyse iş başvurusu yaptım. çok geçmeden aradılar. işe girdim, lunapark t-shirtleri falan giydik. makinemi gösterdiler, oturdum. iş başı saat 10.30, paydos gece 12.30. öğle güneşinin altında pestilim çıktı. normalde işçinin 8 saat çalışması gerekir. artı olarak çalıştığı her dakika ek ücret demektir. bunlar mesai ücreti vermediler. ayrıca 14 saat çalıştırdığı işçilere sadece öğle yemeği veren bir patronun himayesinde çalışılıyordu. 5 gün dayandım sabrettim ama her saat başı kanıma dokunuyordu ezilmek, kullanılmak, sömürülmek. bir de patron gelip de 'biz burada günde trilyonlar kazanıyoruz, bir yakınınız gelirse davetiye bileti veririz çekinmeyin isteyin.' demez mi kan beynime sıçradı. benim sattığım her bilet adamın servetine servet katıyor, ben yine işçi yine ezilen. biraz daha sabredeyim dedim fakat makinemin başında bacak bacak üstüne atmış otururken patronun züppe oğlu gelip 'indir o bacaklarını haddini bil' derse sabır kalmaz. züppeye bir girişirsin. patrona da gidip 'al malını terbiye öğret. ben burada işçiyim asker değilim, nasıl davranmam gerektiğini kimse bana söyleyemez.' dedim. işi bıraktım.
benim için işi bırakmak basitti. çalışma zorunluluğum yoktu. evde ekmek bekleyen, sorumluluğum altında bir insan yoktu. rahattım, rahat davrandım. ama düşünüyorum işçilerin neler çektiğini. mecburiyetten sabrettiklerini. vicdanım sızlıyor. keşke bu dünyayı bok etmeseydik.
Kendi ülkemiz sınırları içerisinde başka bi ülkenin vatandaşına ayrıcalık tanınması, bu benim tanımım, yanlışım varsa düzeltin lütfen. Ayrıca kapitalizm bi ülkenin gelişip ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
''hepinizin küçük de olsa bir şansı olmakla birlikte hiçbiriniz asla dünya'yı yönetecek kadar zengin olamayaksınız, ama hepinizin bir gün bir bmw'si olabilir.'' cümlesiyle içi dışı gayet iyi anlaşılabilecek sistem.