şehirlerin en güzeli. her dönüşümde huzur doluyorum. buraya gelirken okuldakinden daha çok çalışacağımı bilerek geliyorum, babamla birbirimizi yiyeceğimizi bilerek geliyorum, annemle ders tartışması yapacağımızı bilerek geliyorum. ama servis garajdan çıkıp altınyola girdiği anda bende hiçbiri kalmıyor.
bir izmirli olarak son zamanlarda geçirdiği değişimden rahatsız olduğum şehir. hayır, belediye çalışmıyor bununla ilgisi yok.
değişimden kastım küçük küçük polat alemdarlar'ın piyasaya sürülmüş olmaları...
cuma günü: köpeğini yere yaptırıp, pisliğini almayan bir de üstüne teyzeme söven barzoya ufak çaplı estetik ameliyat yaptım.
pazar günü: yanında tuhaf konsomatris kılıklı sevgilisi olan bir adet cep herkülünün "ne bahıyon len!" şeklindeki sataşmasına tepkisiz kaldım.
galiba şöyle bir şey var; izmir'e sonradan yerleşenler halkının kucaklayan yapısı sebebiyle yaşadıkları yer de yemese bile biraz daha uzak semtlerde bu tarz şebekliklere, kendilerini kanıtlamak için şova girişiyorlar. ankara'dan döndüğüm dört gün oldu. dört günde böyle iki tipitip'e denk geldim...
sıcak dediler; buz gibi, kızları güzel dediler; soğuk hava gibi, şehir güzel dediler; kızları gibi gidecek hiçbir yer yok.. kısaca şinanay da yavrum şina şinanay.
istanbul'un tüm dezavantajlarına sahip olup, hiçbir avantajına sahip olmayan, son 15 yıldır en ufak bir gelişme bile gösteremeyen öylesine bir il.
doğal güzelliği dışında hiçbir albenisi yoktur.
daha dün istanbuldan misafirlerim gelmişti. adam tutturdu ben izmir'e yerleşicem diye. şimdi ev arıyoruz kendisine. bir hafta kalıp buraya yerleşmeyi düşündü kendisi. güzel izmir, güzel insanlar, güzel iklim...
öyle serin
öyle huzur dolu,
Şu cümleyi kurduran şehir :
Esiyor ama çok üşümüyorsun
Sıcak ama çok bunalmıyorsun,
Rüzgar yakışıyor buraya,
ne güzel esiyor bu akşam.