orospu çocukluğu yapılıp sürekli kötülenen, insanlarıyla birlikte güzelleşen şehir.
izmire laf atanlar bi zahmet denizsiz bi yerde trake solunumunu yapsınlar.
tüm olumsuzluklara rağmen bağımlılık yapan şehirdir. havası sürekli yanıltır insanı, mont giyersin sıcaktan erirsin; ince giyinirsin soğuktan donarsın. ama yine de seversin.
istanbul kadar büyük karmaşık ve çeşitli olmayan ama istanbuldan çok daha kaliteli kültürlü insanları içinde barındıran memleketim.
bu arada çoğu zaman istanbul ile karşılaştırmalara maruz bırakılır.
bu PhotoScape resim düzenleme aracıyla ressam picassoyu karşılaştırmak gibi.
şehirlerin en güzeli. her dönüşümde huzur doluyorum. buraya gelirken okuldakinden daha çok çalışacağımı bilerek geliyorum, babamla birbirimizi yiyeceğimizi bilerek geliyorum, annemle ders tartışması yapacağımızı bilerek geliyorum. ama servis garajdan çıkıp altınyola girdiği anda bende hiçbiri kalmıyor.
bir izmirli olarak son zamanlarda geçirdiği değişimden rahatsız olduğum şehir. hayır, belediye çalışmıyor bununla ilgisi yok.
değişimden kastım küçük küçük polat alemdarlar'ın piyasaya sürülmüş olmaları...
cuma günü: köpeğini yere yaptırıp, pisliğini almayan bir de üstüne teyzeme söven barzoya ufak çaplı estetik ameliyat yaptım.
pazar günü: yanında tuhaf konsomatris kılıklı sevgilisi olan bir adet cep herkülünün "ne bahıyon len!" şeklindeki sataşmasına tepkisiz kaldım.
galiba şöyle bir şey var; izmir'e sonradan yerleşenler halkının kucaklayan yapısı sebebiyle yaşadıkları yer de yemese bile biraz daha uzak semtlerde bu tarz şebekliklere, kendilerini kanıtlamak için şova girişiyorlar. ankara'dan döndüğüm dört gün oldu. dört günde böyle iki tipitip'e denk geldim...