geçen hafta istanbul'daydım. bağdat caddesi, ortaköy, beşiktaş, bebek, taksim altını üstüne getirdik. en son taksim'deki bardan saat 04.00 gibi çıktık sanırım.
dün de alsancak'taydım. kıbrıs şehitleri, gül sokak, kordon. gün boyu, geç vakitlere kadar.
ve kesinlikle şunu söylemeliyim ki, izmir gibi bir kent yok. burada herkesin yüzü gülüyor. asık yüzle gitsen bile alsancak'a, gülümsemeye başlıyorsun bir süre sonra. seni içine çekiyor. istanbul gibi değil kesinlikle. kalabalıkta kaybolmuyorsun. hızla bir yere yetişmeye çalışmıyorsun.
özellikle dün, alsancak şenliği vardı belediyenin düzenlediği. her köşede bir konser, her sokakta sanatsal bir etkinlik. konserlere eşlik eden, sokakta dans eden insanlar.
anlatmak istediğim; istanbul çok güzel, çok büyük ama. insanlar sanki izmir'de daha mutlu. daha dingin. daha özgür. daha güvenli. daha çok hayatını yaşıyor. kalabalıkta kaybolmuyor.
eşsiz memleketimin ege bölgesinde bulunan güneşi denizi canlı,yazı kışı ayrı güzel olan,vatan sevgisi ve kültür seviyesi oranının yüksek olduğu bilinmesine rağmen içinde yaşayan bazı tuhaf ve hazımsız insanlardan dolayı adı lekelenmeye çalışılan güzel şehir.
iktidar tarafından ele geçirilemeyecek bir yer olduğundan * sansürlemeye çalışılacak şehirdir. * insanını da çok severim sokaklarını da palmiye ağaçlarını da . sevmediğim tek birşeyi var o da fırtına vadisinde oturan bir cadaloz teyze vardı şebnem ferah konserinde izmir fuarda benden fırça yemişti çok sağlam. yaşlı diye sesimi çıkartmıyordum yerimi almaya çalışıyor . aa bir baktımki durum değişik pek bir saygısız payladım bende. *
aşık olduğum, uzakta kalınca kokusunu bile özlediğim şehir. üniversite uğruna ayrılmak zorunda kaldığım ama her an köpek gibi özlediğim bence dünyanın en güzel şehridir. izmir'de yaşamayanlar izmir'i anlamaz ve bilmez. bu yüzdendir ki izmir'i küçümseyip aşağılamaya kalkarlar. ama bir kere izmir'i ve ege'nin kokusunu içine çekenlerin "kalbi ege'de kalıverir." ...
evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. bi oturuşta 60'ar 80'er midye yeriz, istifno severiz, cibez'e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz'a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...
*
paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... canı çekerse, o seni tavlar! liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, izmirli kadınlar alır kupayı... erkekleriyle kahveye giderler çünkü... şaşırdın di mi? al buna da şaşır, nargile içerler... askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... gönül yazar'ız, sezen aksu'yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, karantinalı despina'yız... sensin varoş! biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.
*
erkeklerimiz de fena değildir hani... detaya girmeyeyim, ayhan işık, metin oktay, mustafa denizli mesela, bi fikir verir sana... ertuğrul özkök'ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... ayıptır söylemesi, mahsun kırmızıgül'le alişan'ı ayırt edemeyiz biz.
*
gülümseriz.
*
enginarın başkentidir; izmirlidir incir. kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, mcdonald's'ın bunalıma girdiği tek şehirdir... zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; güzelbahçe, seferihisar, urla, karaburun, çeşme, öbür tarafta dikili, foça, çipurayız... pak bahadur'u özleriz... durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun izmir'de.
*
siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye saat kulesi'ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! rahatızdır... çocukları kemeraltı'da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta kemeraltı karakolu'ndan alırız... ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... aceleye gelemeyiz! bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 ağustos saat 20'de tiyatro başlıyor... 20.30'da geliriz... sanatçılar da izmirliyse, tiyatro zaten 21'de filan başlar... uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, izmirli sıkılır, gider. pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202'dir. tek tek isim vermeye üşeniriz.
*
35'imiz var.
35 buçuğumuz da var.
34 plaka gördük mü, kapışırız... arkadan sirenleriyle isterse cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
*
özetle, arızayız!
*
erkek çocuklarına en çok "efe" adı konulan şehirdir orası... zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. hasan tahsin orada, kubilay orada, latife hanım orada, zübeyde hanım bize emanet, bize... mustafa kemal de, ağlar kadınlarımız... sokak sokak, bulvar bulvar, milli mücadele müzesi'dir... istanbul'daki gibi birinci ahmet çeşmesi falan yoktur orada... ankara'daki gibi cinnah caddesi, arjantin caddesi de bulamazsın pek... recep tayyip erdoğan kavşağı'nı teklif etmez hiç kimse.
kendisine ev sahibi olarak, ayla dikmen'in kordon'da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve türkiye'nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "ben söylerken gülmedin mi? falımızda ayrılık var demedim mi? anlamazdın, anlamazdın...
en çok günah işlenen kent ankara olduğu halde, günahkarların dikkatleri haksız yere üzerine çekmeye çalıştıkları ve lanetli çatal dillerine pelesenk ettikleri, güzel ve uygar kentimizdir.
Koltuğunun altında bir top beyaz kağıt.
Bir yangından kaçar gibi.
Bir fırtınadan kurtulmuş gibi.
Bir depremden çıkmış gibi gelirdi.
Bilirdik. Hiç ses çıkartmazdık. O doğrudan asansöre gider, 801 Nolu odaya çıkardı.
Bazen birkaç gün kapıyı açmazdı. Sayfalarca yazardı.
Kapandı mı odaya, sanki koskoca Körfezi yeniden kurardı.
HiÇBiR ŞEY TESADÜF DEĞiL
Emektar bir garson 801 Nolu odaya girerken anlattı bunları bana.
Kapı açılır açılmaz anlamıştım zaten. Odanın terasından Körfezin akşam rengine düşecek gibi olmuştum.
Ruhum sendelemişti. O mavilik bir uçurum gibi önümde açılınca gözlerim kamaşmıştı.
Belki bunları anlatarak 801 Nolu odanın mahremiyetine haksızlık ediyorum ama dayanamadım işte.
O teras tahrik etti.
Duyduk duymadık demeyin;
Eğer aniden her şey üzerinize gelirse, bunalırsanız, içinizdeki camlar kırılır, aynalar çatlarsa; kraterler açılırsa ruhunuzda, şakaklarınızda fırtınalar koparsa; bulutlanırsa gözleriniz;
Hemen 801e gelin...
izmir Palas Otelinin terasından Körfeze kaçın...
Sezen Aksunun odasına...
Emektar garson Sezenin bu ani gelişlerini, Körfeze kapanışlarını anlatınca;
içimden dedim ki:
Hiçbir şey tesadüf değil...
Ne Sezen tesadüf; ne de izmir.
Ne de Sezenin izmirli olması tesadüf.
Kim bilir hangi isyanın ateşlerini yaktı Sezen 801de...
Hangi cam kırıklarını yükledi Körfez gecelerine.
Alsancaktan Kanlıcaya kadar hangi gözyaşını yüzdürdü Egede...
Ne garip...
Seçim turu için geldiğim izmirde böyle bir odaya düştüm.
Unuttum kimin kaç oy alacağını sormayı...
Oy pusulam şaştı.
Rotam karıştı.
Bütün siyah takım elbiselerimi, lacivertlerimi, kravatlarımı fırlatıp attım.
Çıktım dışarı, bıraktım kendimi Pasaport iskelesinden.
Bir de baktım Atilla ilhanın oturduğu masaya düşmüşüm.
Karşıyaka vapuru dümen kırarken, kıyılarında cıvıl cıvıl insanlarıyla bu çılgın şehir için dedim ki:
izmir bir tesadüf değildir. Bu şehrin insanlarındaki Cumhuriyet sevgisi, Mustafa Kemal aşkı, uygarlık yokuşu tesadüf değildir.
Sezen Aksunun 801 Nolu odası, Atilla ilhanın Pasaport kahvesindeki masası bir tesadüf değildir.
Bunca lüks otel varken;
Benim izmir Palasta Sezenin odasından Körfezin terasına düşmem tesadüf değildir.
Bu yüzden diyorum ki:
Gel sen bu defa izmirden siyaset yazma.
Çünkü bilinen bütün oy pusulaları şaşırır bu şehirde.
Gel sen hangi parti kaç oy alacak diye de sorma.
Bırak siyasi parti araştırmasını.
Cıvıl cıvıl bir izmir partisi ver kendine.
Öyle de yaptım.
izmire sarılıp uyudum. içime çektim gökyüzünü.
Bir Sezen bestesi, bir Atilla ilhan dizesiyle.
Şaşırıp kaldı bütün oy pusulaları.
konumu itibariyle güzel bir şehir olsa da, yerleşimi, planlamasıyla bildiğin köy gibidir, hatta köyden de kötüdür, köyün bile kendine has güzelliği vardır, izmir ise gecekondulaşmanın, çarpık yapılaşmanın kentidir, izmir güzel filan değildir, sadece güzel olmayı hak eden bir şehirdir, izmirliler keşke hizmete, yatırıma oy vermeyi tercih etselerdi, ama tıpkı diyarbakırlılar gibi ideolojik düşünüyorlar, chpli birisi ceketini aday gösterse izmirli sözde aydınlar hemen adama atlıyorlar, ak partili kişi dünyanın en iyi fikirleriyle gelse zaten kafadan adamı mahkum ediyorlar, bu önyargılılarla dolu şehre bi de aydın şehir diyorlar.