bu şehirde yaşayan insanların kendilerini başka bir ülkede hissetmeleri de en az çamur atanlar kadar saçma. yani ben gittim de çok farklı bir yer görmedim. kendimi malibuda, işte ne bileyim bahamalarda, çok modern olacaksa da hollanda da hissetmedim. kendilerini bu kadar soyutluyorlarsa ayrı bir ada devleti kurabilirler. böylece iddia ettikleri gibi eğitim ve çağdaşlık seviyeleri kendilerinden kat kat düşük olan loser ülkemizin loser şehirlerinden de ayrı mutlu mesut bir hayat sürerler, bana hava hoş yani. mümkünse yobazlar falan da gitsin. biz baş başa geçinelim gidelim.
pek bir abartıldığını düşündüğüm şehir. büyükşehrin imkanlarına sahip olup kaostan, kalabalıktan uzak olduğu doğru. bazı mekanları güzel de, laf yok. ama senelerdir burada yaşıyorum, varolmayan, pompalama bir şehir imajı yaratılmaya çalışılıyor yerli halk tarafından. aman da izmirliler bir taneymiş, izmirin kadınları asılana sarkana elinin tersiyle hakkını verirmiş, liseli öğrenciler mezun olunca hocalarıyla kafayı çekermiş falan filan... peh!
şehir planlaması, rezalet. altyapı sıfır. bir kordon, bir karşıyaka var izmir'de. geri kalan her yer karmaşa. kıyıdan uzaklaşmaya başlayınca manzara inanılmaz değişiyor. 5 km'de bir kırmızı ışığın olduğu ana cadde nedir yahu? binalar desen kırık dökük, kıçkıça.
o koca koca yalıların zamanında oralara dikilmesiyle de iç kesimlerdeki insanların deniz esintisinden mahrum bırakılıp her yaz kavrulmaları amaçlamış herhalde?
sinirlendim ben.
izmir özgürlüktür, hayatin damarlarinizda hizla aktigini hissetmektir. kordonda bir gün batimini cimlerin üzerine oturup dalga sesi esliginde izlemektir.
ilk bi kac ay ne yapacagim burda deyip hüzünlenmek, ardindan vazgecememektir! gözyaslariyla veda etmektir.
göcmen mahallesinde kirada gecirilen 6 yil, bu insanlarin ne kadar candan, sevgi dolu oldugunu görmektir. dügünlerindeki müzikleriyle balkanlara uzanmaktir. göz yaslariyla vedalaridir, ardinizdan bir tas su dökmeleridir siz ayrilirken.
izmir kumrudur, boyozdur, cigdemdir. o denli sicak, citir citirdir.
Izmir genctir, genc kalmaktir her daim. 15dk.lik bir vapur yolculugunda hayattan soyutlamaktir kendini.
Izmir marti cigligidir. Anadolunun iclerine gidildikce özlenen! Biraz mavi, biraz yosun kokusudur.
Teleferikle tepeye, mis gibi bir manzaraya ulasmak, inciralti'nda denizin durgun yüzeyine hayran olmak, kemeralti'nda sokaklarda kaybolmak, gümrük'te demli cay icmek, kordon'da cimlerin üzerine dökülmüs insan kalabaligina sasirmamak, karsiyaka'da carsida dolanmak, bornova'da daracik masalara sigismaktir ögrenci usulü, ykm ya da sevgi pastenesi'nin önünde bulusmaktir en az bir kez.
yedi yil icime cektigimdir, ikinci ve belki asil memleketimdir, unutamadigimdir, özlenendir..
efes gibi antik çağın metropol kentine ev sahipliği yapan, antik çağın 7 harikasından biri olan artemis tapınağının bulunduğu, hristiyanlığın haç merkezi meryem ana nın son yaşadığı ev, şaraplarıyla ünlü şirince köyüne evsahipliği yapan selçuk ilçesine sahip; ilimiz candır ciğerdir en önemlisi yaşadığım yerdir.
başını denizden çevirmedikçe aşık olunacak kadar güzel bi şehirdir ancak geriye dönüp biraz yukarılara baktığında sıradan bir anadolu kasabası görürsün ki bunda izmirin günahı yoktur. şehir merkezi baştan sona yıkılıp yeniden imar edilmelidir.
içinden çıkamıyorum bu şehrin, ne kadar düşünsem de fellik fellik aramak zorunda kalıyorum bir önceki düşündüklerimi, yine ve yeniden.
nitekim burası çağdaş bir şehir olarak geçiyor, kendi lügatlarında tabii ki. medeniyet bu değil esasen bilmiyorlar. işin özeti, ulusalcıyım diye geçiniyorlar fakat elin yunanıyla, ermenisiyle gayet sıkı fıkılar.
e bunlar zaten ataları diyebilirsiniz, kaldı ki bir bakıma doğru olabilir. gavur izmir lafı boşa değil. paradoksa sürüklendiğim anlar da işte buna tekabül ediyor.
yani bunlar hem ulusalcı, milliyetçi, çağdaşlar değil mi?
peki yunan hayranı, batı meraklısı da buralılar değil mi?
nitekim aklıma bir hikaye geliyor;
malum bir evin önünden birtakım kişiler geçiyor, böyle grup şeklinde erkekler. o malum evde yaşayan bir çocukta taş alıyor onları taşlıyor ama nasıl bir hınç ile.
sonra bir kişi daha geçiyor ileriden, çocuğa bağırıyor, diyor ki;
mayıs ayının ortasında bana deri ceket giydirdiği için küskün olduğum şehir.
küstüm evet.. ama artık ılık havalara yelken açarsa yavaş yavaş, barış ilan edebiliriz tekrar. hemen affederim. unuturum bugün beni sırılsıklam ıslattığını, soğuk rüzgarıyla üşüttüğünü. evet. anında unuturum.
garip bir şekilde çalışarak gelir elde etmenin zor (iş miş yok olan hep asgari ücret) fakat kiraların da bir o kadar yüksek olduğu şehir. eğer bin liranın üzerinde olmayan bir maaşınız ve başka ek geliriniz yoksa merkezi denebilecek semtlerinde oturmayı aklınızdan dahi geçirmeyin.