ergen kızın dönüp dönüp yazdığı iletisi gibi olan hede.
iyi geceler dünya,
bana çok bir bok vermesen de.
köpeğin hatrı yoksa bile sahibinin vardır diyorum.
seni yaratanı seviyorum.
allah, timsahlara diş fırçası olan kuşta bile var bana göre.
"vay ibne adem, bok yemeseydin de biz de rahat etseydik" diyen sığ beyinlilere selam ederek bereketine şükretmekteyim.
bundan mutlu olduğum gibi, geceleri cinlerden ya da başka bilmediklerimden üç buçuk attığım zamanlarda "sana sığınıyoum" diyebilmek ne derece müthiş keşke herkese anlatabilsem.
cin demekten hiç korkmadım ve hiç üç harfliler demedim.
ama bir şeyden korkacak olsadım da üç metrelik bir zombie yerine üç harfliler olurdu.
ilkleri de seviyorum galiba.
bir de ilk aşkım vardı.
saçları yüzüne dökülen...
artık yok.
ne ilk aşkım kaldı geriye bana ait.
ne de yüzüne dökülen saçları...
peki neden hala olumsuz olamıyorum?
o da ayrı bir muamma sanırım?!
her neyse,
iy geceler dünya...
evet iyi sabahlar demelisin diyen zihni sinirlerle dolu bir sözlükte yazarım.
olsun,
iyi geceler dünya,
iyi sabahlar da aslında sana,
çok iyi şeyler getirmesen de bana,
seni yaradanın hatrı var orda...
kafiyeden nefret edip akgün akova dışında şair sevmeyen biri olarak bu entryi bozarak bitirmeliyim.
tarık dursun k. nın romanıdır. kitabın giriş bölümünden. ulan üstteki yazılan güzel şiirden sonra bu açıklama bok gibi oldu ama idare edelim. *
--spoiler--
Telefonun kumsarasından içeri arka arkaya iki on feniklik attım, kırmızı «bitte zahlen» yazısı söndü; yerine yeşil, iğne uçlu bir ok yandı.
«Frau Müller ile mi konuşuyorum?»
Kalın, tıksoluk bir kadın sesi,
«Ja, bin's, bitte!» dedi.
«Herr Tok'la görüşmek istiyorum, mümkün mü acaba?»
«Kimsiniz?»
«Bir Türk arkadaşı»
Kadının telefonun öbür ucundan içini çektiğini duydum.
« Es tut mir leid, ihr Freund ist nicht da...»Bir an durdum. Söylediklerini tek tek anlamaya, birleştirmeye çalıştır: « Çok üzgünüm, arkadaşınız burada değil.»
--spoiler--