uzaktan bakıldığında hayal gibi bir yer ama içine girince bunaltan ayrılırken hele de geceyse insanı titretip kendine getiren ve tekrar hayranlık uyandıran şehir...
gerçekten tanıyıncaya bir bütün olununcaya kadar cevherlerinin çok da farkına varılamayan dünya harikası
başka bişeydir istanbul öyle şehir işte deyip geçemezsin, içkide rakı , derste matematik, dansta michael jackson, futbolda pele, içecekde kola neyse dünyada istanbul odur.
ağzı olanın, hakkında yorumlar yaptığı, buna rağmen kimsenin kılını bile kıpratmadığı, her şeyi oluruna terk edilmiş, o kadar çok sevenine ve kalabalığına rağmen, yalnız kent.
uludag sözlükte beni dumura uğratmış entrylere sahip olan şehir! herkesin sevdiği ama genelde bir iki kelimelik cümlerle tanımlayıp, baştan savılmış öksüz kent.ankara hakkında girilen entryler bile insanda duygu yüklü bir etki bırakırken, istanbul'un sahipsizliği heryerde olduğu gibi burada bile ortaya çıkıyor...
bir yerleşim birimini diğerlerinden farklı kılmak suretiyle bina yığını değil de 'şehir' yapan şahsına münhasır özelliklerini bıkıp 'utanmadan ' öldürdüğümüz kötü(!) alışkanlığımız, mekanımız, en eski ve en yenimiz, çok şeyimiz, çok sevdiğimiz... her şeye rağmen güzel ve hala 'şehir'...
atalardan emanet, lakin pek iyi sahip çıkamadığımız, şehir özelliğini, kendine özgülüğünü yok etmek için adeta elbirliğiyle çalıştığımız şehir. mutlaka izlenmeli şu klip:
ugruna şiiirler, şarkılar, türküler söylenen, taşı topragı altın olmasa da iyi degerlendirilirse dünyanın en güzel şehirleri arasında olabilcek kapasiteye sahip metropol
(bkz: istanbulu dinliyorum gözlerim kapalı)
Gün içinde boğuculuğuyla lanet ettirsede, akşam boğaz manzarasının insanı kendinden geçirdiği yer. Dünyanın en harika yeri. Senden vazgeçmek mümkün değil be istanbul...
terkedip gidemem seni..benim de payım var denizinde..gözyaşlarım var sularının derinliklerinde,sevdiklerim için akıttığım..kimseye ağlayamam,yine sana ağlarım..sen dinlersin beni *
ilk başta yadırgadığınız, zamanla kendini sevdiren ve saplantı haline gelen, kimi zaman güldüren kimi zaman ağlatan * ama her zaman kendinizden bir parça bulup, mistik havasını içinize çekebileceğiniz, tarihinden ilham alan güzel bir o kadar da özel şehir...
doğmuş olduğum il olmasına rağmen 20 yıl sonra ilk kez gittiğim şehir. yaşaması çilelidir ama zevklidir. akbilin tüm araçlarda geçtiği tek şehirdir. kimini kendine aşık eden kimini katil eden şehirdir. türkiye nin özeti olan şehirdir.
Dün gece düşümdeydin istanbul
seni yazdım
şiirin içinde düş
düşün içinde şiir
bitmeseydi hayalin
emin ol uyanmazdım
ölmeden mümkün mü ki görmek
böyle bir şehir
''Yıl iki bin yirmi üç
saçlarımda sonbahar
sen de değiştin
yalnız bir ben değil istanbul
bir sen gün eskittikçe güzelsin
cennet kadar
şimdi gençlik yıllarımı
bulabilirsen bul
kanayan bir yaraydı
bugün hatırda kalan
anlamışsın istanbul
el çalışmak için var
bir çeyrek asır önce
bu şehirde yaşayan
şimdi yok avuç açan
o çaresiz insanlar
şükür sana istanbul
şimdi yuvasız kuş yok
çocuklar lunaparkta
okul bahçelerinde
çocuklar üşümüyor
çocukların karnı tok
şükür sana istanbul
her şey yerli yerinde
denizaltı tramvay
Bebek'ten Üsküdar'a
üçüncü şahıs metro
Fatih'e Beşiktaş'tan
mavi bir cennet Haliç
hükmetmekte bahara
çok erken doğmuşuz biz
başlasak yeni baştan
ağaçların altında
koştururduk günbegün
çocuk olsaydık şimdi
ben ve tüm yaşıtlarım
güçbela yakışırdı
belki bundan bu hüzün
böyle güzel bir kente
oyuncak taşıtlarım
şimdi genç olmak vardı
yürümek sahil boyu
aşık olmak
elinde tutmak sıcak bir eli
martılardan geçilmez olmuş
istinye koyu
şimdi nerde bilinmez
esen o kavak yeli
ey Fatih'in sevdası istanbul
ne güzelsin
aldığım nefes temiz
gök mavi, deniz mavi
ne fakir yerlerde
ne başı gökte zenginin
değil şimdi seninle
hiçbir şehir müsavi
ey istanbul, ey güzel şehir
ey şehr-i sultan
Cahit'in istediği memleket
bu olmalı
Orhan Veli oturup
Rumelihisarı'ndan
bu vakit dinlemeli seni
gözler kapalı''
ne güzel rüyaydı bu
tanrım! neden uyandım
bu şehri böyle görsem
nedir ki ihtiyarlık
son anımda da olsa
ölürken adım adım
yeter de artar bana
bu kadar bahtiyarlık