griye boyanmış bir kent ve martı çığlıkları kalbinizi tırmalıyor. bulutlar gözünüze bir hayat taşıyor. yağamıyorsunuz artık. çünkü ıslatmaktan korkuyorsunuz yaşanmışlıkları. kararlar alınırken size dair, beşiktaş sahili bile yabancı kalıyor. hiç olmadığı kadar hem de. sıcak çayınız buz tutuyor, küp küp düşüyor canınız sol yanınızdan. hıçkırık sesleri bastırıyor vapurun sesini. köpüklü dalgalarla yarışamayacak kadar kurak göz pınarlarınız. kadıköy'e geçiyorsunuz. anadolu kokuyor. fakat unutturmuyor onun kokusunu. bir aşktan geçmeye zorlanırken siz, aldığınız yol bir köprü boyu kadar. sadece bir köprü, yaşamla ölüm arasında...
sonbaharında mükemmelleşen şehir. ne yazın sıcağı kalır üstünde ne de kışın hengamesi. daha bir başka buyur eder insanı bağrına sokaklarına havasına. dünyanın incisi olabilecek kadar inci bir şehir. dimaglara kazınabilecek kadar etkileyici şehir. alelade zamanlarda beklenmedik tatları veren hatıraların siyah beyaz fotoğrafını çizen şehir. bir şehri sevmenin ne olduğunu mısralara ileten şehir. hele bir de sevgili ile daha bir sevgili olan şehir. seviyorum işte öyle bir şehir.
her gittiğimde bayıldığım şehir. istanbul trafiği de neymiş derdim. arkadaşım da bu yollar senin şansına açık derdi. haklıymış. insan hiç bir arabadan inip işe yetişebilmek için bulunduğu yeri tarif ederek taksi çağırır mı? buna rağmen işe geç kalınır mı? sebep de avcılar'daki yol çalışması ve o gün açık öğretim sınavının olması. kısacası arkadaşım haklıymış yollar hep benim şansıma, bana açıkmış.
içinde yaşayan 15 milyona yakın insanın çok ciddi bir çoğunluğunun her gün içlerinden lanet ettiği, ancak karşılarına fırsat çıksa dahi asla ve asla bırakıp gidemeyecekleri şehir. işte öyle bir yer istanbul...
özetle: kalabalık ve sorunlu, ama hayat burda!
bu gidişle hep aklımda kalacak şehir. orada yaşayan herkesten 'istanbuldan ayrılmak istiyorum' sözlerinin duyulmasına rağmen, bu şehire gitmek, bu şehirde ezilmek, bu şehre aşık olmak, ve boynu bükük şekilde geri dönmek istiyor insan.
" ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin
.
.
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar?
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık "
tüm istanbul yaralarından çok acıtır istanbul yangını,
bu şehir içine işler kokun olur zamanla.
tüm özlenen şehirlere inat;
dört başı mamur, çöker içine.
öfkeyle yazılan her ayrılık mektubunu
yırtar atar küstahça
için burkulur acizlikten ama,
yine dönüp sevdalanırsın ilk günde ki gibi
Duvarlarinda " kemalist duzeni yikacagiz " yazan sehir. birileri hala istanbul' un kendilerini bekleyecegini umut ederek yasayadursun , tophanenin karanlik sokaklarinda yatan o cocuklar duvarlarina iste bu cumleyi yaziyorlar.