heryere geç kalmaya hep içten içe hep küfür ettiğim,
ordayken mutsuzmuşum gibi gelen,
ama ayrılınca meğer ne mutluymuş senle hayat dediğim,
canımın içi, yeri asla doldurulmayacak,
bir acayip yer,
seni seviyorum istanbul
seni çok özledim
aşk olduğum şehir istanbul. her türden insanın bulunması mümkün olan metropol şehir. istanbul'u sevenler ve istanbul da yaşayanlar için nereye gidilirse gidilsin yine özlem duyulan şehir.
en güzel hikayelere, aşklara, dostluklara, kahramanlıklara ev sahipliği yapmış dünya'da eşi benzeri olmayan tek şehir. Hele birde sizin şahsi hayatınızdaki anılara sahiplik yapmışsa bu şehir ve siz şuan o şehirden uzaklardaysanız vah halinize. Bazı anlar gelir bir anda arkada çalan şarkı sizi dağıtmaya yeter. Bu şehrin büyüsü vardır büyüsü. Kimse inkar etmesin. Hiçbirine benzemez bu. Sizi içine alır ve hayatınız boyunca ondan ayrı olmanıza izin vermez. Kıskanır sizi diğer şehirlerden. Ondan uzak olduğunuz zamanlarda sanki sizi üzmek için hep aklınıza gelir. O yaşanan her şeye şahittir çünkü. O sizinle o güzel zamanları paylaşırken, sizin ondan uzak olmanızı istemez. Hep yanında olun ister. Keşke istediğini yapabilseydim.
istanbul harika bir kadın, karşısındaki her erkeğin her daim kaybedeceği denli güzel olanlardan. Ve bu yüzden bence dingin, duru, ılık sevgilerle değil, bıçak keskinliğinde kan kırmızısı tutkularla, yara bere içinde, zifte batmış çıkmış perişan bir halde, aşkın en arzulu ve en şehvetli halleriyle yazmak gerekiyor o kadını.
milyonların gurbeti. ömrünün sonuna kadar istanbul'da yaşamak zorunda olduğunu bildiği halde memleketin neresi sorusuna istanbul diyemeyen milyonları barındıran şehir.
Taşı toprağı altın diye lanse edilen, bilmem kaç milyon insanın yaşadığı ,yaşayan herkesin her zaman acelesinin olduğu,her şey için trafiğin bahane olarak gösterilebileceği(ör:okula geç kalmak,işe geç kalmak vs..),ömrümün en güzel yıllarını tüketeceğine inandığım güzide memleket(metropolis)..
griye boyanmış bir kent ve martı çığlıkları kalbinizi tırmalıyor. bulutlar gözünüze bir hayat taşıyor. yağamıyorsunuz artık. çünkü ıslatmaktan korkuyorsunuz yaşanmışlıkları. kararlar alınırken size dair, beşiktaş sahili bile yabancı kalıyor. hiç olmadığı kadar hem de. sıcak çayınız buz tutuyor, küp küp düşüyor canınız sol yanınızdan. hıçkırık sesleri bastırıyor vapurun sesini. köpüklü dalgalarla yarışamayacak kadar kurak göz pınarlarınız. kadıköy'e geçiyorsunuz. anadolu kokuyor. fakat unutturmuyor onun kokusunu. bir aşktan geçmeye zorlanırken siz, aldığınız yol bir köprü boyu kadar. sadece bir köprü, yaşamla ölüm arasında...
sonbaharında mükemmelleşen şehir. ne yazın sıcağı kalır üstünde ne de kışın hengamesi. daha bir başka buyur eder insanı bağrına sokaklarına havasına. dünyanın incisi olabilecek kadar inci bir şehir. dimaglara kazınabilecek kadar etkileyici şehir. alelade zamanlarda beklenmedik tatları veren hatıraların siyah beyaz fotoğrafını çizen şehir. bir şehri sevmenin ne olduğunu mısralara ileten şehir. hele bir de sevgili ile daha bir sevgili olan şehir. seviyorum işte öyle bir şehir.
her gittiğimde bayıldığım şehir. istanbul trafiği de neymiş derdim. arkadaşım da bu yollar senin şansına açık derdi. haklıymış. insan hiç bir arabadan inip işe yetişebilmek için bulunduğu yeri tarif ederek taksi çağırır mı? buna rağmen işe geç kalınır mı? sebep de avcılar'daki yol çalışması ve o gün açık öğretim sınavının olması. kısacası arkadaşım haklıymış yollar hep benim şansıma, bana açıkmış.
içinde yaşayan 15 milyona yakın insanın çok ciddi bir çoğunluğunun her gün içlerinden lanet ettiği, ancak karşılarına fırsat çıksa dahi asla ve asla bırakıp gidemeyecekleri şehir. işte öyle bir yer istanbul...
özetle: kalabalık ve sorunlu, ama hayat burda!
bu gidişle hep aklımda kalacak şehir. orada yaşayan herkesten 'istanbuldan ayrılmak istiyorum' sözlerinin duyulmasına rağmen, bu şehire gitmek, bu şehirde ezilmek, bu şehre aşık olmak, ve boynu bükük şekilde geri dönmek istiyor insan.
" ulan istanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin
.
.
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar?
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık "