3 günlük zeytinburnu, sultanahmet ve ayasofya macerası boyunca 10 kişiden sadece 4'nün türkçe konuştuğunu gördüğüm şehir.
zeytinburnunda sokağın ortasına sıçan ve bağıra bağıra kürtçe konuşan kürt kardeşlerimiz,
ayasofya'da, fotoraf çekerek makineyi bozmaya yemin etmiş turist kardeşler,
sultanahmet'te, sırada arkanızda duran alman ve fransız turistlerin devamlı size bakarak bir şeyler söylemesi.( dönüp bir şey söylesen ırkçı sen olacaksın).
bu ne la böyle ?
resmen özerk bölge haline gelmiş.
kültür mozaiği ayağına resmen şehrin içine sıçılmış.
yunanlılara bıraksak daha iyi bakarlardı.
fazla turist görmeyen arkadaşlar, turistin iyi bir bok olduğunu zannediyorlarsa bir daha düşünsünler.
not; bir de bu turistlerin arap olanları var.
4 tane simsiyah pelerin giymiş ablalar, arkanızdan şam şeytanı gibi çıkıp size kalp krizi geçirttirebilir.
genelleme veya ırkçılık yapmak istemiyorum ama büyük oranda kürtlerin içine sıçtığı ilimizidir. bu benim fikrim mi elbette hayır kürt olan en yakın arkadaşım da aynı şeyi söylüyor.
trafiği çok olabilir, kalabalık olabilir, insanları duyarsız olabilir, denizi kirli olabilir, kavgası gürültüsü bol olabilir ama tekrar dünyaya gelsem yine istanbulda yaşamak isterdim sanırım. yine moda sahilde arkadaşlarımla uzanıp bira içmek isterdim, yine o muhabbetiyle ünlü minibüslere dolmuşlara binmek isterdim.
hayallerin, umutların, üzüntülerin, çığlıkların, aşkların şehri. insan bir yandan sokaklarında kaybolmak isterken bir yandan da elinden geldiğince uzaklaşmak istiyor bu şehirden. yaşaması oldukça zor, kalabalık, yorucu ama tüm bunlara rağmen insanı kendine çeken, buram buram tarih ve deniz kokan şehir. sevdiğim ama asla bir haftadan fazla tahammül edemediğim, uzaktayken yaklaşmak, içindeyken de uzaklaşmak istediğim şehir. her sokağında farklı bir hikayeyle karşılaşıyor; bir yandan üzülürken diğer yandan kahkahalar atabiliyorsunuz bu şehirde. bir de insanları sürekli bir koşuşturma halinde. hep bir tedirginlik var sanki üstlerinde.
Insaat baronlarinin her gun tecavuz ettigi, rant elde etme amacli sehir."Bir ulkede bir sehir asiri gelisirken ,digerleri yerinde sayiyorsa o ulke geri kalmis bir ulkedir." Onermesinin en yerinde ornegi.
zevk-ü sefa kenti her tür insanla karşılaşılaşılabileceği her tür zorluğun ve kolaylığın yaşanabileceğibazen beş parasız, bazen sevgisiz, bazense kendinizi en mutlu yerde olduğunu hissedebileceğinizhakkında ileri geri sözler sarf etseniz dahi yaşamaktan vazgecemeyeceğiz şehr-i muazzama.
bu koca ili 20 ve ya 30 seneliğine herhangi bir avrupalı ülkeye verip tamamen boşaltsaydık; 30 sene sonra gördüğümüz il mükemmel olacaktı. ama şimdi düşününce 30 sene sonra buralar kaçmak için delik bile bulunamayacak derecede olacaktır.
sen üzülme istanbul terk etmiş olsam da seni , seni terk edişim senden değil sana layık olmamamdan. üzülme sen istanbul onlar alsın olimpiyatı sen oldun gönüllerin anahtarı. varsın gitsin olimpiyat , doğrul yerinden. sen neler gördün harap bir şehirden , sen istanbul sun başlarsın yeniden. durursun ayakta.
boğazdan bir başka gözükür, insanın içini titretir o an oradan atlayasına gelir boşluğa ama yere düşmemek ve hep o manzarayı izlemek kaydı ile, tarihi büyüktür, insanları çok kalabalık teleşgah kötülük ve iyilikle yoğrulmuş fakirlik ve zenginliğin ortalarında bir şehir. türkiye demek istanbul demek tr nüfusununun 4 te birlik bir kısmını kaplayan kucak açan şehir neleri geldi geçtidede hala ruhum alışamadı.