Her gittiğimde sanki hep burada yaşamam gerektiğini bana söyleyen şehir. En az birkaç yıl yaşamadan ölürsem gözüm arkada,istanbulda kalacak gibi olan kent.
Umarım bir üç dört yıl sonra bir süre burada yaşama şansım olur diyebildigim .
Vapur yolculuklarına aşık olduğum, o eski ve nostaljik havasına aitmişim gibi hissettiren.
biz istanbullular alkolik eş gibiyiz. kadını hep aşağılıyor, küfrediyor, dövüyoruz. elimizden çekmediği kalmıyor zavallı kadının. ama bütün eziyetlerimize rağmen hep ilk konuşan taraf o oluyor. dönüp gülümseyerek ilk yumuşak sözü o söylüyor hep hiçbir şey olmamış gibi. ve hep güzel. inanılmaz güzel. bizim olması adil olmayacak kadar güzel. biz de onsuz yapamayız biliyoruz ama kronik şiddet meyilliyiz bir gün iyiysek, beş gün kötüyüz.
o kadına iyi bakmak lazım. güzelliğini kaybetmesin.
"insan yaşadığı yere benzer ahmet abi." demiş edip cansever bu şehir de diğerleri gibi ama daha fazla benzetiyor kendine soğuk, telaşlı, hırslı ve mutsuz.
sisle kaplı boğazı, servilerle donanmış sırtları, ahşap kokan sokaklarıyla hayal ettiğim, ancak pek çok azına rastladığım şehir. kabahat onu böyle tasvir eden eski edebiyatçılarda değil, onu hunharca ifsat eden bizlerdedir.
Anadolu Yakası için konuşacak olursak e5 altı ve e5 üstü arasında her anlamda uçurum olan ilimizdir. Yaşanacak bir istanbul varsa, tabii ki e5 in altidir.
bir arkadaşıma göre almanlar'ın elinde olsaydı daha güzel olacak şehirdi. sıkıysa herhangi bir oluşum bir tane ağaç kessin, bir dalını kırabilsin bir ağacının hele o boğazda...
"götüne sokarlar" diyor ki sosyoloji, hukuk ve kısmen siyaset bilgisi de var kendisinin ve haklı da işin garibi.
bazen düşünüyorum. almanlar'ın elinde olsaydı bu şehir. bu kadar sever miydim gene? uzaktan da olsa...
bir rüyadır istanbul, en olmayacak yerinde uyanılan türden hep.
şairlerin vazgeçemediği ne kadar çileli bir trafiği olsa da sevilen, yunanlıların almak için can attığı, asyayı avrupaya bağlayan türkiye'nin gizli başkenti.