anlayamadığım bir şekilde birdenbire aşırı bir sevgi duymaya başladığım şehir. düşündükçe mutlu oluyorum, ne oluyor anlamadım. belki de 'o' orada olduğu, orada nefes aldığı içindir.kim bilir.
istanbul içi sinekle dolu kapağı kapalı cam bir kavanozdur. sinekler de istanbul sakinleri..
sürekli aynı şeyleri yapıp, aynı yerlere giden 15 milyon civarı irili ufaklı sinek vardır ve genellikle aynı yolları (e5,tem) kullanırlar. iri sinekler daha hızlı ve daha büyük bir yarıçap etrafında dönerken, ufak sinekler sadece ileri geri (ev-iş, okul-ev) manevralar yaparlar. bu gariban sinekler kavanozun camından gördükleri şatafatlı objeleri (boğaz, kız kulesi, haydarpaşa..) giderek azalan bir hayranlıkla izleyip yaşama tutunmaya çalışırlar. kavanozun camına çarpan sinekler vardır, onlar da arada bir istanbuldan uzaklaşmayı başarabilenlerdir. hafif sersemleyip kısa süre sonra manasız ritüellerine kaldıkları yerden devam ederler. dışarıdan kavanoza girmek isteyen sinekler ise çok vahimdir. her geldiklerinde cama yapışıp minik boklarını bırakmadan gitmezler. ama bir de kavanozdan çıkıp gitmeyi başaranlar vardır ki... bir girip de çıkabilene selam olsun!
1 ay önce ilk defa geldiğim kalabalık ve renkli şehir. Toplu taşıma araçlarının kullanıldığı zaman şahsen trafikde hiçbir sorun yaşamadığım Antalya'ya nazaran sıcak olmayan herbir yerınde kulturel etkınlıklerın yogunca yaşandıgı tiyatroya ilgilenkerin hiç sıkılmıyacagını düşündüğüm nadide şehir
her köşesinde ki kalite ve kültürün hizla düştüğü üzerinde dolaşanlarının "özellikle yaşam kelimesini kullanmiyorum " on da dokuzu nun hayvansal iç güdülerle hareket ettiği yığınlar topluluğu.