yaşarken griliğinden,kalabalıgından,trafiğinden bıktıgımı ve baska bir şehirde yasayacagım için mutlu oldugumu düşündüğüm ama daha 1. ayımdayken çok özlediğimi aslında kendine bagladıgını anladıgım şehir.
70 milyon insanın ve farklı medeniyetlerin kültürünü barındıran,adeta tek başına bir ülke olan şehir.olağanüstü yapısı,tarihi güzellikleri ve dünya üzerinde tartışılmaz bir değeri vardır.
içinde yaşandıkça "izmir izmir" diye sayıklanan, ama "e o zaman dön izmir'ine" dendiğinde ise bir türlü bırakılamayan, bağımlılık yapan şehir. izmir aşığı birisi olarak demeliyim ki, tüm türk'lerin gözbebeğidir bu şehir.
istanbul'lu olmayan bilemez. farklıdır istanbul.
paris, manchester, milano, prag, amsterdam gibi sayılı şehirleri gezdim gördüm.
fakat hiç biri istanbul gibi değil inanın.
odun adamı şair yapabilecek şehir...*
bugün konuştuk bir arkadaşla. abi diyorum çok seviyorum, çok seviyorum ama olmuyor. yapamıyorum istanbulda. babamlar bu yaz gidecek ben de okul bittiğinde. gideceğim, çok seviyorum, aşığım bu şehre ama olmuyor, yapamıyorum. gideceğim...
teşhisi koyduk sonra. çok seviyorum. severken öldürmek gibi belki. çok seviyorsun ondan olmuyor dedi arkadaş. bildi. evet.
herkes öldürür sevdiğini diyor ya oscar wilde belki de onun gibi...
"burada yaşanır mı yahu, deli misiniz ?" çıkışlarıyla karşı olduğum şehirlerden biriydi istanbul. antalyada sakin bir hayat sürdürüp istanbulun kalabalığına, yoruculuğuna ve tehlikesine karşı böyle bir tutum sergilemek büyük doğrularımdandı. fakat anlıyorum ki, istanbul *-sakin bir hayat yaşamak- için değil ama -dolu dolu- yaşamak için özel ve donanımlı bir şehir. çeşitli müzik grupları, resim sergileri, yazar-felsefe vb kurslar, fuarlar.... mükemmel bir kültür-sanat çeşitliliği olan bu şehirde hayatını idame ettiren kişi, anlıyorum ki gerçekten müthiş bir şansa sahip. isteyen insanın kendini çok verimli bir şekilde geliştireceği, hayatını keyifli sürdüreceği bir şehir istanbul. insan şöyle bir istanbulda olan etkinlikleri inceleyince, balkona çıkıp "sen ne işe yarıyorsun" diye kendi yaşadığı şehre sitem edebilir. sanırım antalyanı işe yaradığı tek konu, rahat ve huzurlu bir hayat sürdürtebilmek. istanbul dışı şehirlerde bu ve benzeri etkinliklerin azlığı, hatta yokluğu yüzünden istanbul büyük bir öneme sahip bu konuda. bu kadar kalabalık ve tehlikeli olmasa tadından yenmeyecek. belki bu kadar kalabalık ve farklı kültürlere sahip olmasa, yukarıda saydığım çeşitliliklerde olmayacak tabi.
en yakın arkadaşlarımdan birini almasına karşılık olarak bana egomu geri veren, alacak vereceğimin kalmayıp hesabımı kapattığım dünyanın en güzel şehirlerinden biri.
değil terketmek, o gün oradan gidiyor olduğun fikri bile insanı çıldırtmaya yeten bi şehir bu.
bütün adiliğine, kahpeliğine rağmen o gün öyle masum görünür ki gözüne insanın ve öylesine çekici...
bütün arz-ı endamını kuşanır, sevdiğin adam olup dikilir karşına, "git gidebiliyorsan" der gibi meydan okuyarak...
öyle de acımasız öyle de umursamaz namussuz.
aşktır istanbul...
genellikle lisenin son yıllarında bir sanatçıya duyulan hayranlık gibi başlar...üniversite yıllarında bu hayranlık hala surebiliyorsa aşık olunmuştur istanbul a...
eline geçen her kalemle bi yerlere istanbul yazısını karalamaktır...
lafı geçtiğinde her zerrede hissedip,kocaman bi ahh! çekmektir...
tanımlamaya doyamamaktır...
istanbul demek rüya demektir
hiç görmedigin bi yere olan tutku demektir
istanbul demek mavi deniz renkli çiçekler demektir
istanbul demek aşk demek sevgi demek
istanbul tarih demek
iSTANBUL demek fatih demktir
istanbul demek mimar sinan demektir
istanbul demek herşey demektir
içinde kimi arasan vardır
hiç görmedigin sevgiliye olan özlem demek
istambul romanlarda ögrendigim çamlıcadır,
istanbul şiirlerde gördügüm mahmut pasadır
istanbul bir sestir.
istanbul bir yüzdür
istanbul kelimelerle anlatılmaz
bi yaşam biçimi belkide sadece bir düştür