hızına yetişebilmek için günde çift idman yapıp sağlam bir kondisyon depolamak gerekir.
o kadar alışmışım ki gittiğim her şehir bana yavan geliyor istanbul'un yanında. boğduğu zamanlar da oluyor ancak böyle zamanlarda kaçabileceğim bir sürü deniz ve göl kenarının olması, tekrar hayran kalmama yetiyor.
Baba parası yiyen haylaz çocuğun olgunlaşıp kendi ayakları üzerinde durması neyse, istanbul'un yazdan çıkıp kışa girmesi de o benim gözümde.
Samimiyetsiz, vıcık vıcık aylardan sonra gelen yağmur ve rüzgar adeta kurtardı güzelim şehri o pis sıcağın ellerinden. Artık sokakları daha boş, yükü daha hafif. Kışın bir başka Güzelsin be istanbul.
beton ile toprağın, gri ile yeşilin, dede ile torunun, kahkaha ile gözyaşının, nefret ile dostluğun, aşk ile paranın, isyan ile şükrün, sevap ile günahın, helal ile haramın, insan ile hayvanın, hilal ile haçın, cami ile kilisenin hem savaşı hem de dostluğudur istanbul.
dünyanın incisi, iki büyük kıtasını birleştiren, insana hayat veren tek muazzam şehirdir.
insanda aşk uyandıran,
bazen nefret ettiren,
kısmen isyan ettiren,
her an sürprizlerle dolu,
insan gibi onun da ömrü var sanki, insanların yaşayamadığı duyguları bile yaşadığını hissettiren şehirdir.
ilk aaşklara ilk nefretlere ilklerin hepsine de ev sahipliği yapabilen hayat dolu şehrimizdir.
herşeyiyle tarih kokan büyülü şehir. olmasaydı türkiye olmazdı. ingilizlerin ifadesi ile ; " bana istanbulu ver sana tüm ortadoğuyu vereyim " sözü ile kursaklarında kalan "bu sefer büyük lokma yuttuk galiba" dedikleri. "geldikleri gibi" defolup gittikleri şehir...
o güzel müzikleri ile kemal sunal, şener şen, ilyas salman filmlerini... muhteşem siyah beyaz sadri alışık filmlerinin zamanını anımsatır. bir başkaymış o zamanlar sanki daha sanat müziği imiş ama istanbul imiş yine.
ama asıl istanbul mermerlerin taşların işlendiği yüz yıl bin yıl öncesinden bakan ustaların şehridir. taşları konuşan istanbuldur.
bizimdir sıcaktır tatlıdır güzeldir olmazsa olmazdır. dünyanın en güzel şehridir her şekilde. bin yıllık sürgün gitmiş insanların özlemidir. anadoluya yemene fizana gidenlerin aşkıdır. sadri alışık gibi sanat müziğidir hafif rakı ile karışık biraz rüzgarlı deniz kokan 1960 ların siyah beyaz filmlerinde donup kalmıştır...
hala yankılanıyor sokaklarında feryadım.
ne zaman gelsem yağmur yağıyor, gözyaşlarımın üstüne.
gözü yaşlı ayrılık sahnemiz 8 senedir kapalı gişe oynuyor havaalanında..
çoğu gitme bile diyemez. ben dizlerimin üstüne çöktüm, bir çınar gibi devrildim..
seni dalımdan koparan o fırtınaya lanet okuyorum, günde beş vakit..